• “Farz namazlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.”

    (Müslim, Sıyâm, 202, 203)
  • Rüya, (bastırılmış ve frenlenmiş) bir arzunun, (kılık değiştirmiş) tatminidir. (Sayfa 203)

    Birçok insanın cinsel yapısında,mazoşist bir unsur vardır.Bu unsur , saldırgan ve sadist karşıtının tersyüz olmasıyla meydana gelmiştir.Bu tür insanlara "ideal" mazoşistler denir.Hazzı, kendilerine verilen bedensel acıda değil,aşağılamada ve ruhsal eziyette bulurlar.Bu gibi kişilerin arzu karşıtı rüyalar ve keyifsizlik rüyaları görüyor olmaları, akla yakın bir husus.Söz konusu rüyalar onlara göre birer arzu tatmininden , mazoşist eğilimlerinin tatmininden başka bir şey değil aslında.
    Sigmund Freud
    Sayfa 201 - İlya Yayınevi
  • Şu hadîs-i kudsî, olumsuz düşüncelerin günah olarak yazılmayacağını göstermektedir:
    “Allah Teâlâ meleklere şöyle buyurur: Kulum bir kötülük yapmayı gönlünden geçirirse, onu yapmadıkça kötülük olarak yazmayın. Eğer onu yaparsa, o zaman bir kötülük olarak yazın. Eğer kulum Benim rızam için o kötülüğü yapmaktan vazgeçerse, bunu onun için bir iyilik olarak yazın. Şâyet bir iyilik yapmayı gönlünden geçirir de yapamazsa, siz onu bir iyilik olarak yazın. Eğer onu yaparsa, o zaman on mislinden yedi yüz misline kadar iyilik olarak yazın.”
    (Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, îmân 203).
  • Bediüzzaman Said Nursî


    Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir. Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden bu birinci Avrupa'ya hitap etmiyorum. Belki, felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiâtını mehâsin zannederek beşeri sefâhete ve dalâlete sevk eden bozulmuş ikinci Avrupa'ya hitap ediyorum. Şöyle ki:

    O zaman, o seyahat-i ruhiyede, mehâsin-i medeniyet ve fünun-u nâfiadan başka olan mâlâyâni ve muzır felsefeyi ve muzır ve sefih medeniyeti elinde tutan Avrupa'nın şahs-ı mânevîsine karşı demiştim:

    Bil, ey ikinci Avrupa! Sen sağ elinle sakîm ve dalâletli bir felsefeyi ve sol elinle sefih ve muzır bir medeniyeti tutup dâvâ edersin ki, "Beşerin saadeti bu ikisiyledir." Senin bu iki elin kırılsın ve şu iki pis hediyen senin başını yesin ve yiyecek!

    RNK-Lem'alar/203
  • 276 syf.
    ·8 günde·Puan vermedi
    “Mucizeler istemeyi bildiğinizde gerçekleşir.”
    İstemek ama nasıl? Yeni araba alan birine ‘kazasız belasız kullanın’, yeni evlenen çifte ‘Allah ayırmasın’, yeni ev alana ‘Allah ağzınızın tadını bozmasın’ gibi cümlelerle ne söylediğimizin farkına vararak. Bu alışılmış kalıpları değiştirerek. ‘Güzel günlerde kullanın, Allah mutluluğunuzu arttırsın, güzel günlerde oturmayı nasip etsin’ gibi olumlu cümle kalıplarıyla düşünerek konuşarak. Bilinçaltı tarafsızdır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez. Bilinçaltı bir fikri kabul ettiğinde, bunu yerine getirmeye başlar. Bilinçaltı, telkinlere karşı hassastır. Değişim içten dışa doğru sağlanır. Siz değişirseniz dünya değişir cümlesi buradan gelmektedir. Değiştiğinizde artık eski yerinizde bulunmazsınız. Siz değiştiğinizde, bulunduğunuz ortamların, görüştüğünüz arkadaşların, yediklerinizin, içtiklerinizin dahi değiştiğini fark edersiniz.
    Kitapta çok güzel bilgiler ve deneyimler yazıyor. Bu kitabı herkes okusun istiyorum. Bütüne faydası olsun.

    “En büyük gücünüz, seçme yeteneğinizdir. Mutluluğu ve bereketi seçin.” (s.50)

    “Şükran dolu bir kalp her zaman evrenin zenginliklerine yakındır.” (s.101)

    “Mutluluk bir zihinsel durumdur. Siz, mutluluğu seçme özgürlüğüne sahipsiniz.” (s.193)

    “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.” (s.203)
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Elif Lâm Mîm Sâd.(1)

    (1) Bu harfler ile ilgili olarak Bakara sûresinin ilk âyetinin dipnotuna bakınız.
    2. Bu, sana, kendisiyle (insanları) uyarman için ve mü'minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.(2)

    (2) Bu âyette, insanların küfürde, zulümde, şirkte Allah'a karşı yalanlar uydurmada ısrar etmeleri, ilâhî davete sırt çevirmeleri karşısında sıkılan Peygamberimiz teselli edilmektedir. Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Hicr sûresi, âyet, 97; Kehf sûresi, âyet, 5,6; Hûd sûresi, âyet, 12.
    3. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!

    4. Nice memleketleri helâk ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat hâlinde iken gelmişti.

    5. Azabımız kendilerine geldiğinde, "(Biz bunu hak ettik.) Gerçekten biz zalimler olmuştuk" demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.

    6. Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız.(3) Peygamberlere de elbette soracağız.(4)

    (3) Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Kasas sûresi, âyet, 65.
    (4) Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Mâide sûresi, âyet, 109.
    7. Andolsun, onlara (yaptıklarını) tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz.

    8. O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    9. Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse, işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.

    10. Andolsun, size yeryüzünde imkân ve iktidar verdik.(5) Sizin için orada birçok geçim imkânları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!

    (5) Âyetin bu kısmı, "Andolsun sizi yeryüzüne yerleştirdik" şeklinde de tercüme edilebilir.
    11. Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, "Âdem için saygı ile eğilin" dedik. İblis'ten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.

    12. Allah, "Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?" dedi. (O da) "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın" dedi.

    13. Allah, "Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın" dedi.

    14. Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."

    15. Allah da, "Sen süre verilenlerdensin" dedi.

    16. Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım."

    17. "Sonra (pusu kurup) onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimse)ler bulamayacaksın."

    18. Allah, dedi ki: "Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum."

    19. "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz."

    20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedî kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."

    21. "Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye de onlara yemin etti.

    22. Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab'leri onlara, "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi.

    23. Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz."

    24. Allah, dedi ki: "Birbirinizin düşmanı olarak inin (oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır."

    25. Allah, dedi ki: "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız."

    26. Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bu (giysiler), Allah'ın rahmetinin alametlerindendir. Belki öğüt alırlar (diye onları insanlara verdik).

    27. Ey Âdemoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. Çünkü o ve kabilesi, onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz, şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kılmışızdır.

    28. Çirkin bir iş işledikleri vakit, "Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah'ın üzerine mi atıyorsunuz?"

    29. De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O'na) doğrultun. Dini Allah'a has kılarak O'na ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz."

    30. Allah, bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık lâyık oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerinin de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.

    31. Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

    32. De ki: "Allah'ın, kulları için yarattığı zîneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında mü'minler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için âyetleri, ayrı ayrı açıklıyoruz."

    33. De ki: "Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."

    34. Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.

    35. Ey Âdemoğulları! İçinizden size benim âyetlerimi anlatan Peygamberler gelir de her kim Allah'a karşı gelmekten sakınır ve hâlini düzeltirse, artık onlara korku yoktur. Onlar üzülecek de değillerdir.

    36. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.

    37. Kim, Allah'a karşı yalan uyduran veya O'nun âyetlerini yalanlayanlardan daha zalimdir? İşte onlara kitaptan (kendileri için yazılmış ömür ve rızıklardan) payları erişir. Sonunda kendilerine melek elçilerimiz, canlarını almak için geldiğinde, "Hani Allah'ı bırakıp tapınmakta olduğunuz şeyler nerede?" derler. Onlar da, "Bizi yüzüstü bırakıp kayboldular" derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler.

    38. Allah, şöyle der: "Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin." Her topluluk (arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lânet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler, kendilerine öncülük edenler için, "Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver" derler. Allah, der ki: "Her biriniz için bir kat daha fazla azap vardır. Fakat bilmiyorsunuz."

    39. Öncekiler sonrakilere, "Sizin bize karşı bir üstünlüğünüz yoktur. Artık kazanmış olduğunuz şeylere karşılık, azabı tadın" derler.

    40. Âyetlerimizi yalanlayanlar ve o âyetlere uymayı kibirlerine yediremeyenler var ya, onlara göklerin kapıları açılmaz. Onlar, deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete de giremezler!(6) Biz suçluları işte böyle cezalandırırız.

    (6) Âyetin bu kısmı, "halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremezler" şeklinde de tercüme edilebilir.
    41. Onlar için cehennem ateşinden döşek, üstlerinde de cehennem ateşinden örtüler var. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.

    42. İman edip salih ameller işleyenlere gelince -ki biz kişiye ancak gücünün yettiğini yükleriz- işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.

    43. Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. "Hamd, bizi buna eriştiren Allah'a mahsustur. Eğer Allah'ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun, Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler" derler. Onlara, "İşte yaptığınız (iyi işler) sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!" diye seslenilir.

    44. Cennetlikler cehennemliklere, "Rabbimizin bize va'dettiğini biz gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin va'dettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar, "Evet" derler. O zaman aralarında bir duyurucu, "Allah'ın lâneti zalimlere!" diye seslenir.

    45. Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.

    46. İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur(7), A'râf(8) üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, "Selâm olsun size!" diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.

    (7) Bu "sur" ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Hadîd sûresi, âyet, 13.
    (8) A'râf, yüksek yerler, yüksek mevkiler demektir. Bazı müfessirler, "A'râf" ile cennet ve cehennem arasındaki surun yüksek yerleri ve sırtlarının kastedildiğini ifade etmektedirler.
    47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, "Ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma" derler.

    48. A'râftakiler, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara da seslenir ve şöyle derler: "Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!"

    49. "Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.

    50. Cehennemlikler de cennetliklere, "Ne olur, sudan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın" diye çağrışırlar. Onlar, "Şüphesiz, Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır" derler.

    51. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı. İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr edip durdularsa, biz de onları bugün öyle unuturuz.(9)

    (9) Konu ile ilgili olarak ayrıca bakınız: En'âm sûresi, âyet, 70.
    52. Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik.

    53. Onlar ise ancak, ("Görelim bakalım!" diyerek) Kur'an'ın bildirdiği sonucu (te'vilini) bekliyorlar. Onun bildirdiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçılar var mı ki bize şefaat etseler veya (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (İlâh diye) uydurdukları (putlar) da onları yüzüstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.

    54. Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş'a(10) kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah'tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O'na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah'ın şanı yücedir.

    (10) Arş, kudret ve hâkimiyet tahtı, sınırsız kudret makamı demektir.
    55. Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez.

    56. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah'a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah'ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.

    57. O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.

    58. (Toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (Toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz âyetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.(11)

    (11) Rahmet rüzgârları gibi Peygamberler de ilâhî rahmetin müjdeleyicileridir. Tebliğine memur oldukları semavî kitaplar yağmur yüklü bulutlar gibi kalplerin can suyudur. Toprak gibi insanların da iyisi, kötüsü vardır. İyiler verimli toprak gibi, topluma yararlı olurlar. Kötüler ise çorak toprağa benzerler. Topluma faydaları dokunmaz.
    59. Andolsun, Nûh'u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum" dedi.

    60. Kavminin ileri gelenleri, "Biz seni açıkça bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.

    61. (Nûh onlara) şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

    62. "Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum."

