"İşitin ey yarenler; aşk bir güneşe benzer .
Aşkı olmayan kişi misal-i taşa benzer. Taş gönülde ne biter; dilinde ağu tüter .
Nice yumuşak söylese sözü savaşa benzer."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Su Nerdeyse Gemi Oradadır
Hatibin biri camide cemaate cuma vaazı verirken infak etmenin faziletlerini oldukça yüksek bir perdeden, aşk ve şevk ile cömertliğin, ihtiyaç sahiplerine yardım edip kol kanat germenin faziletini anlatıyormuş. Evi de camiye yakın olduğundan hatibin eşi kocasının anlattıklarını duyunca çok etkilenmis. "Bizim efendiyi böyle bilmezdim, meğer ne kadar da cömert birisiymiş" diye içinden geçirmiş. Bu esnada hırpani vaziyette, oldukça fakir bir zat, hatibin evine gelmis, fakru zaruret içinde olduğunu söyleyerek yardım istemiş. O da cömertliğine ilk defa vaazıyla şahit olduğu kocasının sözlerinin derin etkisiyle evde ne var ne yok o fakire infak edivermiş. Hatip eve gelince bir bakmış ki evde hiçbir şey kalmamış, ev tam takır. Hanımına demiş ki: "Ne oldu hatun? Eve hırsız mı girdi? Bu ne hal? Hanımı da "Vallahi Efendi! Ben seni böylesine cömert bilmezdim. Cemaate yaptığın nasihatlere kulak verdim. Bu nasihatler beni çok etkiledi. Bu esnada bir fakir geldi ve benden Allah rızası için yardım istedi. Ben de senin sözlerinin tesiriyle evde ne var ne yok ona verdim." demiş. Hatip de demiş ki: "Yahu hatun! Sen ne yaptın? Ben onları cemaate dedim, sana demedim ki..." Fıkra bu kadar.
Şu gördüğün duvarlar ki kimi Taif'tir, kimi Hayber'dir.
Fethedemedik ya Muhammed senelerdir.
Ne doğruluk doğru; ne iyilik iyi.
Bahçende en güzel dal, unuttu yemiş vermeyi.
Günahın kursağında haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar; Semave'yi boşaltıp Save'yi dolduranlar.
Atını hendeklerden bir atlayışla aşırdı aşıranlar.
Ağlasın Yesrib, Ağlasın Selman'lar!
Hz. Süleyman bir gün uçan bir halıyla ülke üzerinde uçuyormuş. Bir taraftan da kendi kendine diyormuş: "Ne kadar güzel köşklerim, saraylarım va kadar harika bağlarım, bostanlarım, hanlarım, hamamlarım var!" Bu esnada halı eğrilmeye başlamış. Hz. Süleyman demiş ki: "Halı doğrul!" Ama halı biraz daha eğrilmiş. H.z Süleyman tekrarlamış: "Halı doğrull" Halı biraz daha egrilmiş. Öyle bir noktaya gelmiş ki Allah'ın peygamberi düştü düşecek. Bu defa Hz. Süleyman oldukça ciddi ve sert bir ses tonuyla demiş ki: "Ben Allah'ın kutlu peygamberi cihan hükümdarı Süleyman. Halı doğrul!" Halı dile gelmiş ve demiş ki: "Süleyman önce sen doğrul! Çünkü bu bağlar , bostanlar, bu köşkler bu saraylar, bu hanlar bu hamamlar senin değil sana emanet. Bunların sahibi yerin ve göğün mülkünü elinde bulunduran Aziz ve Celil olan Allah Onun için Süleyman önce sen doğrul!"
Bu hadiseyi anlattıktan sonra hocam bir mesaj vermişti ve demişti ki: "Halımın doğrulmasını istiyorsam önce be doğrulacağım. Halimin doğrulmasını istiyorsam önce ben doğrulacağım. Halamın doğrulmasını istiyorsam ve de amcamın, teyzemin, annemin, babamın, eşimin, evladımın, kardeşimin, üst komşumun, alt koşumun, amir isem memurumun, öğretmen isem öğrencimin doğrulmasını istiyorsam önce ben doğrulacağım.