• Sıra Ülke - Haftalık okuma saati
    1. Hindistan 10:42
    2. Tayland 09:24
    3. Çin 08:00
    4. Filipinler 07:36
    5. Mısır 07:30
    6. Çek Cumhuriyeti 07:24
    7. İsveç 07:06
    8. Fransa 06:54
    9. Macaristan 06:48
    10. Suudi Arabistan 06:48
    11. Hongkong 06:42
    12. Polonya 06:30
    13. Venezuela 06:24
    14. Güney Afrika 06:18
    15. Avustralya 06:18
    16. Endonezya 06:00
    17. Arjantin 05:54
    18. Türkiye 05:54
    19. ispanya 05:48
    20. Kanada 05:48
    21. Almanya 05:42
    22. Amerika Birleşik Devletleri 05:42
    23. İtalya 05:36
    24. Meksika 05:30
    25. İngiltere 05:18
    26. Brezilya 05:12
    27. Tayvan 05:00
    28. Japonya 04:06
    29. Kore 03:06
  • SARIYER BELEDİYESİ FAKİR BAYKURT ÖYKÜ YARIŞMASI ‘NA İŞTİRAK EDECEK OLAN YARIŞMACILARA 23.000 LİRALIK PARA ÖDÜLÜ DAĞITILACAK.(SON KATILIM TARİHİ.19 NİSAN 2019)…

    ’HERKESİN BİR ÖYKÜSÜ VARDIR’ AMAÇ: ”Herkesin bir öyküsü vardır” sloganı ve edebiyatın bütünleştirici etkisi ile halkımızın okuma yazmaya olan ilgisini artırmak amacıyla “Sarıyer Belediyesi Fakir Baykurt Öykü Yarışması” düzenlenmiştir.

    YARIŞMAYA KATILMA ŞARTLARI;

    1-1. Kategori: Ortaokul (10-14 yaş) Adaylar yarışmaya sadece bir öyküyle katılabilirler.

    2. Kategori: Lise (15-19 yaş) Adaylar yarışmaya sadece bir öyküyle katılabilirler.

    3. Kategori: Yetişkinler Kategorisi 1 (Ortaokul - Lise öğrencisi olmayan, 18 yaş üzeri ve bugüne kadar öykü kitabı yayımlanmamış olanlar) Adaylar yarışmaya sadece bir öyküyle katılabilirler.

    4. Kategori: Yetişkinler Kategorisi 2 (01.01.2018 – 19.04.2019) tarihleri arasında yayımlanmış olanbir öykü kitabıyla katılabilirler) .

    2- Yarışmacı bir A4 kâğıdını aşmayan özgeçmişini, nüfus cüzdanı fotokopisini ve bir adet fotoğrafını küçük zarfa konularak teslim edecektir. Küçük zarfın içinde bulunan özgeçmişe adayın yaşı, açık adresi, telefon numaraları ve e-posta adresi mutlaka yazılmalıdır. Küçük zarfın üzerine sadece yarışma kategorisi yazılacaktır. Adresi ya da yaş gurubu belirlenemeyen öyküler değerlendirmeye alınmayacaktır. Öykülerde, öykü yazarının kimliğini belirten hiçbir bilgi bulunmayacaktır.

    3- Yarışmaya katılacak öyküler ve özgeçmiş; 12 punto ile Times New Roman karakterinde, hem kâğıt, hem de CD’ye kaydedilmiş biçimde hazırlanacaktır. Özgeçmiş, bir adet vesikalık fotoğraf ile küçük bir zarf içine konulacak olup küçük zarfın üzerinde sadece yarışma kategorisi belirtilecektir. Öyküler (5 nüsha olarak), küçük zarf ve CD büyük zarfın içine konularak tek zarf halinde teslim edilecektir.

    4- Öykü konusu serbesttir.

    5- Öykülerin uzunluğu 1,5 satır aralığıyla 5 (A 4) sayfasını geçmeyecek boyutta olacaktır.

