Burak profil resmi
650 okur puanı
13 Ara 2016 tarihinde katıldı.
  • Burak tekrar paylaştı.
    John Steinbeck 1962’de Nobel kazanmış değerli bir yazar. Hayatını kazanmak için çabalamış, birçok işte çalışmış, kitaplarında da çok iyi bir şekilde yansıttığı hayatın acımasız gerçeklerini tecrübe etmiş. Ki zaten böyle bir birikime sahip olmayan birinin, insanı bu denli etkileyebilecek eserler yazabileceğini düşünmüyorum… Steinbeck, kendi çabalarıyla Stanford Üniversitesi’ne gittiğinde sadece yazarlığına katkıda bulunacak derslere girmiş. Hayattan ne istediğini bilen birisi anlayacağınız. Düşünüyorum da iyi ki böylesine azimliymiş, bugünlere ulaşmış da bize onu okuma imkanı vermiş.
    İnci… Bu kitap beni çok etkiledi. Üzüntüden çeviremediğim, sinirimden parçalamak istediğim ya da hüzünlü bir tebessümle durakladığım sayfaları okudum bu kitapta. Garip bir dili var Steinbeck’in; Fareler ve İnsanlar’da da böyle olmuştum. Böyle ince ince değil, bıçak gibi sızlatıyor içinizde bir yerleri. Öyle süslü benzetmelerle de yapmıyor bunu. Salt gerçeği yazıyor. Gerçek en çok acıtan şey oluyor.

    Tomris Uyar'ın kitabın sunuş kısmında yazdığı çok hoşuma giden bir cümleyi paylaşmak istiyorum sizle. Bir nevi demeye çalıştığım şeylerin özeti gibi çünkü. “Çünkü Steinbeck, iflasların birbirini izlediği, işsizliğin, parasızlığın, açlığın kol gezdiği, insanoğlunun umudunun, var olma direncinin seyreldiği bir tarih anında olanca görkemiyle gerçek umudun türküsünü söylemiştir. Tozpembe olmayan gerçekçi umudun.”

    İnci, Kızıldereli Kino’nun üzerinden ayrımcılığı, hırsları, parasızlığı, insan olmanın zafiyetlerini anlatan kısa ama etkili bir kitap.
    Bebeğinin hastalığını tedavi edecek doktoru bulamayan bir babanın çaresizliği. Ve ardından bulduğu eşsiz inciyle birlikte insanların ona olan tepkisinin değişimi. Ardından Kino’nun değişimi.
    Size kitabın akışını anlatmak istemiyorum daha fazla. Kitabın ‘eşsiz bir inci’ üzerinden anlattığı ‘insan’dan bahsetmek istiyorum biraz da. İnandığı dinin kitabını okumayı bilmeyen bir adamın çaresizliğinden bahsetmek istiyorum. Kandırıldığını bildiği halde inanmaktan başka çaresi olmayan insanlardan, çaresiz ve güçsüz bırakılmış insanlardan bahsetmek istiyorum.
    İnci bir temsil bu kitapta.

    Yokluklara hapsedilmiş bir adamın hayallerini temsil ediyor ‘inci’. Güç karşında insanların ne denli insanlıktan çıkabileceğini anlatıyor. Ardından bir adamın hayallerine tutsak oluşunu anlatıyor.

    Tanıdık geldi mi biraz? (buradan sonrası spoiler)
    Açıkçası ben Steinbeck’in incisini, Tolkien’in yüzüğüne benzettim okurken. Kino “İnci benim canım oldu, ondan vazgeçersem canımdan da olurum” derken, Gollum hali hazırda ‘kıymetli’si için canından oluyor mu zaten?

    İnci Kino’nun en büyük kurtuluşu olabilecekken, en büyük kaybının nedeni oluveriyor birdenbire. Yüzük de böyle değil miydi sahi?

    Kino, gözü kararıp inci yüzünden karısını döverken, Smeagol da kardeşini öldürmedi mi bir yüzük uğruna?
    İnci’nin sonu, çıktığı suyun dibinde biterken; yüzük de yaratıldığı dağda yok edilmedi mi?
    Gollum canından olurken kıymetlisi için, Kino oğlundan olmadı mı ‘canım’ dediği için?

