Burak profil resmi
1076 okur puanı
13 Ara 2016 tarihinde katıldı.
  • 39. Allah dilediğini silip iptal eder, dilediğini de sabit bırakır. Bütün kitapların aslı Oʻnun yanındadır.

    Allah, kanunlar ve hükümlerden ve meleklerin sayfalarından kaldırmak istediği şeyi kaldırır. Onlardan istediğini de, hiç değiştirmeden olduğu gibi bırakır. İbn Abbas şöyle der: "Allah, dilediğini değiştirir ve onu kaldırır. Ancak ölüm, hayat, bedbahtlık ve mutluluğu değiştirmez. Çünkü O, bunlarla ilgili hükmü vermiştir." Bir görüşe göre, silmek de, bırakmak da herşey için geçerlidir. Zira, rivâyete göre Hattab oğlu Ömer (r.a.) Beytullah'ı tavaf eder, ağlar ve şöyle derdi: Ey Allahım! Eğer bana bedbahtlık veya günah yazmışsan onu sil. Çünkü sen dilediğini siler, dilediğini bırakırsın. Kitab'ın aslı senin yanındadır.
    Onu mutluluğa ve bağışlamaya çevir."

    Ebussuûd bu görüşü tercih etmiştir. Ibn
    Mesud'un görüşü de budur. Her kitabın aslı O'nun katındadır. Bu da Levh-i Mahfûzdur. Allah burada bütün eşyanın kaderini yazmıştır.
  • Sert ve haşin bir adam Hârûnürreşid'e gelerek:
    - Ey Mü'minlerin Emîri! Eğer dayanabilirseniz size nasihat etmek istiyorum. Fakat sözlerim biraz acı olacak, kusura bakma, demişti.
    -
    Hârûnürreşîd bu sert tabiatlı adama söz vermeden önce, nasihatlerin bile kalp kırmayacak uygun bir üslüpla yapılması gerektiğini şöyle hatırlattı:

    - Eğer sözünü yumuşak bir eda ile söylersen, seni dinlerim. Yoksa nasihatin nasıl yapılması gerektiğini sana acı bir şekilde öğretirim. Zira sen Hz. Mûsa'dan büyük, ben de Firavun'dan kötü değilim. Cenâb-i Hakk 'in Hz. Mûsa ile kardeşi Hz. Hârûn'u Firavun'a gönderirken: "Ona yumuşak söz söyleyin!" dediğini bilmiyor musun?
  • "Allah'tan korkan kimseler, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever."
    (Al-i İmrân sûresi (3), 134)

    Nefsin derinliklerinden köpüre köpüre gelen öfke selini durdurmak, bir adım daha öteye giderek kusur işleyeni bağışlamak büyük bir fazilettir. Şahsına karşı yapılan kabalıklara tahammül etmek, insanların hatalarını hoşgörmek üstün ahlâk sahiplerinin yapabileceği bir büyüklüktür.
    Peygamber Efendimiz'in sevgili torunu Hz. Hasan'ın, öfkeyi yutup suç bağışlama konusunda pek güzel bir davranışı vardır.

    Bir gün Hz. Hasan'ın kölesi elindeki tabağı düşürerek efendisinin elbisesini kirletmişti. Bu dikkatsizliği sebebiyle cezâ göreceğini zanneden köle, yukarıdaki âyet-i kerîmenin "Onlar ki, öfkelerini yenerler" kısmını okuyuverdi. Hz. Hasan köleye bakarak: "Yendim" dedi. Köle âyetin "Ve onlar insanları affeder" bölümünü okuyunca Hz. Hasan "Bağışladım" dedi. Buna çok sevinen köle âyeti tamamlayarak "Ve Allah iyilik edenleri sever" deyince, Hz. Hasan: "Ben de seni âzâd ettim" dedi ve köleye 400 gümüş akçe vererek onu hürriyetine kavuşturdu. Bu olay tâbiînin büyük
    alimlerinden Meymûn İbni Mihrân için de anlatılır.

    Öfkeyi yutmak, hatayı bağışlamak şahsa karşı işlenen suçlarda söz konusudur. Yapılan suç toplumu ilgilendiriyorsa, o zaman her şeyden önce adil davranmak, doğruyu yanlışı ortaya koymak gerekir. Cemiyete karşı işlenen suçları bağışlamaya kimsenin yetkisi yoktur. Böyle bir suçlu bağışlanacak olursa, daha büyük haksızlıkların yapılmasına göz yumulmuş olur.