    6- 4. Kategoride (yarışmaya öykü kitabı ile) katılacak olan yarışmacılar 5 adet öykü kitabı ile yarışmaya başvuracaktır. 5 adet öykü kitabı, 1 A4 kağıdını aşmayan özgeçmişi, nüfus cüzdan fotokopisiyle birlikte büyük zarfta gönderilecektir.

    7- Önceki yıllarda düzenlenmiş öykü yarışmalarımızda eserleri dereceye girenler bu yıl yapılacak öykü yarışmasına aynı kategoride katılamaz.

    8- Yarışmaya gönderilen öyküler ve öykü kitapları iade edilmeyecektir.

    9- Birden fazla kişi tarafından yazılmış ortaklaşa öyküler yarışmaya kabul edilmez.

    10- Öyküler Sarıyer Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü-Pınar Mahallesi, Günyüzü Caddesi, No.2 Maslak-Sarıyer-İstanbul adresine elden, APS, Kargo ve kurye ile gönderilebilir.

    11- Sarıyer Belediyesi yarışmada ödül kazanan eserleri yayınlama hakkına sahiptir.

    12- Yarışmada üç kategoride ilk üçe giren öykülere ödül verilecektir. Ayrıca ilk üç kategoride mansiyon ödülü verilecektir.

    13- Dördüncü kategoride Fakir Baykurt Öykü Kitabı Ödülü “ verilecektir.

    14- Yarışmaya gönderilen öykülerin bu şartnamenin herhangi bir maddesine aykırılığı, alıntı, kopya ya da başkasına ait olduğunun tespit edilmesi durumunda söz konusu öyküler yarışma dışı bırakılacak olup hukuki sorumluluğu da yarışmacıya ait olacaktır.

    15- Yarışmaya son başvuru tarihi 19 Nisan 2019.

    16- Yarışma sonuçları 09 Eylül 2019 tarihinde açıklanacaktır. Kazanan öykülerin sahipleri http://www.sariyer.bel.tr sitesinde yayınlanacaktır.

    17- Ödül töreni tarihi daha sonra ilan edilecektir. 18- Yarışmaya öykü gönderen yarışmacılar bu şartnameyi kabul etmiş sayılır.

    SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ;

    1. ve 2. Kategori Seçici Kurul Üyeleri: İbrahim Balcı (Yazar) Cafer Hergünsel (Yazar) Tuncay Dağlı (Yazar) Bilge Karaduman (Yazar) Murat Gürbüz (Edebiyat Öğretmeni)

    3. ve 4. Kategori Seçici Kurul Üyeleri: Zeynep Oral (Yazar) Ayşegül Tözeren (Yazar) Halil Genç (Yazar) Özcan Karabulut (Yazar).

    ÖDÜLLER;
    Yarışmada dereceye girecek öykü sahiplerine şu ödüller verilecektir:
    1.KATEGORİ BİRİNCİYE: 1500 TL İKİNCİYE: 1000 TL ÜÇÜNCÜYE: 750 TL MANSİYON: 500 TL
    2.KATEGORİ BİRİNCİYE: 2000 TL İKİNCİYE: 1000 TL ÜÇÜNCÜYE: 750 TL MANSİYON: 500 TL
    3.KATEGORİ BİRİNCİYE: 5000 TL İKİNCİYE: 3000 TL ÜÇÜNCÜYE: 2000 TL MANSİYON: 1000 TL
    4. KATEGORİ Fakir BAYKURT Öykü Kitabı Ödülü: 5000 TL.

    SONUÇLARIN İLANI: 09 Eylül 2019.