    Gelmek istediğim nokta; yüzük ya da inci semboller değişebilir ama bir şey aynı: İnsan…
    İnsanlar için güç, arkasını dönüp gidemeyeceği cazibeli bir tuzak aslında. Güce sahip olma ve yönetme hissiyle yanıp tutuşan insan, bir süre sonra gücün kölesi haline geleceğini fark edemiyor hiçbir zaman. Güce olan tutkunlukları, ona sahip olabilmek için verdikleri, feda ettikleri her şeyi gözlerinden siliyor. Güce olan hırs kaybedilenlerin önüne bir perde çekiyor. Çünkü kurban tek bir şeye odaklanıyor o anda: Sahip olacakları ve daha fazlası. Sonsuz bir doyumsuzluk... Kino’nun inciyle gerçekleştireceği tozpembe hayalleri vardı. Hayatın ondan çaldıklarını istedi inciden. Hayatın ondan çaldıklarını bir inciyle geri alabileceğini düşündü. İnci ilk önce araçtı.

    Güç ilk anda araçtır.

    Sonra karşısına zorluklar çıktı. İnci başına bir sürü dert açtı. İnci, hayatından daha çok şey çaldı. Ama o inciyi bırakmadı. İnci onun amacı oldu.

    Ardından güç yegane amaca dönüşür.

    Sonrası ise daha fazla kayıptan öteye gidememiş hiçbir zaman.

    Hani gerçekçi de olsa bir umut diyorduk? O ne oldu?
    Evet, umut yine var. Orada duruyor. Çok büyük bir klişe ya da basmakalıp bir ifade olsa da umut sevgide. Yine bir karşılaştırma yaparsam;

    İnci’yle olan macerasında Kino’nun yanında hep eşi vardı. Güçsüz olduğunda ona güç veren., hırpaladığında pes etmeyen, korktuğunda cesaretlendiren oydu… En sonunda kurtuluşuna yardım eden de oydu, tüm kayıplara rağmen.

    Frodo’nun yanındaki Sam gibi…

    Yazıyı İnci için yazdım ama bir tanıtım ve öneri yazısından çok bir karşılaştırma ve yorumlama yazısı gibi oldu. Kitabı okurken aklımdan sürekli geçen düşüncelerdi bunlar. Bunları paylaşmadan bu kitap hakkında bir şey yazamazdım sanırım. Yazsam da içime sinmezdi.
    Hatalarım yanlışlarım varsa affola.
    İyi okumalar :)
  • Benim için oturmasını kalkmasını bilen kızdır demiş Bülent'e.
    ..
    Oturmasını kalkmasını bilen ne demektir. Yani oturacağı yerde oturacak kalkacağı yerde kalkacak gibi mi? Misal oynanacak bir yerse kalkıp oynayacak, yok ağlanacak bir yerse oturup ağlayacak, mevlide giderse diz kıracak, diskoya giderse kopacak gibi mi? İkiyüzlü gibi mi? Neden durmasını ve koşmasını bilen değil, neden yaşamasını ve dirilmesini bilen değil? Bu oturmasını kalkmasını bilen kız, ya ayağa kalktığında, oturmasını bilmiyorsa! İçinde siyanürleşen kelimeleri her hücresini kaskatı bir tuğla parçasına çeviriyorsa... U dönüşleri yoksa bu kızın hayatında. İkiye bölünmeye direniyorsa. Ardına bakmadan bildiği yolda yürüyorsa! Ani kalkışları varsa bu kızın. Ani terk edişleri, ani çıkışları... Uzağa selam verip, imkânsızın selamını alıyorsa... Gündüzleri susarak, geceleri koşarak yetişeceği bir dünyası varsa... Yenilgiyi bile mücadelenin bir parçası olarak kabul ediyorsa. Kendince yenilgiler ilmihali yazıyorsa...
  • Adalet yoksa bir kalbin kımıldaması mıdır?
  • Neden birisine azıcık saygı duysanız, o kişi ilk önce o saygınlığı baltalamakla işe başlar. Neden birisine umut deseniz, gelip ilk önce sizin kalbinizde çırpınan serçeyi vurur. Neden ırmaklar çöle değil de denize akar. Neden yıldırımlar gelip de uysal ağaçları bulur. Neden?
650 okur puanı
13 Ara 2016 tarihinde katıldı.