ruhumuz, evlenmemiş anneleri onları doğururken ölen yetimlere benzer, babamızın kim olduğu bir sır olarak analarımızın mezarında durur ve ancak oraya gidince öğreniriz bunu.
tüm insanlar balina halatlarıyla sarmalanmış yaşarlar. hepsi boyunlarının etrafında bir ilmekle doğmuştur ama faniler yalnızca ölümün o ani ve hızlı döngüsüne kapıldıkları zaman fark ederler hayatın her zaman var olan sessiz ve göze batmayan tehlikelerini. bir filozofsanız şayet, balina sandalında otururken bir akşam şöminenizin başında yanınızda zıpkın değil de bir maşayla otururken duyacağınız korkudan bir nebze fazla korku hissetmezsiniz yüreğinizde.
düşünün bütün bunları ve sonra dönüp bir bakın bu yeşil, nazik ve uysal dünyaya; ikisini bir arada düşünün, dünyayı ve denizi; kendi içinizdeki bir şeyle tuhaf bir benzerlik kurmuyor musunuz? insanı dehşete düşüren okyanusun bu yemyeşil karayı çevrelediği gibi, insanoğlunun ruhunda sa kendini çevreden bir ada gibi soyutlamış huzur ve neşe dolu bir Tahiti vardır fakat çevresi hayat denilen, yarısı ne olduğu bilinmeyen bir dehşet çemberiyle sarılmıştır. tanrı tutsun seni o adada. sakın uzaklaşma o adadan, bir daha asla geri dönemezsin.