    İLETİŞİM;
    Çağrı Merkezi: 444 1 722/ Özcan Aydın Dahili:3313 E- Posta: kulturvesosyalisler@sariyer.bel.tr Web: http://www.sariyer.bel.tr
  • Herkese Merhaba arkadaşlar;

    04.12.2017 tarihinde ilk buluşmamızı yapmıştık. İlk buluşmamız üzerinden kocaman bir yıl geçecek önümüzdeki ay. Acısıyla tatlısıyla bir yılı geride bırakacağız ama burada bitmeyecek biz yine toplanmaya, kitapları konuşmaya devam edeceğiz.
    1. yılımızda sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız :)

    12 toplantımız 09.12.2018 Pazar saat 13.30'da
    Okuyacağımız kitap: Hakkari'de Bir Mevsim

    Okunacak Kitap: Hakkari'de Bir Mevsim
    Tarih: 9 Aralık 2018 Pazar
    Saat: 13:30
    Mekan: Okkalı Kahve Kadıköy
    Adres: Rasimpaşa Mahallesi, Halitağa Cd. No:42 Kadıköy/İstanbul


    Toplantıya katılmak isteyen arkadaşlar katılım durumlarını bildirirse listeye ekleme yapalım.

    Katılacaklar Listesi:

    1-Muzaffer Akar
    2-Selman Ç.
    3-Ebru Ince
    4-Canan
    5-Turhan Yıldırım
    6-özlem
    7-Osman Y.
    8-Ezgi Eroğlu
    9-Fatma Zehra Aksoy
    10-Yağmur.
    11-mecdbrs
    12-Fırat İnan SARIÇİÇEK
    13-Serdal Şimşek
    14-D-503
    15-Alper Kırtay
    16-Enes Bayrak
    17-Bengü
    18-Ümit K.
    19-Bülent
    20-Mehmet Altıntaş
    21-™ Parende
    22-Ezgiperest
    23-Özden Sağlam
    24-Esra Koç
    25-Müptedi Kâri
    26-Hero of tales
    27-Hilal
    28-Emre Fe
    29-Roquentin
    30-https://1000kitap.com/salihoralet
    31-Cansu Eraslan
    32-Demet Eraslan
    33-zeyneb
    34-Yaz
    35-Nilüfer
    36-Abdulkadir Cantürk
    37-Banu Ercan
    38-Esra Özbek
    39-Harun mert
    40-Ayça
    41-Oğuz Aktürk
    42-Dolunay Elisa
    43-Kaan Ö.
    44-Erol
    45-Taner Tapan
  • 2018 Yılı Kitap Fuarları:

    TÜYAP 37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı
    10 – 18 Kasım 2018
    Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi – Büyükçekmece / İSTANBUL

    Elazığ Kitap Fuarı
    23 Kasım-2 Aralık 2018
    Elazığ İller Bankası’na ait Alan

    Şanlıurfa Kitap Fuarı
    23 Kasım-2 Aralık 2018
    Şanlıurfa Fuar Merkezi

    4. Mersin CNR Kitap Fuarı
    24 Kasım-2 Aralık 2018
    CNR EXPO Yenişehir Fuar Merkezi

    Osmaniye Kitap Fuarı
    7-16 Kasım 2018
    Osmaniye Fuar Alanı

    Eskişehir Fuar Alanı
    11-16 Aralık 2018
    Eskişehir Fuar ve Kongre Merkezi

    2019 Kitap Fuarları:
    Çukurova 12. Kitap Fuarı
    05 – 13 Ocak 2019
    Tüyap Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi – Çukurova / ADANA

    Karadeniz 5. Kitap Fuarı – Samsun16 – 24 Şubat 2019
    Tüyap Samsun Fuar ve Kongre Merkezi – Tekkeköy / SAMSUN

    Bursa 17. Kitap Fuarı
    09 – 17 Mart 2019
    TÜYAP Bursa Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi – Osmangazi / BURSA

    24. İzmir Kitap Fuarı
    06 – 14 Nisan 2019
    Kültürpark – Uluslararası İzmir Fuar Alanı

    Doğu Anadolu Erzurum 2. Kitap Fuarı
    27 Nisan – 05 Mayıs 2019
    Tüyap Erzurum – Recep Tayyip Erdoğan Fuar Merkezi – Yakutiye / ERZURUM
  • Ölüye değil, diriye telkin
    Prof.Dr. HAYRETTİN KARAMAN / 23.09.2018

    Sünnetin lafını edip de uygulamada yan çizmek ve “her bid’at bir sünneti ortadan kaldırır” kuralı var iken bid’atların uygulanmasına çeşitli sebep ve bahaneler ile devam etmek ibretlik bir olaydır.