    63. Sizi uyarması ve sizin de Allah'a karşı gelmekten sakınıp rahmete ulaşmanız için, içinizden bir adam aracılığı ile Rabbinizden size bir zikir (vahiy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı?

    64. Derken kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla beraber bulunanları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Çünkü onlar (vicdanları hakka kapalı) kör bir kavim idiler.

    65. Âd kavmine de kardeşleri Hûd'u peygamber olarak gönderdik. Onlara, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?" dedi.

    66. Kavminin ileri gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: "Şüphesiz, biz seni akıl kıtlığı içinde görüyoruz. Biz senin mutlaka yalancılardan biri olduğuna inanıyoruz."

    67. Hûd, şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende akıl kıtlığı yok. Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

    68. "Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım."

    69. "Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir (vahy ve öğüt) gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki, Allah sizi Nûh kavminden sonra onların yerine getirdi ve sizi yaratılış itibariyle daha güçlü kıldı. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."

    70. Onlar, "Sen bize tek Allah'a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler.

    71. Hûd, "Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!" dedi.

    72. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.

    73. Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i Peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka bir ilâh yoktur. Gerçekten size Rabbinizden (benim peygamber olduğumu gösterecek) açık bir delil geldi. İşte size bir mucize olarak Allah'ın şu devesi.. Bırakın onu da Allah'ın mülkünde yesin, içsin. Sakın ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."

    74. "Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın."

    75. Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, "Siz, Salih'in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?" dediler. Onlar da, "Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız" dediler.

    76. Büyüklük taslayanlar, "Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz" dediler.

    77. Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve "Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir" dediler.

    78. Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.

    79. Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve "Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz" dedi.

    80. Lût'u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?"

    81. "Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz."

    82. Kavminin cevabı ise sadece, "Çıkarın bunları memleketinizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar!.." demek oldu.

    83. Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azab içinde kalanlardan oldu.

    84. Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık."(12) Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

    (12) Hicr sûresinin 74. âyetinde de ifade edildiği gibi bu yağmur, taş yağmurudur.
    85. Medyen halkına da kardeşleri Şu'ayb'ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır."

    86. "Bir de, tehdit ederek Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmek, Allah'ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?"

    87. "Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilen gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, artık Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır."

    88. Şu'ayb'ın kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Andolsun, ya kesinlikle bizim dinimize dönersiniz ya da mutlaka seni ve seninle birlikte inananları memleketimizden çıkarırız." Şu'ayb, "İstemesek de mi?" dedi.

    89. "Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer ona dönersek mutlaka Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi olmadıkça, sizin dininize dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında gerçekle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın."

    90. Şu'ayb'ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: "(Ey ahali!) Andolsun ki eğer Şu'ayb'a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz."

    91. Derken, onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.

    92. Şu'ayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya, asıl ziyana uğrayanlar onlar oldu.

    93. (Şu'ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: "Ey kavmim! Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini ulaştırdım. Size nasihat de ettim. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?"

    94. Biz hiçbir memlekete bir peygamber göndermedik ki (karşı çıkmaktan vazgeçip) yalvarıp yakarsınlar diye ora halkını yoksulluk ve sıkıntıya uğratmış olmayalım.

    95. Sonra kötülüğün (sıkıntı ve darlığın) yerine iyiliği (bolluk ve genişliği) getirdik. Nihayet çoğaldılar ve (nankörlük edip): "Atalarımız da darlığa uğramış ve bolluğa kavuşmuşlardı" dediler. Biz de, farkında değillerken onları ansızın yakaladık.

    96. Eğer, o memleketlerin halkları iman etseler ve Allah'a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler(in kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlarından dolayı yakalayıverdik.

    97. Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

    98. Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmesinden emin mi oldular?

    99. Yoksa Allah'ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah'ın tuzağından emin olamaz.(13)

    (13) "Allah'ın tuzağı" ifadesi mecazî olup, "inkârcılara mühlet verip, sonra onları ansızın yakalaması", "inkârcıların inkârlarına karşılık vermesi" gibi anlamlar ifade eder.
    100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara şu gerçek apaçık belli olmadı mı ki, biz dileseydik onları da (öncekiler gibi) günahları yüzünden cezalandırırdık. Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar hakkı işitmezler.

    101. İşte memleketler! Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişti. Fakat onlar daha önce yalanladıklarına inanacak değillerdi. Allah, kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler.

    102. Biz onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulmadık. Ama gerçekten onların çoklarını yoldan çıkmış kimseler bulduk.

    103. Sonra onların ardından Mûsâ'yı, apaçık mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.

    104. Mûsâ dedi ki: "Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."

    105. Bana, Allah'a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.(14)

    (14) Firavun, İsrailoğullarını vatanlarından uzaklaştırmış, onları en zor işlerde köle olarak çalıştırıyordu.
    106. Firavun, "Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen" dedi.

    107. Bunun üzerine Mûsâ, asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.

    108. Elini (koynundan) çıkardı. Bir de ne görsünler o, bakanlar için, bembeyaz olmuş.(15)

    (15) Hz. Mûsâ'nın bu mucizesi için bakınız: Kasas sûresi, âyet, (32); Şu'arâ sûresi, âyet, (33).
    109. Firavun'un kavminden ileri gelenler, dediler ki: "Şüphesiz bu adam usta bir sihirbazdır."

    110. "Sizi yerinizden çıkarmak istiyor." Firavun, ileri gelenlere, "Öyle ise siz ne düşünüyorsunuz?" dedi.(16)

    (16) Hz. Mûsâ'nın, Firavun ve sihirbazlarla aralarında geçen bu olay için ayrıca bakınız: Tâ-Hâ sûresi, âyet, 60-63; Şu'arâ sûresi, âyet, 43-44.
    111. Onlar şöyle dediler: "Mûsâ'yı ve kardeşini (bir süre) beklet (haklarında bir işlem yapma) ve şehirlere toplayıcılar yolla."

    112. "Bütün usta sihirbazları (toplayıp) sana getirsinler."

    113. Sihirbazlar Firavun'a geldiler. "Galip gelenler biz olursak mutlaka bize bir mükâfat vardır, değil mi?" dediler.

    114. Firavun, "Evet. Üstelik siz (ücretle de kalmayacaksınız) mutlaka benim en yakınlarımdan olacaksınız" dedi.

    115. (Sihirbazlar), "Ey Mûsâ! Ya önce sen at, ya da önce atanlar biz olalım" dediler.

    116. (Mûsâ), "Siz atın" dedi. Bunun üzerine onlar (ellerindekini) atınca insanların gözlerini büyülediler ve onlara korku saldılar. Büyük bir sihir yaptılar.

    117. Biz de Mûsâ'ya, "Elindeki değneğini at" diye vahyettik. Bir de ne görsünler o, onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.

    118. Böylece hak yerini buldu ve onların yapmış oldukları şeylerin hepsi boşa çıktı.

    119. Artık orada yenilmişler ve küçük düşmüşlerdi.

    120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.

    121. "Âlemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

    122. "Mûsâ ve Hârûn'un Rabbine."

    123. Firavun, "Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!" dedi. "Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz!"

    124. "Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü elbette asacağım."

    125. Dediler ki: "Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz."

    126. "Sen sırf, Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al."

    127. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?" dedi.

    128. Mûsâ, kavmine, "Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır" dedi.

    129. Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de bize işkence edildi, geldikten sonra da." Mûsâ, "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helâk edecek ve sizi bu yerde (Mısır'da) egemen kılıp, nasıl davranacağınıza bakacaktır" dedi.

    130. Andolsun biz, Firavun ailesini, öğüt alsınlar diye yıllarca süren kıtlık ve ürün eksikliği ile cezalandırdık.

    131. Fakat onlara iyilik geldiği zaman, "Bu bizimdir, (biz çalışıp kazandık)" derler. Eğer başlarına bir kötülük gelirse, Mûsâ ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluk sebebi ancak Allah katında (yazılı)dır. Fakat çokları bilmezler.

    132. Dediler ki: "Bizi büyülemek için her ne getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."

    133. Biz de, her biri ayrı ayrı birer mucize olmak üzere başlarına tufan, çekirge, ürün güvesi (haşarat), kurbağalar ve kan gönderdik. (Hiçbirinden ders almadılar.) Büyüklük tasladılar ve suçlu bir kavim oldular.

    134. Üzerlerine azap çökünce, "Ey Mûsâ! Rabbinin sana verdiği söz uyarınca bizim için dua et. Eğer azabı üzerimizden kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle birlikte elbette göndereceğiz" dediler.

    135. Fakat erişecekleri bir süreye kadar biz azabı üzerlerinden kaldırınca hemen yeminlerini bozarlar.

    136. Bu yüzden onlardan intikam aldık. Âyetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamamaları sebebiyle kendilerini denizde boğduk.

    137. Hor görülüp ezilmekte olan kavmi (İsrailoğullarını), toprağına bolluk ve bereket verdiğimiz yerin doğu ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğullarına verdiği güzel söz, onların sabretmeleri karşılığında gerçekleşti.(17) Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik.

    (17) Daha önce Mısırlı yerli halkın egemenliğinde bulunan Mısır ve Şam'ın verimli doğu ve batı taraflarına, ezilen İsrail halkı yerleşmiş, bu sûrenin 128. ve 129. âyetlerindeki vaad gerçekleşmişti.
    138. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken, kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar. İsrailoğulları, "Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilâhları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilâh yapsana" dediler. Mûsa şöyle dedi: "Şüphesiz siz cahillik eden bir kavimsiniz."

    139. Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır."

    140. "Sizi âlemlere üstün kılmış iken, Allah'tan başka ilâh mı araştırayım size?"

    141. Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı.

    142. Mûsâ'ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn'a, "Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma" dedi.(18)

    (18) Hz. Mûsâ'nın kavmi, "Ey Mûsâ! Allah'ı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız" demişlerdi. (Bakınız: Bakara sûresi, âyet, 55) Bu âyetin son cümlesi, onlara da bir cevap niteliğindedir.
    143. Mûsâ, belirlediğimiz yere (Tûr'a) gelip Rabbi de ona konuşunca, "Rabbim! Bana (kendini) göster, sana bakayım" dedi. Allah da, "Beni (dünyada) katiyen göremezsin. Fakat (şu) dağa bak, eğer o yerinde durursa sen de beni görebilirsin." dedi. Rabbi, dağa tecelli edince(19) onu darmadağın ediverdi. Mûsâ da baygın düştü. Ayılınca, "Seni eksikliklerden uzak tutarım Allah'ım! Sana tövbe ettim. Ben inananların ilkiyim" dedi.

    (19) Allah'ın dağa tecellisi, O'nun kudret ve yüceliğinin izlerinin dağ üzerinde açığa çıkması demektir.
    144. (Allah) "Ey Mûsâ! Vahiylerim ve konuşmamla seni insanlar üzerine seçkin kıldım. Öyleyse sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol" dedi.

    145. Mûsâ için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: "Şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim."

    146. Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. (Onlar) her âyeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu, onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.

    147. Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.

    148. Mûsâ'nın kavmi onun (Tur'a gitmesinin) ardından, ziynet eşyalarından, böğürmesi olan bir buzağı heykeli (yaparak ilâh) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onlara hiçbir yol göstermediğini görmediler mi? (Böyle iken) onu (ilâh) edindiler de zalim kimseler oldular.

    149. İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.

    150. Mûsâ, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, "Benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendine doğru çekmeye başladı. (Kardeşi) "Ey anam oğlu" dedi, "Kavim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma."

    151. (Mûsâ), "Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin" dedi.

    152. Buzağıyı ilâh edinenlere mutlaka (ahirette) Rablerinden bir gazab, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte biz iftiracıları böyle cezalandırırız.

    153. Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    154. Mûsâ'nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.

