Yürekler arasında, hikayeler arasında köprüler kurmak zorundayız. İnsan, yaşadığımız zaman ve mekanda giderek önemsiz bir varlığa dönüşüyor. Yaşamak için sebep bulamıyor. İşitilmeye değer önemde olmadığı düşüncesi pek çok ruhsal rahatsızlığa zemin hazırlıyor. Her insan evladı dünyada biricik olmak ister. Değer görmek, değer katmak, bir şeye tesir edebilmek ister. Yaşadığımız mekanlar ve zamanlar, insanın o biricik varlığını siliyor ve onu kolaylıkla ikame edilebilir, kenara atılabilirz gözden çıkarılabilir bir "şey"e dönüştürüyor.
Sadece sosyal ağlar zayıflamıyor, bir ailenin yüz yüze geldiği, sohbet edebildiği sofralarda kayıplara karışıyor. Hiperbireycilik çağında insanlar birbirini gözetmekten, birbirlerine kol kanat germekten uzaklaşıyorlar. Mahalle kültürü dediğimiz şey yitip gittikçe, bir diğerinin esenliğini gözetmek değerli olmaktan çıkıyor. Oysa "güven" bir toplumu ayakta tutan en önemli sermayedir.