    Şahsi meseleler için kızmak iyi bir davranış değildir. Fakat Allah'a ve onun dinine karşı işlenen suçlar için suçlulara kızmak bir fazilettir.
  • Burak paylaştı.
    248 syf.
    ·5 günde
    Evvela etkinlik ile beraber kitabı okumama vesile olan | Muhayyîr | محير hocama müteşekkirim, güzel bir yaz programıyla Ahlak okumalarına ilk kitap ile başlamış olduk, elhamdulillah. Kitabımıza geçmeden evvel belirtmek isterim ki ne söylesem noksan kalacak, ne kadar yazsam da ifade edememenin hissiyatı ile silinenler yazılanlardan ziyadesiyle fazla olacak. Ve söylemeye gayret ettiklerim, hocamızın sadece kitabından olmayıp canlı yayından kitap üzerine yaptığı söyleşiden notlar da içermektedir. Noksanlarıyla beraber Aff ola. Bu sefer bir değişiklik yapalım, olur ya satırların sonuna gelemeyiz belki biz bu sefer kitapları falan kişi şu konu dikkatini çekiyorsa okuyalım demek yerine hepimiz okuyalım diyerek gönül rahatlığıyla söyleyelim. İhtiyacımız var ziyadesiyle...

    İnsan kelimesi kök itibari ile ins’tir, üns’tür. Ünsiyet kurmak, yakın olmak, muhabbet etmek ister yâr ve yâren olmak, ahbab olmak isteyip, iletişime geçmek ister. Birçok kişi ile mülâki oluyoruz, birçok kişi girip çıkıyor hayatımıza fakat biz bir yerlerde susup içimize çekilmek istiyoruz. Ne edebiyatını yaptığımız yalnızlık iyi geliyor ne de iletişimsizlik, sevgisizlik üzerine kurulan ilişkilerimiz. Anlatılanı dinlemeyip, konuşmak için sıra bekliyoruz. Öğüt kabul etmiyor, sayfalarca nasihat veriyoruz. Konuşuyoruz ama amel edemiyoruz. Ve düşüyoruz...

    Gayya kuyusuna düşmüş bir insan için tek çare ışığı görmek veyahut Kemal Sayar’ın dediği gibi “Doktorum, Gayya kuyusuna inmek istemem, Bana bir ip uzat...” dediği mısradaki ip’e ulaşmaktır. Tabip kimdi ? İp neydi ? Her insanın içi bir kuyudur, her insan biraz karanlık, çabaladığı kadar aydınlıkta, çabaladığı kadar ayaktadır. İnsani ilişkilerde ilahi ölçü diyor M. Emin hoca. Aslında olması gerekeni ifade ederken fazla kavramlardan kaçınılması gerek diye düşünüyorum. Misal biz İnsani ilişkilerde ölçü demeseydik bunu Rabbimizin bize emrettiği ile bağdaştıramayacak mıydık ? Veyahut bağdaştırmıyor muyduk da böyle bir başlık seçildi. Demek ki öyle. O zaman başta sorduğum suale cevap olarak Tabip belli şifa olan ip aşikâr diye eklemek istiyorum. Şifamız Kitabullah’ta ve Resulullah’ın mübarek hayatında. Dünyanın en meşhur bayat fıkrası gibi birçok iletişim kitapları, Hocamızın da dediği gibi iletişimsizliği aşılayan kitaplardan iletişimin mihenk taşına bakamıyoruz. Anahtarı evimizde kaybettik, dışarda arıyoruz. Eğer biz İlahi ölçülere riayet etmiş olsa idik, Örnek olanı dikkate alabilseydik, bunca cümleler, kırgınlıklar, tartışmalar, anlaşılmazlıklar bir olup kördüğüm misali birbirine bağlanmaz, anlaşılmamız en mühimi anlamamız namütenâhi imkansız gelmezdi. #74532192

    Anlamak mı ? Anlaşılmak mı ? #74311070.
    Hepimiz Anlaşılamamanın sancısı ile kıvranırken acaba anlamak icin gayret ediyor muyuz ? İletişimin temel maddesinin anlaşılmaktan önce anlamak olduğu hepimiz indinde mâlumdur. Ama beşeriz ya hep bir beklenti içerisindeyiz. Kendimizi anlayamadan ne istediğimizi bilmeden, kendi içimizde kendimizi çözemeden bir başkalarından bizimle sağlıklı iletişim kurmasını bekliyoruz. Beklentilerimizin karşılanmaması ile beraber bir kez daha içimize düşüyoruz.