    155. Mûsâ, kavminden, belirlediğimiz yere gitmek için yetmiş adam seçti. Onları sarsıntı yakalayınca (bayıldılar). Mûsâ, "Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de bundan önce helâk ederdin. Şimdi içimizden birtakım beyinsizlerin işledikleri günah sebebiyle bizi helâk mı edeceksin? Bu, sırf senin bir imtihanındır. Onunla dilediğin kimseyi saptırırsın, dilediğini de doğruya iletirsin. Sen, bizim velimizsin. Artık bizi bağışla ve bize acı. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın" dedi.

    156. "Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik." Allah, şöyle dedi: "Azabım var ya, dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu, bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım."

    157. Onlar, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları Resûle, o ümmî(20) peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helâl, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kaldırır.(21) Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura (Kur'an'a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

    (20) "Ümmî", okuma yazma bilmeyen insan demektir. Ancak okuma yazma bilmeyen her insan bilgisiz olmayacağı için, "ümmî", cahil demek değildir. Nitekim, okuma yazma bilmeyen Hz. Peygamber, vahiy yoluyla aldığı bilgilerin yanında, geniş çapta dünyevî tecrübe ve bilgilere sahip bulunuyordu.
    (21) Âyetteki "ağır yük" ve "zincir" ifadeleri, mecazî olup, "ağır mükellefiyetler", "ağır teklifler" anlamlarını ifade eder.
    158. (Ey Muhammed!) De ki: "Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız."

    159. Mûsâ'nın kavminden (insanları) hak ile doğru yola ileten ve onunla adaletli davranan bir topluluk da vardı.

    160. Biz onları on iki kabile hâlinde topluluklara ayırdık. (Tîh sahrasında susuzluktan sıkılan) kavmi Mûsâ'dan su istediğinde biz ona, "Asânı taşa vur" diye vahyettik. (Vurunca) taştan on iki pınar fışkırdı. Herkes (kendi) su içeceği yeri bildi. Üzerlerine bulutu da gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın indirdik. "Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin iyi ve temiz olanlarından yiyin" (dedik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi nefislerine zulmediyorlardı.

    161. O zaman onlara denilmişti ki: "Şu memlekete(22) yerleşin. Orada dilediğiniz gibi yiyin ve 'Hıtta (Ya Rabbi, bizi affet)' deyin. Kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz."

    (22) Adı geçen memleketin Kudüs veya Erîha olduğu rivayet edilmiştir.
    162. Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine gökten bir azab gönderdik.(23)

    (23) Bakara sûresinin 58 ve 59. âyetlerinde de zikredildiği üzere, söylemeleri istenen "hıtta (yâ Rabbi, bizi affet)" ifadesini, tefsir kaynaklarının belirttiğine göre, buğday anlamına gelen "hinta"ya çevirerek güya alay etmişlerdir.
    163. (Ey Muhammed!) Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının(24) durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.(25)

    (24) Âyette sözü edilen bu kent, Ürdün'ün Akabe limanına yakın "Eyle" kasabası olabilir.
    (25) Allah Teâlâ, İsrailoğullarının cumartesi (sebt) günü dünyevî işlerden ve dolayısıyla balık avından sakınmalarını ve o günü ibadete ayırıp tatil yapmalarını emretmişti. Balıklar cumartesi günleri akın akın sahile geliyor, diğer günler o derece gelmiyorlardı. Bu, bir imtihandı. İsrailoğulları, bu yasağı ihlal ederek cumartesi günleri de balık avlamaya başladılar. Âyette anlatılan olay budur.
    164. Hani onlardan bir topluluk demişti ki: "Siz, Allah'ın helâk edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye (boş yere) öğüt veriyorsunuz?" Onlar da, "Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah'a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)" demişlerdi.

    165. Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca, biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık.

    166. Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik.

    167. Hani Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara azabın en kötüsünü tattıracak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbin, elbette cezayı çabuk verendir. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    168. Biz onları yeryüzünde parça parça topluluklara ayırdık. Onlardan iyi kimseler vardır. İçlerinden öyle olmayanları da vardı. Belki dönüş yaparlar diye de onları güzellikler ve kötülükler ile sınadık.

    169. Derken, onların ardından yerlerine Kitab'a (Tevrat'a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve "(nasıl olsa) biz bağışlanacağız" derlerdi. Kendilerine benzeri bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitap'ta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?

    170. Kitab'a sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz.

    171. Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (Onlara:) "Size verdiğimiz Kitab'a sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah'a karşı gelmekten sakınasınız" demiştik.

    172. Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir.

    173. Yahut, "Bizden önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlar. Biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Şimdi batılcıların işlediği yüzünden bizi helâk mı edeceksin?" dememeniz içindir.

    174. Hakka dönsünler diye işte âyetleri böylece ayrı ayrı açıklıyoruz.

    175. Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz hâlde, onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

    176. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o, dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi hâline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.

    177. Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!

    178. Allah, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.

    179. Andolsun biz, cinler ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.(26)

    (26) Âyette sözü edilen kimseler, kendilerine verilen bu yetenekleri kötü kullandıkları için, cehennemlik olmuşlardır. Allah, bunların böyle davranacaklarını ezelde bildiği için, onları "cehennemlikler" olarak belirlemiştir.
    180. En güzel isimler Allah'ındır. O'na o güzel isimleriyle dua edin ve O'nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.

    181. Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.

    182. Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.

    183. Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.(27)

    (27) Buradaki "tuzak" kelimesi için bu sûrenin 99. âyetinin dipnotuna bakınız.
    184. Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber'de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.

    185. Onlar göklerdeki ve yerdeki sınırsız hükümranlık ve nizama(28), Allah'ın yarattığı her şeye, ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç bakmadılar mı? Peki, bundan sonra artık hangi söze inanacaklar?

    (28) Bakınız: En'âm sûresi, 75. âyet ve ilgili dipnot.
    186. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Allah, onları azgınlıkları içinde bırakır, bocalayıp dururlar.

    187. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O (Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de, yere de ağır basmıştır. O, size ancak ansızın gelecektir." Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar."

    188. De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim."

    189. Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan(29) var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklenir (gebe kalır) ve (bir müddet) onu taşır. Gebeliği ağırlaşınca her ikisi de Rableri Allah'a, "Eğer bize iyi ve sağlıklı bir çocuk verirsen, elbette şükredenlerden olacağız" diye dua ederler.(30)

    (29) Buradaki "ondan" ifadesi, "onun türünden" şeklinde de anlaşılabilir.
    (30) Âyette yer alan "bir tek nefisten yarattı" ifadesi, yaratılan eşin, fizikî olarak o nefisten yaratıldığını değil, "nefis" (insan) ile eşinin aynı cinse, insan cinsine mensup olarak yaratıldığını ifade etmektedir. Yani insan cinsinin erkek türü olan Âdem'e, yine insan cinsinden, kadın türünde bir eş yaratılmıştır.
    190. Fakat Allah onlara iyi ve sağlıklı bir çocuk verince de, Allah'ın kendilerine verdiği çocuk konusunda O'na ortaklar koşarlar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

    191. Hiçbir şeyi yaratamayan, kendileri yaratılan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar?

    192. Hâlbuki onlar (edindikleri ilâhlar) ne onlara yardım edebilirler, ne de kendilerine yardım edebilirler.

    193. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da, sussanız da sizin için birdir (sonuç alamazsınız).

    194. Allah'ı bırakıp tapındıklarınızın hepsi sizin gibi (yaratılmış) kullardır. Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi hemen onları çağırın da size cevap versinler (duanıza icabet etsinler).

    195. Onların yürüyecek ayakları mı var? Yahut tutacak elleri mi var? Veya görecek gözleri mi var, ya da işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi, çağırın ortaklarınızı, sonra bana tuzak kurun da bana göz açtırmayın bakalım!"

    196. Çünkü benim velim, Kitab'ı (Kur'an'ı) indiren Allah'tır. O, bütün salihlere velilik eder.

    197. Allah'tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.

    198. Eğer onları, doğru yola çağırırsanız işitmezler. Sen onların sana baktıklarını görürsün, hâlbuki onlar görmezler.

    199. Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.

    200. Eğer şeytandan bir kışkırtma seni dürterse, hemen Allah'a sığın. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    201. Şüphe yok ki Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman iyice düşünürler (derhal Allah'ı hatırlarlar da) sonra hemen gözlerini açarlar.

    202. Şeytanlara kardeş olanlara gelince, şeytanlar onları azgınlığın içine çekerler, sonra da bundan hiç geri durmazlar.

    203. (Ey Muhammed!) Onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman (alay ederek) derler ki: "Onu (da) bir yerlerden derleyip toplasaydın ya." De ki: "Ben ancak Rabbimden bana vahyedilene uymaktayım. Bu (Kur'an âyetleri), Rabbinizden gelen basiretlerdir (Gönül gözlerini aydınlatan nurlardır). İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve bir rahmettir."

    204. Kur'an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

    205. Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma.

    206. Şüphesiz Rabbin katındaki (melek)ler O'na ibadet etmekten büyüklenmezler. O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler.(31)

    (31) Bu âyet, Kur'an'daki on dört secde âyetinden biridir. Bunlardan birini okuyan, ya da dinleyen kimsenin secde yapması vaciptir. Bu secdeye "tilavet secdesi" denir. Tilavet secdesi şöyle yapılır: Abdestli ve kıbleye yönelik olarak tekbir getirilip secdeye varılır. Üç defa "Sübhane Rabbiye'l-a'lâ" denilerek secdeden kalkılır. Bu secdeye, ayakta iken veya otururken varılabilirse de, ayakta iken gidilmesi daha uygundur.
  • 201. Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.

    202. İşte onlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.

    203. Sayılı günlerde(54) Allah'ı anın (telbiye ve tekbir getirin). Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan Mekke'ye) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar içindir. Allah'a karşı gelmekten sakının ve onun huzurunda toplanacağınızı bilin.

    (54) "Sayılı günler", teşrik günleridir. Teşrik günleri ise, Zilhicce ayının, 9,10,11,12 ve 13. günleridir.
    204. İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah'ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır.

    205. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez.

    206. Ona "Allah'tan kork" denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır!

    207. İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.

    208. Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.

    209. Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer yine de yan çizerseniz, bilin ki Allah, gerçekten mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    210. Onlar (böyle davranmakla), bulut gölgeleri içinde Allah'ın (azabının) ve meleklerin kendilerine gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Hâlbuki bütün işler Allah'a döndürülür.

    211. İsrailoğullarına sor; biz onlara nice açık mucizeler verdik. Kendisine geldikten sonra kim Allah'ın nimetini değiştirirse, (bilsin ki) şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır.

    212. İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

    213. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.

    214. Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü'minler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah'ın yardımı pek yakındır.

    215. Sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akraba, yetimler, fakirler ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, gerçekten Allah onu hakkıyla bilir."

    216. Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    217. Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkâr etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Zulüm ve baskı ise adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.(55)

    (55) Hz.Peygamber, Hicretin ikinci yılında, Bedir savaşından iki ay kadar önce, Kureyş'in durumunu tespit etmek üzere Abdullah b.Cahş komutasında sekiz kişilik bir müfreze görevlendirmişti. Müfreze, Batnınahle mevkiine gelince, Kureyş'e ait bir kervana saldırdı. Bir kişiyi öldürüp iki kişiyi de esir alarak Medine'ye geldiler. Hz.Peygamber, izni olmaksızın girişilen bu işe çok üzüldü. Olayın, Cemâziye'l-âhir'in son günü mü, yoksa haram ay olan Recep'in ilk günü mü olduğu kesin değildi. Yahudiler ve müşrikler, "Muhammed, haram ayda savaşıyor", diye propagandaya başladılar. İşte âyet, bu konuyu gündeme getirerek haram ayda savaşmanın günah olduğunu, ama müşriklerin bundan daha ağır suçlar işleyerek insanları Allah yolundan alıkoyduklarını, onu inkâr ettiklerini, Kâbe'yi ziyarete engel olup, zulüm ve baskı yaptıklarını onlara hatırlatmaktadır.
    218. İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda cihad edenler; şüphesiz bunlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    219. Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: "Onlarda hem büyük günah, hem de insanlar için (bazı zahirî) yararlar vardır. Ama günahları yararlarından büyüktür." Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: "İhtiyaçtan arta kalanı." Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.(56)

    (56) Bu âyet, içki ile ilgili olarak inen ikinci âyettir. Bu konuda nazil olan ilk âyet ise Nahl sûresinin 67. âyetidir. İçki, daha sonra Nisâ sûresi, âyet: 43 ve Mâide sûresi, âyet: 90 ile tedricî olarak ve kesinlikle haram kılınmıştır.
    220. Dünya ve ahiret hakkında düşünesiniz, diye böyle yapıyor. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    221. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah'a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü'min bir cariye Allah'a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah'a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah'a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah'a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.

