(...) Büyük Doğu-İBDA diline âşinâ olanlar ise, diğerlerinin anlayamadığı pek çok inceliği kendiliğinden kavramlaştırıyorlar. Bu, Büyük Doğu-İBDA dilinin, “teorik dil” olmanın yanında, aynı zamanda “düşünce sistemi” ve “diyalektik” mânâlarını da kapsamasıdır. Bu dili öğrenmeye başlayanlar, belli bir düşünce sistemine ve fikir düzenine kavuşur ve diğer herkesten daha büyük bir hakikat anlayışına yol bulurlar. İster Batıcı olsun, Batı kuyrukçusu, ister Doğucu olsun, Doğu’nun döküntüsü, bugüne dek hiç kimsenin yanına yaklaşamadığı fikir ve sanat meselelerini, İbdacıların cesaretle göğüslediğini ve çözüm yoluna soktuklarını görürsünüz. Tekrar edelim, ister Batı kuyrukçusu olsun, ister Doğu’nun döküntüsü; ve hattâ gerçek Batılı ve gerçek Doğulu…
Türkiye’de “dünya çapında” olan tek fikir budur:
“Fert-toplum" meselesi gibi girift bir mevzuda işin alfabesinden habersiz fikir tüysüzü, "toplumcu" şiirler yazar. Veya "fikirden süzülen şiir" edâsında, şiirin tabiî yapısında olan müphemlik, gizlilik, gölge unsurları, keleşliğin avantajı gibi kullanır. Anlayan ve "tenkid şuuru" olan için hemen anlaşılan bu husus, içinde bulunduğumuz kültür ikliminde ve özellikle iyi niyeti safdillik sanan çoğunlukça anlaşılmaz… Bu bakımdan, özellikle bizim toplum açısından, şunu bir ilke hâlinde söyleyebiliriz:
Fikirden süzülme şiirinden önce, mücerret mânâda san'at kumaşını gösterecek fikrini görelim! (Salih Mirzabeyoğlu, İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞ, s. 175.)
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Nisan 1996), -ANADOLU KÜLTÜR İNKILÂBI SÜRECİNDE TEORİK DİL, TEORİK DÜŞÜNCE ve TENKİD ŞUURU- (Teorik Dil, Teorik Düşünce ve Tenkid Şuuru)