Bazı kitapları anlatmak zordur çünkü konuya değil, bıraktığı hisse dönüşürler.
Algernon'a Çiçekler tam olarak böyle bir kitaptı benim için. Yıllardır karşıma çıkıyordu ama ne yorumlarını okudum ne de konusunu araştırdım. Belki de bu yüzden Charlie'nin hikâyesi beni bu kadar derinden etkiledi.
Sayfalar ilerledikçe sadece bir karakteri değil; anlaşılma isteğini, yalnızlığı, sevgiyi ve insan olmanın kırılgan yanlarını okudum. Kitabı bitirdiğimde ise içimde uzun süre kalacak bir hüzün kaldı.
Bazı hikâyeler son sayfada bitmiyor. Charlie de onlardan biri oldu. 🌺📖❤️
Bazı kitaplar okunur ve unutulur, bazıları ise bittikten sonra bile zihninizde yaşamaya devam eder. Algernon'a Çiçekler benim için ikinci grupta yer aldı.
Kitaba başlarken konusu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordum. Bu kadar popüler olmasına rağmen yorumlarını da okumamıştım. Açıkçası bambaşka bir hikâye bekliyordum. Fakat karşıma çıkan şey, yalnızca bir karakterin değişimi değil; insan olmanın, anlaşılmanın ve sevilmenin ne kadar değerli olduğunu anlatan çok etkileyici bir hikâyeydi.
Charlie'nin yaşadıkları boyunca umutlandım, sevindim, üzüldüm ve zaman zaman kalbim kırıldı. Özellikle son sayfalarda gözlerim doldu. Daniel Keyes'in Charlie'nin gelişimini yazım diliyle hissettirmesi de kitabı çok daha özel kılmış.
Şimdi dönüp baktığımda bu kitabın neden yıllardır bu kadar çok sevildiğini çok iyi anlıyorum. Beni hem düşündüren hem de derinden duygulandıran unutulmaz bir okuma oldu.
"Lütfen ara sıra Algernon'un mezarına gidip çiçek bırakın..."
Bu cümleyi okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.