    222. Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: "O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah'ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever."(57)

    (57) Âyette, kadınların âdet hâlleri "ezâ" diye nitelendirilmiştir. Âdet sırasında kadınlar hastalığa daha çok yakındırlar. O günlerde onlara yaklaşmamak gerekir. Burada söz konusu olan cinsel ilişkidir.
    223. Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin. Allah'a karşı gelmekten sakının ve her hâlde onun huzuruna varacağınızı bilin. (Ey Muhammed!) Mü'minleri müjdele.

    224. İyilik etmemek, takvaya sarılmamak, insanlar arasını ıslah etmemek yolundaki yeminlerinize Allah'ı siper yapmayın. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    225. Allah, sizi kasıtsız yeminlerinizden dolayı sorumlu tutmaz, fakat sizi kalplerinizin kazandığı (bile bile yaptığınız) yeminlerden sorumlu tutar. Allah, çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    226. Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    227. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    228. Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    229. (Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah'ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah'ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.

    230. Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah'ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.

    231. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman, ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz edip zarar vermek için onları tutmayın. Bunu kim yaparsa kendine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    232. Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere öğüt verilmektedir. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

    233. -Emzirmeyi tamamlamak isteyenler için- anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların (annelerin) yiyeceği, giyeceği, örfe uygun olarak babaya aittir. Hiçbir kimseye gücünün üstünde bir yük ve sorumluluk teklif edilmez. -Hiçbir anne ve hiçbir baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılmasın- (Baba ölmüşse) mirasçı da aynı şeyle sorumludur. Eğer (anne ve baba) kendi aralarında danışıp anlaşarak (iki yıl dolmadan) çocuğu sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Eğer çocuklarınızı (bir sütanneye) emzirtmek isterseniz, örfe uygun olarak vereceğiniz ücreti güzelce ödediğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir.

    234. İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler. Sürelerini bitirince artık kendileri için meşru olanı yapmalarında size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    235. (Vefat iddeti beklemekte olan) kadınlara kendileri ile evlenmek istediğinizi üstü kapalı olarak anlatmanızda veya bu isteğinizi içinizde saklamanızda sizin için bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz onlara (bunu er geç mutlaka) söyleyeceksiniz. Meşru sözler söylemeniz dışında sakın onlarla gizliden gizliye buluşma yönünde sözleşmeyin. Bekleme müddeti bitinceye kadar da nikâh yapmaya kalkışmayın.(58) Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah'a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    (58) Boşanan ya da kocası ölen kadının yeniden evlenebilmesi için dinen beklemesi gereken süreye "iddet" denir. Kocası ölen kadının iddeti dört ay on gündür. Boşanan kadın ise üç ay hâli bekler. Eğer boşanan kadın ay hâli görmüyorsa, iddeti üç aydır. Hamile kadının iddeti de çocuğunu dünyaya getirmesiyle sona erer.
    236. Kendilerine el sürmeden ya da mehir belirlemeden kadınları boşarsanız size bir günah yoktur. (Bu durumda) -eli geniş olan gücüne göre, eli dar olan da gücüne göre olmak üzere- onlara, aklın ve dinin gereklerine uygun olarak müt'a(59) verin. Bu, iyilik yapanlar üzerinde bir borçtur.

    (59) Müt'a, yararlandırmak ve yararlanılan şey demektir. Terim olarak ise mehir belirlenmeksizin kıyılan nikâhtan sonra, cinsel ilişki ve "halvet"te bulunmadan boşanan kadına, boşayan tarafından verilmesi gereken, giyim eşyası, mal, ya da bunların karşılığıdır. Müt'anın miktarını, bununla yükümlü kimsenin malî durumu belirler.
    237. Eğer onlara mehir tespit eder de kendilerine el sürmeden boşarsanız, tespit ettiğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadının, ya da nikâh bağı elinde bulunanın (kocanın, paylarından) vazgeçmesi başka. Bununla birlikte (ey erkekler), sizin vazgeçmeniz takvaya (Allah'a karşı gelmekten sakınmaya) daha yakındır. Aranızda iyilik yapmayı da unutmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

    238. Namazlara ve orta namaza(60) devam edin. Allah'a gönülden boyun eğerek namaza durun.

    (60) Âyette geçen "orta namaz"ın sabah, öğle ve ikindi namazı olduğu şeklinde çeşitli görüşler vardır. Ancak kuvvetli görüş, bu namazın ikindi namazı olduğu görüşüdür.
    239. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz ve onun size öğrettiği şekilde anın (namazı normal vakitlerdeki gibi kılın).

    240. İçinizden ölüp geriye dul eşler bırakan erkekler, eşleri için, evden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar (kendiliklerinden) çıkarlarsa, artık onların meşru biçimde kendileri ile ilgili olarak işlediklerinden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    241. Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerinin sağlanması onların hakkıdır. Bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir borçtur.

    242. Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

    243. Binlerce kişi oldukları hâlde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah, onlara "ölün" dedi, sonra da onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf ve ikram sahibidir. Ama insanların çoğu şükretmezler.

    244. Allah yolunda savaşın ve bilin ki, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir ve hakkıyla bilendir.

    245. Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O'na döndürüleceksiniz.

    246. Mûsâ'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi (ne yaptılar)? Hani, peygamberlerinden birine, "Bize bir hükümdar gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılındığı hâlde, savaşmayacak olursanız?" demişti. Onlar, "Yurdumuzdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz hâlde Allah yolunda niye savaşmayalım" diye cevap vermişlerdi. Ama onlara savaş farz kılınınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.

    247. Peygamberleri onlara, "Allah, size Tâlût'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha lâyığız. Ona zenginlik de verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah, onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti, onun bilgisini ve gücünü artırdı." Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    248. Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun hükümdarlığının alameti, size o sandığın gelmesidir.(61) Onda Rabbinizden bir güven duygusu ve huzur ile Mûsâ ailesinin, Hârûn ailesinin geriye bıraktığından kalıntılar vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanmış kimselerseniz, bunda şüphesiz sizin için kesin bir delil vardır."

    (61) Rivayete göre söz konusu sandık Tevrat'ın içinde bulunduğu sandıktır. İsrailoğullarının isyanı üzerine bu sandık ellerinden çıkmıştı.
    249. Tâlût, ordu ile hareket edince, "Şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka." dedi. İçlerinden pek azı hariç, hepsi ırmaktan içtiler. Tâlût ve onunla beraber iman edenler ırmağı geçince, (geride kalanlar) "Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler (ırmağı geçenler) ise şu cevabı verdiler: "Allah'ın izniyle büyük bir topluluğa galip gelen nice küçük topluluklar vardır. Allah, sabredenlerle beraberdir."

    250. (Tâlût'un askerleri) Câlût ve askerleriyle karşı karşıya gelince şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bastır ve şu kâfir kavme karşı bize yardım et."

    251. Derken, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud, Câlût'u öldürdü. Allah, ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi ve ona dilediğini öğretti. Eğer Allah'ın; insanların bir kısmıyla diğerlerini savması olmasaydı, yeryüzü bozulurdu. Ancak Allah, bütün âlemlere karşı lütuf sahibidir.

    252. İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.

    253. İşte peygamberler! Biz, onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. İçlerinden, Allah'ın konuştukları vardır. Bir kısmının da derecelerini yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya ise açık deliller verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasından gelen (millet)ler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat ayrılığa düştüler. Onlardan inananlar da vardı, inkâr edenler de. Yine Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah dilediğini yapar.(62)

    (62) Yani Allah, yapmayı irade ve takdir ettiğini mutlaka yapar. Ancak bu irade ve takdir, kulun kendi iradesini kullanacağı yönde gerçekleşir. Bu sebepten kulların hür iradesi üzerinde ilâhî bir baskı söz konusu değildir.
    254. Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir.

    255. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur.(63) O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir?(64) O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O'nun ilminden, kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O, göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri koruyup gözetmek O'na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.(65)

    (63) Kayyûm, "varlığı kendinden, kendi kendine yeterli, yarattıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten" demektir.
    (64) Şefaat ile ilgili olarak bakınız: Bakara sûresi, âyet, 48.
    (65) Bu âyet, Âyetü'l-Kürsî (kürsü âyeti) diye adlandırılır. "Kürsü", Allah'ın kudret ve azameti, O'nun her şeyi kapsayan ilmi demektir. Âyette, Allah Teâlâ kendi zatının çok veciz bir tanımını yapmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'te yanlış ve tahrif edilmiş bir biçimde anlatılan Allah, burada nasıl ise öyle tarif edilmektedir. O, yerde, gökte ve ikisi arasında olan her şeyin sahibi ve mâlikidir. Hiç kimse hâkimiyetinde, otoritesinde, mülkünde ve yönetiminde O'na ortak değildir. Hiçbir şey O'na rakip ve eş olamaz. O, mutlak ilim ve irade sahibidir. O'na hiçbir varlık güç yetiremez. O, bütün evrenin sahibi, yöneticisi ve hâkimidir.
    256. Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır. O hâlde, kim tâğûtu tanımayıp Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapasağlam bir kulpa yapışmıştır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.(66)

    (66) Din, inanç esaslarını ve buna bağlı olarak yaşanan hayat tarzını ifade eder. Buna göre İslâm, iman ve hayat tarzı olarak hiç kimseye zorla kabul ettirilemez. Tâğût, sözlük anlamıyla sınırı aşan demektir. Kur'an'da kullanıldığı şekliyle kelime, "şeytan", "nefis", "putlar", "sihirbazlar" gibi çeşitli şekillerde yorumlanmıştır. Kısaca "Tâğût" insanları azdıran, saptıran şeylerin hepsini ifade eder.
    257. Allah, iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tâğûttur. (O da) onları aydınlıktan karanlıklara (sürükleyip) çıkarır. Onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalırlar.

    258. Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, "Benim Rabbim diriltir, öldürür." demiş; o da, "Ben de diriltir, öldürürüm" demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir" deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.

    259. Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti. Bunun üzerine, Allah onu öldürüp yüzyıl ölü bıraktı, sonra diriltti ve ona sordu: "Ne kadar (ölü) kaldın?" O, "Bir gün veya bir günden daha az kaldım" diye cevap verdi. Allah, şöyle dedi: "Hayır, yüz sene kaldın. Böyle iken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Böyle yapmamız) seni insanlara ibret belgesi kılmamız içindir. (Eşeğin) kemikler(in)e de bak, nasıl onları bir araya getiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Kendisine bütün bunlar apaçık belli olunca, şöyle dedi: "Şimdi, biliyorum ki; şüphesiz Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter."(67)

    (67) Bu âyette ölümden sonra dirilişi merak eden kimsenin mü'min biri olduğu anlaşılıyor. Bu konuda Üzeyr, Yeremya veya Hıdır isimleri zikredilir. Burada vurgulanan şey, Allah'ın diriltici kudretinin etkinliğini görmek, O'nun ölümden sonra dirilişi mutlaka gerçekleştireceğine inanmaktır.
    260. Hani İbrahim, "Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. (Allah ona) "İnanmıyor musun?" deyince, "Hayır (inandım) ancak kalbimin tatmin olması için" demişti. "Öyleyse, dört kuş tut. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir parçasını bir dağın üzerine bırak. Sonra da onları çağır. Sana uçarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."

