Okur olarak beni en çok etkileyen yönü, yazarın akıl ile iman arasında bir çatışma kurmaması oldu. Aksine, düşünmenin imanı zayıflatmadığını; doğru bir düşünmenin imanı derinleştirdiğini savunuyor. Bu yaklaşım, özellikle modern dünyada zihni sorularla dolu olan okurlar için rahatlatıcı ve cesaret verici.
Kitabın dili sade ve anlaşılır. Felsefî ve dinî meseleler ele alınmasına rağmen, ağır bir anlatım tercih edilmemiş. Bu da kitabı sadece akademik çevrelere değil, kendini ve inancını sorgulayan her okura hitap eder hâle getiriyor.
Zaman zaman okur, satır aralarında kendini sorgulanıyor gibi hissedebiliyor. Ancak bu sorgulama rahatsız edici değil; aksine, insanı daha bilinçli bir inanca davet eden bir çağrı niteliğinde. Kitap, cevaplardan çok doğru sorular bırakıyor ve belki de en kıymetli tarafı da bu.
Sonuç olarak Nasıl İnanmalı?, inancı ezberden yaşamak istemeyen; inandığı şeyin farkında olmak isteyen okurlar için önemli bir durak. Kitabı bitirdiğimde, daha “çok şey öğrendim”den ziyade, “daha doğru düşünmeye başladım” hissi kaldı bende. Bu da kitabın amacına ulaştığını gösteriyor.