İslam, tekrar özünde olduğu şey olmak zorundadır. Bu da Allah adına adaletsizlik, cehalet, hastalıklar ve pisliği protesto ve bunlarla mücadeledir. Günümüz yöneticilerinin yapageldikleri şeye son verilmelidir. Bu yöneticilerin bazıları İslam'ı kendi siyasi emelleri için kullanırken bazıları da İslami olan her şeye karşı açık bir savaş yürütür. İslam'ın kendi siyasetini tanımlaması gerekiyor. Kendi savaşçılarını toplayıp sağlam saflar oluşturmalıdır. Fikren İslam'a sadık yeni güçler bulunması gereklidir. Bu yeni İslam gücü Cezayirliler, Libyalılar, Iraklılar, Afganlar, Somalililer ya da Nijeryalılar olarak düşünüp hareket etmeye son vermelidir.Bunlar ve diğerlerinin tamamı sadece Müslüman olmalıdır. Siyasetleri Arap, Türk, Fars ya da Endonezyalı siyaseti değil sadece İslam siyaseti olmalıdır. Eğer bu yapılmazsa, o takdirde Allah'ın Tevbe suresindeki tehdidinin gerçekleşmesini bekleyebiliriz: "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım-akrabanız, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından endişe ettiğiniz ticaretiniz ve hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve O'nun yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah buyruğunu (kıyameti) gerçekleştirinceye kadar bekleyin. Allah günaha saplanmış kimseleri hidayete erdirmez," (Tevbe, 24). Şimdiye kadar yaşanan mağlubiyetler ikaz olarak bize yetmez mi?
İlk Müslümanlar olağanüstü insanlardı; fakat aynı zamanda organize olmuş savaşçılardı. Çünkü İslam, bir düşünme şekli olmaktan çok bir ifa şekli, bir felsefe olmaktan çok bir hayat pratiğidir...
Her zaman meselelerin neticeleriyle mücadele ederken kaynaklarına inmeye yetişemiyor ve hep geç kalıyoruz. Bu nedenle de kendimize şu mukadder soruyu yöneltiyoruz: Bu dünyanın diğer bir köşesinde yeni bir Filistin, hatta iki tanesi ya da daha fazlası şu anda yaratılıyor mu?
İslam'ın ilerlemesi -diğer her tür ilerleme için geçerli olduğu gibi- sakin ve itaatkâr kişiler sayesinde değil cesur ve direnişçi olanlar sayesinde olacaktır.