    261. Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    262. Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab'leri katında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.

    263. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).

    264. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.

    265. Allah'ın rızasını kazanmak arzusuyla ve kalben mutmain olarak mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki güzel bir bahçenin durumu gibidir ki, bol yağmur alınca iki kat ürün verir. Bol yağmur almasa bile ona çiseleme yeter. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.

    266. Herhangi biriniz ister mi ki, içerisinde her türlü meyveye sahip bulunduğu, içinden ırmaklar akan, hurma ve üzüm ağaçlarından oluşan bir bahçesi olsun; himayeye muhtaç çocukları var iken ihtiyarlık gelip kendisine çatsın; derken bağı ateşli (yıldırımlı) bir kasırga vursun da orası yanıversin? Allah, düşünesiniz diye size âyetlerini böyle açıklıyor.(68)

    (68) Bu âyette, yaptıkları iyilikleri başa kakıp gönül yıkanların durumu anlatılmaktadır. Yıldırımlı bir kasırga, göz alıcı bir bağı nasıl yakıp yıkarsa, onların bu tutumu da, öylece yaptıkları iyilikleri boşa çıkaracaktır.
    267. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.

    268. Şeytan sizi fakirlikle korkutur(69) ve size, çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet va'dediyor. Şüphesiz Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.

    (69) Fakir düşeceğinizi söyleyerek, sadaka vermekten uzak durmanızı ister.
    269. Allah, hikmeti(70) dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çokça hayır verilmiş demektir. Bunu ancak akıl sahipleri anlar.

    (70) Hikmet, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamaya yarayan derin ve yararlı bilgi demektir. Hz. Peygamber, yararlı bilgi istemeyi tavsiye etmiş, bizzat kendisi de Allah'tan bu dilekte bulunmuştur.
    270. Allah yolunda her ne harcar veya her ne adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zulmedenlerin yardımcıları yoktur.

    271. Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    272. Onları hidayete erdirmek sana ait değildir. Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak her ne harcarsanız -hiç hakkınız yenmeden- karşılığı size tastamam ödenir.

    273. (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adayan, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı (dilenmedikleri için), bilmeyen onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. İnsanlardan arsızca (bir şey) istemezler. Siz hayır olarak ne verirseniz, şüphesiz Allah onu bilir.

    274. Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

    275. Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak) faizden vazgeçerse, artık önceden aldığı onun olur. Durumu da Allah'a kalmıştır. (Allah, onu affeder.) Kim tekrar (faize) dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır.

    276. Allah, faiz malını mahveder, sadakaları(71) ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.

    (71) Burada "sadakalar"dan maksat hem farz olan zekât, hem de nafile olarak Allah yolunda yapılan bağışlardır. Âyet-i kerime, hem sadakaların sevabının kat kat olacağını, hem de sadakası verilen malların bereketlendirilip artırılacağını ifade etmektedir.
    277. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

    278. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın.

    279. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.

    280. Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

    281. Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürülüp götürüleceksiniz. Sonra herkese kazandığı amellerin karşılığı verilecek ve onlara asla haksızlık yapılmayacaktır.

    282. Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin.(72) Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.(73)

    (72) Âyetin bu kısmı, "Ne yazıcı ne de şahid (adaletten ayrılarak hak sahiplerine) zarar vermesinler" şeklinde de tercüme edilebilir.
    (73) Bu âyette, borç ve alışveriş işlemlerinde anlaşmazlık çıkmasını önleyecek, tarafların haksızlığa uğramamasını sağlayacak belgelendirme, şahit tutma ve rehin gibi önlemlerin alınması istenmektedir. Bu uygulamaların ne şekilde gerçekleştirileceği konusunda ayrıntılara kadar inilmiş olması, konuya verilen önemi göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ancak prensip, işlemin sağlama alınması olmakla beraber karşılıklı güven duygusunun da önemli bir unsur olduğu ve bunun kötüye kullanılmaması gerektiği vurgulanmaktadır.
    283. Eğer yolculukta olur da bir yazıcı bulamazsanız, o zaman alınmış rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz kendisine güvenilen kimse emanetini (borcunu) ödesin ve Rabbi Allah'tan sakınsın. Bir de şahitliği gizlemeyin. Kim şahitliği gizlerse, şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.

    284. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi, onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

    285. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler). Her biri; Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler: "Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz." Şöyle de dediler: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır."

