Hiç bir hataya yer vermeyen deniz, tüm kesinliğiyle önümde uzanıyordu. Aidiyet içeren bir teslimiyetle bu kesinliğin biçtiği yargıyı izlemek kalmıştı bana. Ve ben izledikçe içimde bir sıkıntı büyüyordu. Bir yanıyla tanıdık ama neye dair olduğu belirsiz bir iç sıkıntısı.
Yıllardır hapsolduğum hayatın içinde zorunlu bir yaşam sürmüştüm. Sanki bana verilmiş bir ceza gibi kime ait olduğu belirsiz ama bana çok yabancı kel yaşamın susuz kıyısında dolanmıştım. Bu yaşam bana ait değildi ve kime ait olduğunu da bilmiyordum. Emanet bir yaşamın içinde ve geri vermek için geçmesi gereken bir süre varmış gibi öylesine yaşamıştım.
Hayatla girdiğim her ikili mücadele bir başka mücadeleyi de beraberinde getirdi. Bu doğurgan kavgada kazanan kimdi bilmiyordum ama yorulan hep bendim. Ne zaman içine güvenle yerleşebileceğim bir hayat kursam, bir süre sonra büyük olayların yarattığı yıkımın parçasına dönüşmekten kurtulamıyordum.