    Kitabımız 6 bölüm olup Muhammed Emin hoca sağlıklıklı ilişkiler kurabilmek için iletişimi 4 ana başlık altında topluyor, bu 4 temeli de 4 anahtar kavram ile bütünleştiriyor. Anahtar kavramların boşluklarını bir başkasında şikayet ettiğimiz, kendimiz de kusurda ihmal ettiğimiz bir başka kavramlar ile dolduruyor.

    1- İnsanın kendisiyle ilişkisi
    2- İnsan - Allah ilişkisi
    3- İnsan - eşya ilişkisi
    4- İnsan - insan ilişkisi.

    Diğer 2 kısım ise “ insani ilişkilerde on altın kural” ve “ Kuran’da Diyalog”

    1- İnsanın kendisi ile bir ilişki kurabilmesi için muhâkeme beceresinin kuvvetli olabilmesi gerekmektedir. Muhasebe, Muhatabe, Muagabe dediğimiz iç mahkemeyi kendine yalan söylemeden idare edebildiği vakit kendini anlama yolunda başarısı göz ardı edilmeyecek ve devamında ilişki kurması gereken canlı veya cansızlar ile daha sağlam temeller üzerine iletişim kuracaktır. Kavramları gözden geçirirsek Muhammed Emin hoca: “Muhasebe, iyi ve yanlışların ortaya konması; muhatebe ise bu iyi ve yanlışların ortaya çıkma sebeplerinin araştırılmasıdır. Mesela, insan yalan söylediğini fark etti, muhasebe sonucunda ortaya böyle bir envanter çıkardı. İşte tam o noktada sorgulama başlayacak ve bu yalanın sebebi araştırılacaktır.... Muagabe, sorgu sonrası kişinin kendi kendisine ceza vermesidir. Yani kişi, yalanının sebebini buldu ve bundan sonra da yapmamak üzere iç dünyasıyla sözleşti. Peki bir daha yaparsa ne olmalı?” diye kendi nefsini cezalandırdığı yerdir, diyor. Kişinin kendine söz geçirmesi evvela şahsına sonra hitap ettiği topluma saygı göstermesi ve saygınlık ve itibar görmesi demektir. Kişinin içinde yaşadığı tutarsızlıklar, kararlarına duyduğu saygı karşısındaki insana duyacağı saygıyla da orantılı mıdır ?
    Hülâsa ben iyiysem benimle kurulan iletişimler de iyidir. Anahtar kavramımızın kendimizle olan ilişkide “irade” olduğunu söylüyor hocamız. Eğer sen kendini Allah’ı memnun etmek için sarf edemiyorsan iradenin yerini tembellik alıyor, diye ekliyor.

    2- Önemli diğer bir husus ise Allah ile olan ilişkimiz.
    Peygamber efendimiz buyuruyor ki “Men arafe nefse fekad arefe rabbe”
    “Kim kendi nefsini tanırsa, muhakkakki Allah’ı da tanır” Tanıdığımızı bildiğimiz zannına kapılıyoruz. Bilmek sevmek diyoruz. Zira isimden öteye geçememek bilmek değildir. Bilmek sevdiğinin ne sevdiğini ve ne sevmediğini bilmek muhatap olurken hâddini bilmek, incitmemek dememektir. Peki ya biliyor muyuz sevdiğimiz neleri seviyor ? #74548003 / #74548378 Kendini ve devamında Rabbini bilen insan Rabbinin koyduğu ölçüler yaşamda ona kolaylık sağlayacak ve rehber olarak gönlünde olması vesilesi ile ömrüne yoldaş olacak, ferahlık verecektir. Rabbimiz ile olan ilişkimizde anahtar kavramımız ihlas. İhlasın yokluğu yerini bize riyaya baktığına değiniyor hocamız. Zira kişi Allah’ı unuttuğu zaman dünyaya yönelir. Kim beğenir ? nasıl beğenir? Kim gördü ? düşüncesine kapılıp o yokluğu olmayan bir varlık ile doldurmaya çalışır.