    286. Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
  • ''Sürecin ilk bölümü toprak işgali ve doğal kaynakların çıkarılmasından oluşur.Buna aynı zamanda ,ilk,ilkel ya da esas birikim de denir.
    Bazen bize bunun koloni/sömürge döneminde kaldığı söylenir ama hala devam etmektedir.Emperyalistler için bugünün '' devasa yatırım fırsatları'' ndan biri hala Afrika, Asya ve Latin Amerika'daki topraklara konmak , böylece ihracata yönelik makineleşmiş monokültür endüstriyel tasarım (geçimleri için çiftçilik ve çobanlık yapanların zorla yerinden edilmesini de kapsamaktadır) işine girmektir.
    Dünya Bankasının 2001-2010 yılları arasında çok uluslu emlak yatırımcıları ve spekülatörleri için sağladığı sermaye ile bu kesimler hali hazırda 203 milyon hektar toprak almış durumdadırlar.2012'de endüstriyel tarım sektöründe toplamda 6-8 milyar dolar borç para vermiştir. Kamboçya'daki ekilebilir arazilerin yüzde 56 ila 63'ü özel yatırımcılara satılmıştır. Liberya'da arazilerin yüzde 30'dan fazlası elden çıkarılmıştır.2012'den itibaren bütün Afrika kıtasındaki tarım arazilerinin yüzde 5'i yabancı yatırımcılara satılmış ya da kiralanmıştır.Bu arada toprak hakları ihlal edilmiş yerel topluluklardan Dünya Bankası'na karşı 21 resmi şikayet gelmiştir''
  • Dün düşümde seni gördüm. Detayları anımsamıyorum ama birbirimizde eriyorduk durmadan. Sen ben, ben de sen oluyordum. Derken nasıl oldu bilmiyorum, yanmaya basliyorsun; ateş bezle söndürülür diyor, elime geçirdiğim bir ceketle vurmaya başlıyorum sana. Yine ben sen, sen ben oluyoruz, sonunda sen yoktun artik; yanan da sönmeye çabalayan da benim yalnızca. Korktuğum başıma geliyor, böyle bezle vurmak söndürüyor ateşi ama bu arada yangın söndürücüler gelmiş, sen kurtulmuşsun... Hiç benzemiyordun kendine, hortlak gibi bir şeydin, sanki tebeşirle karanlığa çizilmiştin, kollarıma atıldığında cansızdın, belki sevinçten bayılmıştın; bilmiyorum iyice, belki bendim birinin kollarına atılan.
    Franz Kafka
    Venedik Yayınları
  • Arapça ile ilgilenenlerin dikkatine...
    الافعال في اللغة التركية .....
    1_ اﻟﺠﻠﻮﺱ Oturmak
    2_ ﺍﻟﻤﺠﻲﺀ Gelmek
    3_ ﺍﻟﺬﻫﺎﺏ Gitmek
    4_ ﺍﻟﺮﺅﻳﺎ Görmek
    5_ اﻟﻤﺸﻲ Yürümek
    6_ ﺍﻟﺴﺒﺎﺣﺔ Yüzmek
    7_ اﻟﺮﻛﺾ Koşmak
    8_ اﻟﻄﻴﺮﺍﻥ Uçmak
    9_ ﺍﻻﺳﺘﺨﺪﺍﻡ ، ﺍﻻﺳﺘﻌﻤﺎﻝ Kullanmak
    10_ اﻟﻨﻮﻡ Uyumak
    11_ ﺍﻻﺳﺘﻴﻘﺎﻅ Uyanmak
    12_ ﺍﻟﻨﻬﻮﺽ Kalkmak
    13_ ﺍﻻﺳﺘﺤﻤﺎﻡ Duş yapmak/ Duş Almak
    14_ ﺍﻟﺤﺪﻳﺚ ، ﺍﻟﺘﻜﻠﻢ Konuşmak
    15_ ﺍﻟﺸﺮﺏ İçmek
    16_ ﺍﻟﺴﻘﻮﻁ ، ﺍﻟﻮﻗﻮﻉ Düşmek
    17_ ﺍﻟﺴﺤﺐ ، ﺍﻟﺘﺼﻮﻳﺮ Çekmek
    18_ ﺍﻟﻮﺿﻊ Koymak
    19_ ﺍﻟﺘﻔﻜﻴﺮ Düşünmek
    20_ ﺍﻟﻔﺘﺢ Açmak
    21_ ﺍلإﻏﻼﻕ Kapatmak
    22_ اﻟﺨﻮﻑ Korkmak
    23_ ﺍﻟﺪﻓﻊ ﻟﻠﻤﺎﻝ Ödemek
    24_ ﺍﻟﺮﻣﻲ ، ﺍﻟﻘﺬﻑ Atmak
    25_ ﺍﻟﺮﻗﺺ Dans etmek
    26_ ﺍﻟﻘﺮﺍﺀﺓ Okumak
    27_ ﺍﻟﺴﺆﺍﻝ Sormak
    28_ إﻋﻄﺎﺀ ﺍﻟﺠﻮﺍﺏ Cevap vermek
    29_ ﺍﻟﺪﻓﻊ ، ﺍﻟﺤﺚ İtmek
    30_ ﺍﻟﺒﺤﺚ ، ﺍﻻﺗﺼﺎﻝ Aramak
    31_ ﺍﻻﺳﺘﻤﺎﻉ Dinlemek
    32_ الإﻋﻄﺎﺀ Vermek
    33_ ﺍلأﺧﺬ Almak
    34_ ﺍﻟﻐﺴﻞ Yıkamak
    35_ ﺍﻟﻀﺤﻚ Gülmek
    36_ ﺍﻟﺒﻜﺎﺀ Ağlamak
    37_ ﺍﻟﺮﺳﻢ Resim yapmak
    38_ ﺍﻟﺤﻼﻗﺔ Tıraş olmak
    39_ إﺟﺮﺍﺀ ﺍﻟﻤﻜﺎﻟﻤﺔ Telefon etmek
    40_ ﻭﺿﻊ ﺍﻟﻤﻜﻴﺎﺝ Makyaj yapmak
    41_ ﺍﻟﻠﻌﺐ Oynamak
    42_ ﺍﻟﻤﺴﺢ Silmek
    43_ ﺍﻻﺭﺗﺠﺎﻑ ، ﺍﻟﺒﺮﺩ Üşümek
    44_ ﺍﻟﺘﻌﺮﻕ Terlemek
    45_ ﺍﻟﻨﻘﻞ ، ﺍﻟﺤﻤﻞ Taşımak
    46_ ﺍﻟﺘﻌﺐ Yorulmak
    47_ ﺍﻟﻄﻼﺀ ، ﺍﻟﺼﺒﻎ Boyamak
    48_ ﺍﻟﻜﻨﺲ Süpürmek
    49_ ﺍﻟﺘﻘﺒﻴﻞ Öpmek
    50_ ﺍﻟﺘﻤﺸﻴﻂ Taramak
    ...51_ ﺍﻟﺤﺮﻕ Yakmak
    52_ ﺍلإﻃﻔﺎﺀ Söndürmek
    53_ ﺍﻟﺴﻜﺐ Dökmek
    54_ ﺍﻟﻘﻄﻊ ، ﺍﻟﻘﺺ Kesmek
    55_ ﺍﻟﺘﺄﺷﻴﺮ ، ﺍلإﻇﻬﺎﺭ ، الدلالة Göstermek
    56_ ﺍﻟﻨﻈﺮ Bakmak
    57_ ﺍﻟﺪﺧﻮﻝ Girmek
    58_ ﺍﻟﺨﺮﻭﺝ Çıkmak
    59_ ﺍﻟﻨﺰﻭﻝ ، ﺍﻟﻬﺒﻮﻁ İnmek
    60_ ﺍﻟﺼﻌﻮﺩ ، ﺍﻟﺮﻛﻮﺏ Binmek
    61_ ﺍﻟﻤﺸﺎﻫﺪﺓ Seyretmek /İzlemek
    62_ أﺧﺬ ﺣﻤﺎﻡ Banyo yapmak
    63_ ﺍﻟﻤﻘﺎﻭﻣﺔ Kavga etmek
    64_ ﺍلأﻛﻞ Yemek
    65_ ﺍﻟﻤﻀﻲ ، ﺍﻟﻌﺒﻮﺭ ، ﺍﻟﻤﺮﻭﺭ Geçmek
    66_ ﺍﻟﺘﻌﺮﺽ ﻟﺤﺎﺩﺙ Kaza yapmak
    67_ ﻛﻲ ﺍﻟﻤﻼﺑﺲ Ütü yapmak
    68_ ﺍﻟﻔﻮﺯ Kazanmak
    69_ ﺍلإﺻﻼﺡ Tamir etmek
    70_ ﺍﻟﺘﺴﻮﻕ Alışveriş yapmak
    71_ ﻏﺴﻞ ﺍﻻﻃﺒﺎﻕ Bulaşık yıkamak
    72_ ﻃﻬﻲ ﺍﻟﻄﻌﺎﻡ Yemek pişirmek
    73_ ﺍﻻﻧﺘﻈﺎﺭ Beklemek
    74_ ﺍﻟﺘﺰﺣﻠﻖ Kayak yapmak
    75_ ﺍﻟﺰﻭﺍﺝ Evlenmek
    76_ ﺍﻟﺪﻭﺭﺍﻥ ، ﺍﻟﻌﻮﺩﺓ Dönmek
    77_ ﺍﻟﻜﺘﺎﺑﺔ Yazmak
    78_ ﻣﻤﺎﺭﺳﺔ ﺍﻟﺮﻳﺎﺿﺔ Spor yapmak
    79_ ﺍﻟﺸﺠﺎﺭ ، ﺍﻟﻐﻀﺐ Kızmak
    80_ ﺍﻟﻌﻤﻞ ، ﺍﻟﺪﺭﺍﺳﺔ Çalışmak
    81_ ﺍﻟﻌﺪ Saymak
    82_ ﺍﻟﻌﻄﺎﺱ Hapşırmak
    83_ ﺍلاﻧﻄﺒﺎﺥ Pişmek
    84_ ﺍﻟﺘﺴﻠﻴﺔ ، ﺍﻻﺳﺘﻤﺘﺎﻉ Eğlenmek
    85_ ﺍﻟﻌﺰﻑ ، ﺍﻟﺴﺮﻗﺔ Çalmak
    86_ ﺍﻟﻐﻨﺎﺀ Şarkı söylemek
    87_ ﺍﻟﻘﺒﺾ Yakalamak
    88_ ﺍﻟﺘﻨﺰﻩ Piknik yapmak
    89_ ﺍﻻﺭﺗﺪﺍﺀ ، اللبس Giymek
    90_ ﻫﻄﻮﻝ ﺍﻟﻤﻄﺮ Yağmur yağmak
    91_ ﺗﺴﺎﻗﻂ ﺍﻟﺜﻠﺞ Kar yağmak
    92_ ﺍﻟﺘﻌﻠﻴﻖ ، ﺍﻟﺸﻨﻖ Asmak
