Okuyorsun. Deliligin sınırında görüldüğünü, bu tutkunun romantik bir hastalık olarak tanımladığını bildiğin halde durmuyorsun. Sevdiğin bir yazarın yeni çıkmış kitabını birileri senden önce ulaşınca sıkılıyorsun. Kitaplığından çalınan bir kitap için en yanan dedektif’ten daha haşin bir takibe başlamaya her daim hazırsın.
Sen bir okursun. Masanda, çantanda, başucunda her zaman bir kitap var. Gece lambanı söndürmeden önce son gördüğünün bir kitap olmasını istiyorsun. Uykuya dalmadan zihnine dolaşan görüntülerde, o kitap kapağının da yeri oluyor, yoksa uyuyamıyorsun. Dünyanı kitaplarınla kuruyorsun. Gittiğin yerleri, gördüğün manzaraları, tattığın lezzetleri bile kitapların belirliyor.
Bir cümlenin altını çizmek… Neden? Kitabı bir daha elimize aldığımızda nerelere öncelik verdigimizi hemen görebilmek için mi, başkalarına ödünç verdiğimizde (işin garibi bunu da pek yapmayız) altını çizdiğimiz cümlelere bakarak bizi daha iyi tanımalarını sağlamak için mi, içine girdiğimiz kurmaca dünyanın haritasında izler bırakabilmek için mi yoksa yazarın eşit uzaklıkta durduğu cümleler arasındaki dengeyi bozbilmek için mi? Belki de hepsi… Biz neden kitap okurken bazı cümlelerin altını çiziyoruz?