    Mehmed Akif merhum ne güzel söylemiş:

    Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına;
    Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
    İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin,
    Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için.

    Evet Kur’an-ı Kerim ölüler için değil, dirilere dini öğretmek, doğru, Allah’ın razı olduğu hayat yolunu göstermek için gönderilmiştir, ama biz bunu mezarlık kitabı haline getirdik; cami ve cemaate pek devamı olmayan milyonlar onu daha çok mezarlıkta dinliyorlar. Ulemamız ilgili hadisi “Ölüye değil, ölmek üzere olan diriye okunacak” diye yorumladıkları halde Yâsîn ısrarla mezarlıklarda okunuyor.

    Evet, Kur’an okumak bir ibadettir, bu ibadetin sevabını ölmüşlere hediye etmek de olabilir, ama ölüye yapılacak başka nice hediyeler var, onlar ihmal ediliyor, herhalde masrafsız olduğu için ve üstelik mezarlıkta okunan Kur’an ibadetinin sevabı bağışlanıyor.

    Gelelim telkine:

    “Ölülerinize “Lâ ilahe illallah… cümlesini telkin edin” hadisini ulema “Ölmek üzere olan insanlara” diye anlamışlardır. İbn Âbidîn “Ölmek üzere olan kimseye şehadet kelimesinin telkini” başlığı altında bu bilgiyi vermektedir. Birkaç sayfa sonra da “Öldükten sonra telkin” başlığını açıp özetle şunları kaydediyor:

    Ölü gömüldükten sonra telkin yapılmaz. Bu hüküm, Hanefîlerde muteber olan kuvvetli (zâhir) rivayete dayanır.

    (Yine kaynaklardan farklı görüşü naklettikten sonra) Munye şerhinden şunu aktarıyor:

    Fukahânın çoğuna göre “Ölülerinize … telkin edin” cümlesi mecâzî olup maksad “Ölmek üzere olanlara” demektir. Definden sonra telkinin yasaklanmaması -hakkında delil bulunduğu ve sünnet olduğu için değil H. K.- zararlı olmadığı ve ölünün yalnızlığını giderme faydası bulunduğu içindir…”

    Bu ifadelerden anlaşılan odur ki, definden sonra mezarın başına durup telkin yapmak sünnet değildir, Peygamberimiz (s.a.) yapmamıştır, yapın da dememiştir.

    Peki zarar var mıdır?

    Evet zararı vardır. Bu uygulama, sünnet olan, Peygamberimizin yaptığı ve yapın dediği bir sünneti ortadan kaldırmıştır. Ebû Dâvûd’un Sünen’ine aldığı bir hadis şöyledir:

    “Peygamberimiz (s.a.) ölüyü defnettikten sonra başında durur ve şöyle derdi: ‘Kardeşiniz için Allah’tan günahlarını bağışlamasını ve imanında sebat emesini isteyin; çünkü o, şu anda sorguya çekilmektedir’.

    Demek ki, ölüyü defnettikten sonra bir sünnet var, orada bir süre durup hadiste buyurulanı yapacağız, onun yalnızlığını asıl böyle gidereceğiz, ama bunu yapacak yerde bırakıp gidiyoruz, dirileri duymadığı sabit olan ölüye, “şunu de, bunu söyle” diye bağırıyoruz.

    Evet tekrar edeyim: Her bid’at bir sünneti ortadan kaldırır.