    93_ ﺍﻻﺭﺗﺪﺍﺀ Takmak
    94_ ﺍﻟﺰﻋﻞ Küsmek
    95_ ﺍﻻﺧﺘﻴﺎﺭ ، ﺍﻟﺘﺤﺪﻳﺪ Seçmek
    96_ ﺍلإﻋﺠﺎﺏ Beğenmek
    97_ ﺍﻟﺘﺠﻮﻝ Gezmek
    98_ ﺍﻟﻘﻔﺰ Ziplamak
    99_ ﺍﻟﺘﺼﻔﻴﻖ Alkışmak
    100_ ﺍﻟﺘﺴﻠﻖ Tırmanmak
    101_ ﺍﻟﺤﻴﺎﻛﺔ Örmek
    102_ ﺍﻟﺨﻴﺎﻃﺔ Dinmek
    103_ ﺍﻟﺒﻴﻊ Satmak
    104_ ﺍﻟﺮﻓﻊ ، ﺍلإﺯﺍﻟﺔ Kaldırmak
    105_ الري ، السقي Sulamak
    106_ الفحص Muayene etmek
    107_ الحب Sevmek
    108_ ﺍﻟﺘﻮﺿﻴﺢ Açıklamak
    109_ ﺍﻟﻤﺴﺎﻣﺤﺔ Affetmek
    110_ ﺍﻻﺳﺘﻨﺰﺍﻑ ، ﺍلإﺭﺍﻗﺔ Akıtmak
    111_ ﺍﻟﺠﺮﻳﺎﻥ Akmak
    112_ ﺍﻟﺨﻴﺎﻧﺔ Aldatmak
    113_ ﺍﻟﺘﻌﻮﻳﺪ Alıştırmak
    114_ ﺍﻟﻔﻬﻢ Anlamak
    115_ ﺍﻟﺸﺮﺡ Anlatmak
    116_ ﺍﻟﺘﻨﻤﻴﺔ Artırmak
    117_ ﺍﻟﻨﻤﻮ ، ﺍﻟﺘﺰﺍﻳﺪ Artmak
    118_ ﺍﻟﺘﺨﻄﻲ ، ﺍﻟﻘﻔﺰ Atlamak
    119_ ﺍﻟﻀﺒﻂ Ayarlamak
    120_ ﺍﻟﺘﻘﻠﻴﻞ Azalmak
    121_ ﺍﻟﺼﻴﺎﺡ Bağırmak
    122_ ﺍﻻﺗﺼﺎﻝ ، ﺍﻟﺮﺑﻂ Bağlamak
    123_ ﺍﻟﺘﻔﻮﻕ Başarmak
    124_ ﺍﻟﺒﺪﺀ Başlamak
    125_ ﺍﻟﺪﻋﺲ ، ﺍﻟﻄﺒﻊ Basmak
    126_ ﺍﻟﻐﻮﺹ ، ﺍﻟﻐﺮﻕ Batmak
    127_ ﺍلإﻏﻤﺎﺀ Bayılmak
    128_ ﺟﻌﻠﺔ ﻳﻨﺘﻈﺮ Bekletmek
    129_ ﺍلإﺑﻼﻍ Bildirmek
    130_ ﺍﻟﻤﻌﺮﻓﺔ Bilmek
    131_ ﺍلإﻧﻬﺎﺀ Bitirmek
    132_ ﺍﻻﺗﺤﺎﺩ Bitişmek
    133_ ﺍﻻﻧﺘﻬﺎﺀ Bitmek
    134_ ﺍﻻﻧﻘﺴﺎﻡ ، ﺍﻟﺘﻔﺮﻳﻖ Bölmek
    135_ ﺟﻌﻠﺔ ﻣﻄﻠﻴﺎ Boyatmak
    136_ ﺍﻟﻌﻄﺐ Bozmak
    137_ ﺍلإﻳﺠﺎﺩ Bulmak
    138_ ﺍﻟﻨﻤﻮ Büyümek
    139_ ﺍلإﻧﻤﺎﺀ Büyütmek
    140_ ﺍﻻﺳﺘﺪﻋﺎﺀ ، ﺍﻟﻤﻨﺎﺩﺍﺓ Çağırmak
    141_ ﺍﻟﺘﺸﻐﻴﻞ ، ﺟﻌﻠﻪ ﻳﻌﻤﻞ Çalıştırmak
    142_ ﺍﻟﻀﺠﺮ Can sıkılmak
    143_ ﺍﻻﺻﻄﺪﺍﻡ Çarpmak
    144_ ﺍلإﺟﺎﺑﺔ Cevaplamak
    145_ ﺍﻟﺘﺮﺟﻤﺔ ، ﺍﻟﺘﺤﻮﻳﻞ Çevirmek
    146_ ﺍﻟﻤﺨﺎﻟﻔﺔ Ceza vermek
    147_ ﺍلإﺧﺮﺍﺝ Çıkarmak
    148_ ﺍﻟﺘﻠﻤﻴﻊ Cılalamak
    149_ ﺍﻟﺮﺳﻢ ، ﺍﻟﻨﻘﺶ Çizmek
    150_ ﺍﻟﺘﻜﺎﺛﺮ Çoğalmak
    152_ ﺍلإﻛﺜﺎﺭ Çoğaltmak
    153_ ﺣﻞ ﺍﻟﻤﺸﻜﻠﺔ Çözmek
    154_ ﺍﻟﺘﺴﻮﺱ Çürümek
    155_ ﺍﻟﺘﺸﺘﺖ ، ﺍﻟﺒﻌﺜﺮﺓ Dağılmak
    156_ ﺍﻻﺳﺘﻬﺰﺍﺀ Dalga geçmek
    157_ ﺍﻟﺘﻨﻘﻴﻂ Damlamak
    158_ ﺍﻟﺘﺸﺎﻭﺭ Danışmak
    159_ ﺍﻟﺘﻀﻴﻴﻖ Daralmak
    160_ ﺟﻌﻠﻪ ﺿﻴﻘﺎ Daraltmak
    161_ ﺍﻟﺪﻋﻮﺓ Davet etmek
    162_ ﺍﻟﺘﻐﻴﻴﺮ Değiştirmek
    163_ ﺍﻟﺠﻨﻮﻥ Delirmek
    164_ ﺍﻟﺘﺠﻨﻴﻦ ، ﺟﻌﻠﻪ ﻣﺠﻨﻮﻧﺎ Delirtmek
    165_ ﺍﻟﻘﻮﻝ Demek
    166_ ﺍﻟﻤﺤﺎﻭﻟﺔ Denemek
    167_ ﺍلإﻛﻤﺎﻝ ، ﺍﻟﻤﺘﺎﺑﻌﺔ Devam etmek
    168_ ﺍﻟﺰﺭﻉ Dikmek
    169_ ﺍﻟﺘﻤﻨﻲ Dilemek
    170_ ﺍﻻﺳﺘﺮﺍﺣﺔ Dinlenmek
    171_ ﺍﻟﻮﻻﺩﺓ Doğmak
    172_ ﺍﻟﻠﻤﺲ Dokunmak
    173_ ﺍﻟﺘﺠﻮﻝ Dolaşmak
    174_ ﺍﻟﺘﺠﻮﻳﻞ Dolaştırmak
    175_ ﺍﻟﺤﺸﻮ ، ﺍﻟﺘﻌﺒﺌﺔ Doldurmak
    176_ ﺍﻟﻀﺮﺏ Dövmek
    177_ ﺍلإﺭﺿﺎﺀ Doymak
    178_ ﺍﻟﻮﻗﻮﻑ Durmak
    179_ ﺍلإﺻﻐﺎﺀ Duymak
    180_ ﺍﻟﺘﻨﻈﻴﻢ ، ﺍﻟﺘﺮﺗﻴﺐ Düzenlemek
    181_ ﺍﻟﺘﻨﺼﻴﺐ ، ﺍﻟﺘﺄﺳﻴﺲ Kurmak
    182_ ﺍلإﺿﺎﻓﺔ Eklemek
    183_ ﺍﻟﻘﻠﻖ Endişelenmek
    184_ ﺍﻟﻮﺻﻮﻝ Erişmek
    185_ ﺍﻟﺘﺜﺎﺅﺏ Esnemek
    186_ ﺍﻟﻔﻌﻞ Etmek
    187_ ﺍﻟﺴﺤﻖ ، ﺍﻟﻬﺮﺱ Ezmek
    188_ إﻋﻄﺎﺀ ﻓﺮﺻﺔ Fırsat vermek
    189_ ﺍﻟﺘﻬﺎﻣﺲ Fısıldamak
    190_ ﺍﻟﺘﺄﺧﺮ Gecikmek
    191_ ﺍﻟﺘﻄﻮﺭ Gelişmek
    192_ ﺍﻻﺣﺘﻴﺎﺝ Gereksemek
    193_ ﺍلإﺣﻀﺎﺭ Getirmek
    194_ ﺟﻌﻠﻪ ﻳﺤﻀﺮ Getirtmek
    195_ ﺟﻌﻠﻪ ﻳﺬﻫﺐ Gidermek
    196_ ﺍﻟﺸﺮﻭﻉ ، ﺍﻟﺒﺪﺀ Girişmek
    197_ ﺍلإﺧﻔﺎﺀ ، ﺍﻻﺧﺘﺒﺎﺀ Gizlemek
    198_ ﺍلإﺭﺳﺎﻝ Göndermek
    199_ ﺍﻟﻈﻬﻮﺭ Görünmek
    200_ ﺍلإﺭﺳﺎﻝ Götürmek...
    201_ ﺍﻟﻤﺮﺍﺟﻌﺔ ، ﺍلإﻋﺎﺩﺓ Gözden geçirmek
    202_ ﺍﻟﺜﻘﺔ Güvenmek
    203_ ﺍلإﻫﺎﻧﺔ Hakaret etmek
    204_ ﺻﺮﻑ ﺍﻟﻤﺎﻝ Harcamak
    205_ ﺍﻟﺘﻬﺠﺌﺔ Harf harf söylemek
    206_ ﺍﻟﻤﺮﺽ Hasta olmak
    207_ ﺍﻟﺘﺬﻛﺮ Hatırlamak
    208_ ﺍﻟﺘﺬﻛﻴﺮ Hatırlatmak
    208_ ﺍﻟﺘﺒﺎﻫﻲ Hava atmak
    209_ ﺍﻟﺘﺤﻀﻴﺮ Hazırlamak
    210_ ﺍﻟﺸﻌﻮﺭ Hissetmek
    211_ ﺍﻻﺣﺘﻴﺎﺝ İhtiyacı olmak
    212_ ﺍﻟﻠﻤﺲ ﺍﻟﺨﻔﻴﻒ İlişmek
    213_ ﺍﻟﺴﻤﺎﺡ İmkan vermek
    214_ ﺍﻟﺘﻮﻗﻴﻊ İmzalamak
    215_ ﺍﻻﻋﺘﻘﺎﺩ İnanmak
    216_ ﺍﻟﺘﺮﻗﻴﻖ İnceltmek
    217_ ﺍلأﺫﻯ İncitmek
    218_ ﺍﻟﻀﺮﺭ İncinmek
    219_ ﺍﻟﺘﺤﻤﻴﻞ ، ﺍﻟﺘﻨﺰﻳﻞ İndirmek
    220_ ﺍﻻﻧﻘﻄﺎﻉ İnkıtaa uğratmak
    221_ ﺍﻻﻧﺘﺤﺎﺭ İntihar etmek
    222_ ﺍلإﻟﻐﺎﺀ İptal etmek
    223_ إﻧﻬﺎﺀ ﺍﻟﻌﻤﻞ İşini bitirmek
    224_ ﺍﻟﺘﺪﻓﺌﺔ Isıtmak
    225_ ﺍﻟﺴﻤﺎﻉ İşitmek
    226_ ﺍﻟﺘﻌﺬﻳﺐ İşkence etmek
    227_ ﺍﻻﺑﺘﻼﻝ ، ﺍﻟﺘﺮﻃﻴﺐ Islanmak
    228_ ﺍﻟﻤﻌﺎﻟﺠﺔ İşlemek
    229_ ﺍلإﺭﺍﺩﺓ İstemek
    230_ ﺍﻟﺘﺤﺴﻦ İyi olmak
    231_ ﺍلإﻳﻀﺎﺡ İzah etmek
    232_ ﺍﻟﺸﻮﺍﺀ İzgara yapmak
    233_ إﻋﻄﺎﺀ ﺍلإﺫﻥ İzin vermek
    234_ ﺍﻟﻔﻬﻢ ﻣﺘﺄﺧﺮﺍ Jeton düşmek
    235_ ﺍﻟﻘﺒﻮﻝ Kabul etmek
    236_ ﺍﻟﺘﻬﺮﻳﺐ Kaçırmak
    237_ ﺍﻟﻬﺮﺏ Kaçmak
    238_ ﺍﻟﺒﻘﺎﺀ Kalmak
    239_ ﺍﻟﺘﺨﻴﻴﻢ Kamp yapmak
    240_ إﻳﻘﺎﻑ ﺍﻟﺘﺸﻐﻴﻞ Kapamak
    241_ إﻋﻄﺎﺀ ﺍﻟﻘﺮﺍﺭ Karar vermek
    242_ ﺍﻟﺘﻌﺘﻴﻢ Kararmak
    243_ ﺟﻌﻠﻪ ﻋﺎﺗﻤﺎ Karartmak
    244_ ﺍﻟﺘﻘﺎﺑﻞ ، ﺍﻟﺘﻮﺍﺟﻪ Karşılaşmak
    245_ ﺍﻟﺨﺴﺎﺭﺓ ، ﺍﻟﻔﻘﺪﺍﻥ Kaybetmek
    246_ ﺍﻟﺘﺴﺠﻴﻞ ، ﺍﻟﺤﻔﻆ Kaydetmek
    247_ ﺍﻟﻘﻠﻖ ، ﺍﻟﻬﻢ Kaygılanmak
    248_ ﺍﻟﺴﻠﻖ Kaynamak
    249_ ﺟﻌﻠﻪ ﻣﺴﻠﻮﻗﺎ Kaynatmak
    250_ ﺍﻟﻔﻮﺯ ، ﺍﻟﻜﺴﺐ Kazanmak
  • *NÜZUL SIRASINA GÖRE KUR’AN’DAKİ EMİRLER VE YASAKLAR* *(207 Madde)*

