‘bir kitapta, insan ait olduğu yeri bulana dek gurbettedir, yazıyordu hani. ait olduğu bir yer yoktu. bütün aidiyetleri kaybetmenin teessürü ile bir yabancı gibi yürüyordu dünya yüzeyinde. binlerce kervan arasında, tanıdık bir sima bulamamak gibi arafta; mahzun, masum ve mahrumdu. küçük bir çocuğun nihayet bir yerde, büyüdüğünü anladığı o an gibi sarsıcı bir hal üzere yaşıyordu.’
‘kandırılmadı insan, kandırılmak istedi! yalanlar avutsun onu istedi belki de. fakat hakikat ile yüzleşince, kendini değil de başkalarını suçladı. böylesi daha kolaydı çünkü, daha makul. insan kendine itiraf edemese bile kandırıldığının çoğunlukla farkındadır. peki aynı
acımasız düşünceleri, bir hançer gibi kendi gögsüne de saplayabilir mi?’