• Türkiye, Almanya'ya resmen savaş ilan etti. Zamanın Türk hükümeti 1945 yılı Haziran ayında karar alarak savaş sırasında
    Türkiye'ye sığınmış olan 195 Türk asıllı mülteciyi Sovyetler' e teslim etti. Bu, yakın Türk tarihinin en yüz kızartıcı olaylarından biridir. Tekirdağ Milletvekili Şevket Mocan, 1951 yılında TBMM'de dönemin başbakanına "Türkiye'ye sığınan Türk mültecilerin
    Sovyetler' e teslim edilip edilmediği ve eğer edildilerse bu olayın hangi şartlarda meydana geldiği" şeklinde bir sözlü soru önergesi verdi. Önerge dönemin Adalet Bakanı Rükneddin Nasuhoğlu tarafından cevaplandı. Nasuhoğlu bu konuda şunları söylüyordu:
    "İkinci Cihan Harbi'nin başından itibaren memleketimize muhtelif devletler vatandaşlığını haiz askeri şahıslar iltica etmiş ve bunlar bitaraf bir devlet olmamız itibariyle harbin sonundan itibaren Yozgat'ta kurulan kampta enterne edilmişlerdir. 23 Şubat 1945 tarihinde Almanya ve Japonya'ya harp ilan etmemiz üzerine müttefiklerimiz arasında yer almış bulunan Sovyet Rusya, kendi tabasından olan askeri mültecilerin iadesini istemiştir. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığınca Başbakanlığa yazılan 22.05. 1945
    tarihli tezkerede, Almanya ve Japonya'yla harp haline geçmemizden sonra memleketimize iltica etmiş olan müttefiklerimiz tabasından asker olanların mütekabiliyet şartıyla iadelerinin uygun olacağı teklif edilmiştir. Keyfiyet Bakanlar Kurulunca incelenerek ittihaz olunan Mayıs 1945 gün ve 3/2563 sayılı kararla; 'Almanya ve Japonya veya her ikisi ile harp halinde olan devletler uyruğundan memleketimizde bulunan mültecilerin yalnız askerlik hizmetine mensup olanlarının mütekabiliyet çerçevesi esasında iade edilmeleri' tasvip edilmiştir. Bu karar mucibince ve Ankara' daki Sovyet Sefareti ile mütekabiliyet esasını tespit eden bir nota teatisi suretiyle 237 Sovyet askeri mültecisinden 195'i ilk parti olarak 06.08.1945 tarihinde Tıhmıs kapısından Sovyetlere iade edilmişlerdir.
  • 68 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Bu zamana kadar keşfedemediğim için çok muzdarip olduğum,emek verilmiş,kıymetli bir derginin daha sonuna geldim.Gerçekten çok üzgünüm.

    23.30'da başladım.Sabah 06.00 itibariyle dergiyi bitirdim.68 sayfa içinde;kültür,sanat,edebiyat,felsefe,sosyoloji,antropoloji,dünya vb.birçok disiplinle alakalı fazla birikimli isimlerle sohbet ettik,bilgilerini epey sömürdüm.

    Bu zamana kadar bu eşsiz dergiyi farkedememiş olmak benim eksikliğim ve dikkatsizliğimdir.Hiç uyumadan işe gideceğim buna rağmen çok mutluyum.Sabaha kadar okumuş olmanın zihin yapımı ve beden yapımı bu denli olumlu etkileyeceğini sanmazdım.

    Dergiye dönecek olursam;
    Selahattin Yusuf'un "Düşme Hattı"öyküsü müthişti.
    Güray Süngü'nün -Pek Kimsenin Bilmediği Az Önemli Olaylar Güncesi başlığını taşıyan "Araba Sevdası"çok iyiydi.
    Hüseyin Atlansoy "Hangi ağrı:Allah ağrısı mı,Allah'ın ağrısı mı?"dedi.
    Ömer Türker'le -Kelam geleneği-konuştuk.
    Handan İnci 'Neden Okumalıyız?'sorusuna cevap verdi.
    Ercan Yıldırım "Dıjj güjlerin planlarını" anlattı :) :)
    Ahmet Sarı'yla "Kargaları var ettik!"
    Byung -Chul Han ile söyleşi yaptık.
    Post Modern Mitoloji Sözlüğü :Halıyı inceledik.
    Bilal Kemikli,"Sağ mısın,esen misin?"diye sordu.Cevap veremedim.
    Dijital Kafes filmini degerlendirdik.
    Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver'in dedikodusunu yaptık.
    Dekedans korkusunun romanı :Huzur
    Dekedans yazar:A.Hamdi Tanpınar'ı konuştuk.
    Ressam Osman Hamdi Bey kimdi,sahi kimdi?
    Alexandre Dumas'yı mat eden şair:Hurşid Banû Natevan'ı konuştuk.
    Bosnalı yazar Meşa Selimoviç'in ilham veren hayatını okuduk.
    Maduro'nun Venezuela politikalarını eleştirdik.
    Füruğ Ferruhzad ile sohbeti noktaladık.
    Süresiz hataların kederi dedik.

    Muhakkak önemsenmesi gereken,destek görmeyi hak eden dergilerin başında geliyor "Cins"dergisi.Alın.Pişman olmayacaksınız!
  • Yazılanların değeri beğenildiği kadar değil hissedildiği kadar değerlidir
  • Ne içindeyim zamanın,
    Ne de büsbütün dışında;
    Yekpâre, geniş bir ânın
    Parçalanmaz akışında.