    1) Kur’an okuyun! (Alak, 1)
    2) Kulluk görevlerinizi yerine getirmenizi engelleyenlere itaat etmeyin! (Alak, 19)
    3) Secde edin! (Alak, 19)
    4) İnkârcılara itaat etmeyin! (Kalem, 8-15)
    5) Sabırlı olun! (Kalem, 48)
    6) Geceleri değerlendirin! (Müzzemmil, 2-4)
    7) Allah'ın adını anın ve tüm benliğinizle O'na yönelin! (Müzzemmil, 8)
    8) Yalnız Allah'a dayanıp güvenin! (Müzzemmil, 9)
    9) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun! (Müzzemmil, 20)
    10) Namaz kılın! (Müzzemmil, 20)
    11) Zekâtı verin! (Müzzemmil, 20)
    12) Allah'tan af dileyin! (Müzzemmil, 20)
    13) İnsanları uyarın! (Müddessir, 2)
    14) Her türlü pislikten uzak durun! (Müddessir, 4-5)
    15) Allah ile kul arasına girmeyin! (Müddessir, 11)
    16) Allah'ın adını yüceltin! (A'la, 1)
    17) Kur'an'la öğüt verin! (A'la, 9)
    18) Yetimi horlamayın! Yetimin hakkına dokunmayın! (Duha, 9)
    19) Bir şey isteyeni hor görmeyin! (Duha, 10)
    20) Dilenciyi azarlamayın! (Duha, 10)
    21) Allah'ın nimetlerini dile getirin! (Duha, 11)
    22) Sürekli faaliyette olun, çalışkan olun! (Inşirah, 7)
    23) Allah'ı anmaktan yüz çevirenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    24) Dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevirin! (Necm, 29)
    25) Kendinizi temize çıkarmayın! (Necm, 32)
    26) Rabbinizden size indirilene uyun! (A'raf, 3)
    27) Allah'tan başka dostlar edinip peşlerinden gitmeyin! (A'raf, 3) 5
    28) Dini yalnız Allah'a özgüleyerek dua edin! (A'raf, 29)
    29) İbadethanelerde temiz ve güzel giyinin! (A'raf, 31)
    30) Nimetlerden faydalanın ama israf etmeyin! (A'raf, 31)
    31) Dualarınızı yalvara yakara, gizlice ve yapın! (A'raf, 55)
    32) Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın! (A'raf, 56)
    33) Allah'a güzel isimleriyle dua edin! (A'raf, 180)
    34) Affetmeyi esas alın! (A'raf, 199)
    35) İyiyi ve güzeli emredin! (A'raf, 199)
    36) Cahillerden yüz çevirin! (A'raf, 199)
    37) Şeytandan Allah'a sığının! (A'raf, 200)
    38) Kur'an okunduğu zaman susun ve dinleyin! (A'raf, 204)
    39) Allah'ı benliğinizin içinden anın! (A'raf, 205)
    40) Allah'ı sesinizi yükseltmeden anın! (A'raf, 205)
    41) Allah'tan başkasına dua etmeyin! (Cin, 18)
    42) Allah'ın üzerinizdeki nimetlerini anın! (Fatir, 3)
    43) Şeytanı düşman bilin! (Fatir, 6)
    44) Namaza sabırla devam edin! (Taha, 132)
    45) Ailenize namazı emredin! (Taha, 132)
    46) Günahkârların nasıl bir sona uğradıklarına bakın! (Neml, 69)
    47) Yeryüzünü gezip dolaşın! (Neml, 69)
    48) Allah'tan başka hiçbir varlığa kulluk etmeyin! (Isra, 23)
    49) Anne ve babaya çok iyi davranın! (Isra, 23-24)
    50) Akrabaya yardımcı olun! (Isra, 26)
    51) Düşküne yardımcı olun! (Isra, 26)
    52) Yolda kalmışa yardımcı olun! (Isra, 26)
    53) Harcamalarda orta yoldan ayrılmayın! (İsra, 29)
    54) Geçim kaygısıyla çocuklarınızı öldürmeyin! (Isra, 31)
    55) Zinaya yaklaşmayın! (Isra, 32)
    56) Cana kıymayın! (Isra, 33) 6
    57) Ahde vefalı olun! (Isra, 34)
    58) Ölçü ve tartıda dürüst olun! (Isra, 35)
    59) Hakkında bilginiz olmayan şeyin ardına düşmeyin! (Isra, 36)
    60) Kibirlenip böbürlenmeyin! (Isra, 37)
    61) Namaz sırasında sesinizi ne yükseltin ne de kısın! (Isra, 110)
    62) Göklerde ve yerde neler var araştırın! (Yunus, 101)
    63) Zalimlere eğilim göstermeyin! (Hud, 113)
    64) Hak dostlarını horlamayın! (En'am, 52)
    65) Dünya hayatının aldattığı kişilerden uzak durun! (En'am, 70)
    66) Dinlerini oyun ve eğlence haline getirenlerden uzak durun! (En'am, 70)
    67) Diğer dinlere ve inananlarına sövmeyin! (En'am, 108)
    68) Üzerine Allah'ın adı anılan şeylerden yiyin! (En'am, 118)
    69) Günahın görüneninden de görünmeyeninden de kaçının! (En'am, 120)
    70) Adil olun! (En'am, 152)
    71) Dini Allah'a has kılın ona kulluk edin! (Zümer, 2)
    72) Allah'tan ümit kesmeyin! (Zümer, 53)
    73) Kötülüğü en güzel tavırla savın! (Fussilet, 34-35)
    74) İhtilaflarla karşılaştığınızda hükmü Allah'a bırakın! (Şura, 10)
    75) Dinde ayrı düşüp fırkalara ayrılmayın! (Şura, 13-14)
    76) Dosdoğru olun! (Şura, 15-16)
    77) Resulullah’a ve ailesine sevgi, saygı gösterin! (Şura, 23)
    78) Allah'a kaçıp sığının! (Zariyat, 50)
    79) Gelecek hakkında kesin hüküm vermeyin! (Kehf, 23-24)
    80) Müminlerin yanlarında bulun! (Kehf, 28)
    81) Bilmediklerinizi bilenlere sorun! (Nahl, 43)
    82) Allah'ın emsallerini aramaya kalkmayın! (Nahl, 74)
    83) Yeminlerinizi bozmayın! (Nahl, 91-94)
    84) Nimetlere şükredin! (Nahl, 114)
    85) Uydurma haramlar icat etmeyin! (Nahl, 116) 7
    86) Hz. İbrahim'in dinine uyun! (Nahl, 123)
    87) Allah'ın yoluna çağrıyı hikmetle, güzel öğütle , güzel tartışmayla yapın!(Nahl, 125)
    88) Haksızlığa karşılık verirken ölçülü davranın! (Nahl, 126)
    89) Kendi ellerindeki parça parça bilgileri tek doğru sananlardan uzak durun!(Müminun, 52-54)
    90) Yalan sözden uzak durun! (Hac, 30)
    91) Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihâd edin! (Hac, 78)
    92) Sabır ve namaz ile yardım dileyin! (Bakara, 45)
    93) Sürüye dönüşmeyin! (Bakara, 104)
    94) Hayırlarda yarışın! (Bakara, 148)
    95) Kâbe'yi kıble edinin! (Bakara, 150)
    96) Helal yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    97) Temiz yiyeceklerden yiyin! (Bakara, 168)
    98) Kısası uygulayın! (Bakara, 178-179)
    99) Ramazan ayını oruçlu geçirin! (Bakara, 183-185)
    100) Mescitlerde ibadete çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyin! (Bakara, 187)
    101) Birbirinizin mal varlığını haksız yoldan yemeyin! (Bakara, 188)
    102) Rüşvete bulaşmayın! (Bakara, 188)
    103) Sizinle çarpışanlara karşı meşru savunma hakkınızı kullanın! (Bakara, 190-194)
    104) Sahip olduğunuz nimetleri Allah yolunda paylaşın! (Bakara, 195)
    105) Yaptığınızı güzel yapın! (Bakara, 195)
    106) Kendinizi tehlikeye atmayın! (Bakara, 195)
    107) Barışı hep birlikte gerçekleştirin! (Bakara, 208)
    108) Şeytanın adımlarını izlemeyin! (Bakara, 208)
    109) Müşrik kadın ve erkeklerle evlenmeyin! (Bakara, 221)
    110) Hayızlı(Adetli) kadınlarla cinsel temas kurmayın! (Bakara, 222)
    111) Kadınlara cinsellik için yaklaştığınızda Allah'ın size emrettiği yerden gidin! (Bakara, 222)
    112) Yeminlerinizi bahane ederek iyilikten kaçmayın! (Bakara, 224)
    113) Namazlara özellikle orta namaza devam edin! (Bakara, 238)
    114) Dinde zorlamaya yapmayın! (Bakara, 256) 8
    115) Yaptığınız iyilikleri başa kakmayın! (Bakara, 264-266)
    116) Beğenip almayacağınız şeyleri başkalarına vermeye kalkmayın! (Bakara, 267-268)
    117) Faizden uzak durun! (Bakara, 275-280)
    118) Borçlanma işlemlerini yazıya geçirin! (Bakara, 282-283)
    119) Borçlanma işlemlerinde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    120) Alışverişlerinizde şahit bulundurun! (Bakara, 282-283)
    121) Şahitlikten kaçınmayın! (Bakara, 283)
    122) Allah'ın elçisine itaat edin! (Enfal, 1)
    123) Savaştan kaçmayın! (Enfal, 15-16)
    124) Allah'a ve Resulüne hıyanet etmeyin! (Enfal, 27)
    125) Cihatta, gösteriş yaparak yurtlarından çıkan ve Allah yolundan alıkoyanlar gibi olmayın(Enfal, 47)
    126) Düşmanı savaştan caydırıcı önlemler alın! (Enfal, 60)
    127) Barış eğilimlerine olumlu karşılık verin! (Enfal, 60-61)
    128) İnananları bırakıp kâfirleri dost edinmeyin! (Ali Imran, 28)
    129) Hacca gidin! (Ali İmran, 96-97)
    130) Hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülüğü engelleyen ekipler oluşturun! (Ali İmran, 104)
    131) Üzülüp gevşemeyin! (Ali Imran, 139)
    132) Yönetimde istişareyi esas alın! (Ali İmran, 159)
    133) Allah'tan korkun! (Ali Imran, 175)
    134) Savaşa hazırlıklı ve uyanık bulunun! (Ali İmran, 200)
    135) Kendinizi sürekli hesaba çekin! (Haşr, 18)
    136) Cuma namazı kılın! (Cuma, 9-10)
    137) Evlatlıklarınızı öz babalarına nispet ederek çağırın! (Ahzab, 5)
    138) Peygamberinizin şanını yüceltin! (Ahzab, 56)
    139) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Ahzab, 59)
    140) Mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; onları besleyin, giydirin, onlara güzel söz söyleyin.(Nisa , 5)
    141) Yetimleri kollayıp gözetin! (Nisa, 6)
    142) Kadınlarınızdan eşcinsellik yapanlara karşı dört şahit getirin! (Nisa, 15) 9
    143) Homoseksüellik yapan erkeklere eziyetle karşı çıkın! (Nisa, 16)
    144) Size haram kılınan kadınlarla evlenmeyin! (Nisa, 22-24)
    145) İntihar etmeyin! (Nisa, 29-30)
    146) Birbirinizin nimet ve imkânlarına göz dikmeyin! (Nisa, 32)
    147) Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve nihayet onları evden uzaklaştırın! (Nisa, 34)
    148) Araları açılan eşlerin barışmaları için iki hakem tayin edin! (Nisa, 35)
    149) Su bulamadığınız yerde teyemmüm ile ibadet edin! (Nisa, 43)
    150) Sarhoşken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    151) Cünüpken namaza yaklaşmayın! (Nisa, 43)
    152) Emanetleri ehil olanlara verin! (Nisa, 58)
    153) Müslüman idarecilere itaat edin! (Nisa, 59)
    154) Zulme uğrayan insanlar için savaşın! (Nisa, 75)
    155) Şeytan dostları ile savaşın! (Nisa, 76)
    156) Selama kesinlikle karşılık verin! (Nisa, 86)
    157) Size selam verenlere "Sen mümin değilsin!" demeyin! (Nisa, 94)
    158) Hainlerin savunucusu olmayın! (Nisa, 105-107)
    159) Allah'a iman edin! (Nisa, 136)
    160) Peygamberlere iman edin! (Nisa, 136)
    161) İndirilen kitaplara iman edin! (Nisa, 136)
    162) Meleklere iman edin! (Nisa, 136)
    163) Ahiret gününe iman edin! (Nisa, 136)
    164) Allah'ın ayetleriyle inkâr ve alay edildiğinde orada oturmayın! (Nisa, 140)
    165) Zina eden kadın ve erkeği dövün! (Nur, 2)
    166) Zina edenler ancak zina edenlerle ya da müşriklerle nikâhlansın! (Nur, 3)
    167) İffetli kadınlara iftira edenleri dövün! (Nur, 4)
    168) İffetli kadınlara iftira atanların şahitliğini bir daha asla kabul etmeyin! (Nur, 4)
    169) Başkalarının evlerine izinsiz ve selamsız girmeyin! (Nur, 27-29)
    170) Bakışlarınızı denetim altında tutun! (Nur, 30-31)
    171) Irzınızı koruyun! (Nur, 30-31) 10
    172) Mümin kadınlar başörtülerinizi takın! (Nur, 31)
    173) Mümin kadınlar ziynetlerini yakınlarından başkasına göstermesinler! (Nur, 31)
    174) Hepiniz Allah'a tövbe edin! (Nur, 31)
    175) Evlenme durumuna gelenleri evlendirin! (Nur, 32)
    176) Hz. Peygambere hitabınız birbirinize hitabınız gibi olmasın! (Nur, 63)
    177) Mallarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    178) Çocuklarınızın Allah'ı anmanıza engel olmasına izin vermeyin! (Münafikun, 9)
    179) Mescitlerde, meclislerde yeni gelenlere yer açın! (Mücadile, 11)
    180) Allah'ın emirlerini tanımayanların getirdiği haberleri iyice araştırın! (Hucurat, 6)
    181) Müminler arası çekişmelere müdahale ederek barışı sağlayın! (Hucurat, 9-10)
    182) Müminler arası çekişmelerde şiddeti başlatan tarafla savaşın! (Hucurat, 9-10)
    183) Birbirinizle alay etmeyin! (Hucurat, 11)
    184) Birbirinize kötü lakaplar takmayın! (Hucurat, 11)
    185) Birbirinizde ayıp aramayın! (Hucurat, 11)
    186) Zandan, önyargılardan kaçının! (Hucurat, 12)
    187) Sizi alakadar etmeyen şeyleri araştırmayın! (Hucurat, 12)
    188) Birbirinizin gıybetini yapmayın! (Hucurat, 12)
    189) Kendinize ve ailenize sahip çıkın! (Tahrim, 6)
    190) Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabileceklere karşı tedbirli olun! (Teğabun,14-15)
    191) Yapmayacağınız, yapamayacağınız şeyleri söylemeyin! (Saff, 2-3)
    192) Allah'ın yardımcıları olun! (Saff, 14)
    193) İyilik ve takva üzere yardımlaşın! (Maide, 2)
    194) Düşmanlık üzere yardımlaşmayın! (Maide, 2)
    195) Haram etleri ve kanı yemeyin! (Maide, 3)
    196) Av hayvanları üzerine Allah'ın adını anın! (Maide, 4)
    197) Namazdan önce abdest alın! (Maide, 6)
    198) Cünüp olduğunuz zaman boy abdesti alın! (Maide, 6)
    199) Allah'a giden yol arayın! (Maide, 35)
    200) Hırsızın elini kesin! (Maide, 38-39) 11
    201) Zorda kaldığınızda Yahudi ve Hristiyanlara sığınmayın! (Maide, 51)
    202) Allah'ın helal bıraktığı şeyleri haram ilan etmeyin! (Maide, 87-88)
    203) İçkiden, uyuşturucudan, kumardan, putlardan, şans oyunlarından uzak durun!(Maide,90-91)
    204) Kâfirlerle olan nikâhlarınızı bitirin! (Mümtehine, 10)
    205) Allah'ın gazap ettiği bir toplulukla dostluk etmeyin! (Mümtehine, 13)
    206) Savaş sırasında bir müşrik size sığınırsa buna izin verin! (Tevbe, 6)
    207) Allah rızası için inşa edilmeyen mescitlerde bulunmayın! (Tevbe, 107-109
  • Helal lokmayı en büyük sermaye kabul eden bir milletin, medeniyetin mensuplarıyız. Çok şükür.

    Biliyoruz ki, helal ile haram bir araya gelirse, haram galip gelir. (Ahmed Ziyâüddin Gümüşhânevi, Ehl-i Sünnet İ''tikadı, 203)