    3- İnsan - eşya ilişkisi. Çok kalabalığız. Özellikle madden. Maddeden sıyrılıp mana için inzivaya çekilmek mücadele gerektiriyor. Ya çok yeriyoruz ya çok yüceltiyoruz. Kimi zaman bir kumaşa, zaman zaman bir teknolojik alete tapıyoruz. Peki anahtar kelimemiz nedir ? İkram. Verenin verilenden yüce olduğunu hatırlardan çıkarmayıp, bahşedileni bahşetmek, Allah için, Allah yolunda. İkramın olmadığı yerde ise ihanet yer alıyor. Doğaya, oturduğumuz konutlara, soluduğumuz havaya...

    Ve hepsinden zor olanı,
    4- İnsan - insan ilişkisi
    Hepimiz ilişkilerimizde mükemmel olmak istiyoruz. En iyi konumuna koymak için kendimizi didiniyoruz. En iyi öğretmen, en iyi doktor, en iyi mühendis vs. vs. İliskilerimiz menfaatler halkasının dışında dönüp duruyor. Sevgi eksenli bakamıyoruz. Kusurları bulmanın kusurları örtmekten efdal olduğu zannıyla kimin hatası var ise yüzüne çarpıyoruz. Usul ve vusül olarak yanlışlarımız var. Hakikati yanlış üslubun arkasında bir mümin kardeşimize kafire olan öfkemiz ile söyleyebiliyoruz. Bazen bir zalimi merhamet penceresinden seyredebiliyoruz. Yaklaşırken yanıyoruz belki de yakıyoruz. Sözün doğruluğundan ziyade şahsa odaklanıyoruz. Dilin keskinliğini, mesafenin ölçüsünü, muhatabın zaafiyetlerini ihmal ediyoruz. Ve en önemlisi kendimize istediklerimizi kardeşlerimize isteyebiliyor muyuz ? Anahtar kelimemiz İsâr. Yokluğunu bencilliğe bırakıyor. Sadece ben diyorsak bir yerlerde çıkmazdayız demektir.

    ***
    10 altın kural var ki kitapta zikredilen Mübarek Efendimizin bizzat fiili ile kuvvetlenmiş o kuralları tekrardan hayatımıza geçirmek, amel etmek bizim ilişkilerimizde ki toparlanamayışımıza ilaç olacak.
    Sevgi ve nefrette dengeli olmak, hak edene hak ettiği kadar değer vermek, gereksiz insan olmadığını bilmek gibi...

    Ve kitabın en son kısmı “Kuranda Diyaloglar”
    Baba-oğul ilişkisi, kardeş - kardeş ilişkisi, iş ortaklıkları, ev sahipliği gibi bir çok konu üzerinde Peygamberler üzerinden misaller ile açıklanmıştır. Hitap biçimden konu üzerinde uygun olan ölçüyü Kuranı Kerim vesilesi ile nakl edilmiştir.

    Yaradana hamd olsun ki başı boş bırakmadı. Her sualin her cevabı belli. Cenabı Mevla aradığımız her şeyi kitabında zikrediyor. Bize düşen Hakk’ı hakkıyla anlayabilmek. Ve bir not düşecek olacaksak kötü hiçbir ilişkimiz bir yara değil, tecrübedir. Zalim, alim de olabilir. Alim, cahil de. Peygamber Efendimizin duası üzerine “Yarabbi sen benim ayağımı sabit kıl.”
  • Burak paylaştı.
    68. Eğer seninle mücâdeleye girişecek olurlarsa de ki: "Allah yapmakta olduğunuz şeyleri çok iyi bilmektedir."

    69. "Allah, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda, kıyâmet günü aranızda hükmünü verecektir."

    70. Bilmez misin ki, Allah gökte ve yerde ne varsa, her ne olup bitiyorsa hepsini çok iyi bilmektedir. Bunların hepsi bir kitapta yazılıdır. Şüphesiz bunları bilmek, Allah için pek kolaydır.

    Burada Yüce Allah'ın kullarına öğrettiği güzel bir edep vardır. Bu da işi yokuşa sürmek ve sırf tartışma yapmak için inatlaşan kimselere karşı
    takınılması gereken tavırdır. Böyle kimselere cevap vermemeli ve onlarla tartışmamalıdır. Rabbimizin, Peygamberimiz (s.a.v.)'e öğrettiği bu söz ile onların inatlaşmaları defedilmelidir.
    Ömer Çelik
    Sayfa 441 - Erkam Yayınları, 3. Cilt, Hac Sûresi tefsiri
1076 okur puanı
13 Ara 2016 tarihinde katıldı.
2020
55/72
77%
55 kitap
13.549 sayfa
487 alıntı
13 günde 1 kitap okumalı.