    Kadim fukaha buna bid’at dememiş ve menetmemiş ise bunun sebebi, henüz bid’at kavramına uygun hale gelmemiş olmasındandır. Ama dinde aslı olmayan, dince gerekli bulunmayan bir uygulama, “dinde gerekli, olmazsa olmaz” diye kabuk edilip uygulanınca bid’at gerçekleşir. Bugün telkin bid’at kavramına uygun hale gelmiştir.

    Prof. Dr. HAYRETTIN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
    23.09.2018 tarihli gazete makalesi.
  • 114 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    Ahmet Erhan, “Yarasanın 21 Şiiri”nde “Mesela alfabenin 14. harfinde ölmek / Yarım kalmış bir ansiklopedinin sayfalarında kalmak / Adamım, / Kendini kıran bir dal kadar yalnızım” diyerek yarım kalmak üzerine düşündürür bizi. Üstat Yahya Kemal de “Bir tel kopar ve ahenk ebediyyen kesilir” dizesiyle insanın bitmek bilmeyen trajedisine dikkat çeker. Öyle ya ölüm varsa sanatkârın sonsuza kadar sanat eseri üretmesinden söz edilebilir mi? Ölüm zorunlu bir yarım bırakıştır son kertede.

    Bir de yaşarken, nefes alırken, hala vaktimiz varken ve hayal kurabiliyorken vazgeçtiklerimiz, yarım bıraktıklarımız var ki böylesi çok daha trajiktir kanımca. Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanında, o sıradışı ve gözüpek kahramanı Aleksi Zorba’ya söylettiği şu cümleler böylesi bir yarım kalmayı zihnimize kazır:
    "Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma! (s.261)
    Oğuz Atay da “Eylembilim” romanını “telin kopması ve ahengin ebediyyen kesilmesiyle” yarım bırakmıştır. Ancak onun da yaşarken yarım kalmışlıkları yok mudur hayatında? Vardır elbette, olmasa “Eylembilim” romanının kahramanına şu cümleleri kurdurtmazdı herhalde: "Yarım kalmış, gerçekleştirilememiş hayallerimin hüznünü yaşıyordum."(s. 61)

    “Eylembilim”, Oğuz Atay’ın ölümünden sonra yayımlanmış yarım kalmış romanıdır. Atay bu romandan ilk kez Günlüğünde 1976 yılının mart ayında söz eder. Bundan sonra eylül ayına kadar Eylembilim’in bahsi geçmez. Eylembilim, 1987 yılında Oğuz Atay’ın Günlüğüne ek olarak yayımlanır. Ancak daha sonra kızı Özge Atay’a, üstünde gönderenin isminin olmadığı, posta ile gönderilen bir paketin içinden Eylembilim’in 74 sayfalık kayıp bölümü çıkar ve roman 1998 yılında “Eylembilim” adıyla ayrı bir kitap olarak basılır. (Ben Buradayım, s.526) Böyle gizemli bir yayımlanma hikayesine sahip bir romandır Eylembilim.

    Eylembilim romanında tıpkı "Tutunamayanlar" romanında olduğu gibi çerçeve hikaye tekniğini kullanır Atay. Romanın kahramanı Prof. Server Gözbudak’ın ölümünden sonra(roman yarım kaldığı için biz bu ölümü göremeyiz) Server’in bir hanım arkadaşı onun hatıratını avukatı Dilaver Kavas’a teslim eder ve Dilaver Kavas da önemli gördüğü bu notları yayımlamaya karar verir. Romanın girişinde Avukat Dilaver Kavas’ın bu hatıraların yayımlanma sürecine dair yaptığı açıklamalar yer alır. Server Gözbudak’ın kurmaca hatıratı ise kitabın 17. Sayfasında şu cümlelerle açılır: “Bir insan -özelllikle benim gibi bir insan- ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu, ne zaman onun için, yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır?"
    (Yazının bundan sonrası kitabın içeriğine dair bilgi içermektedir!)

    Server Gözbudak bir üniversitede profesördür. Görünüşte; evli ve iki çocuk babası, kendi halinde bir adamdır ancak bu sıradan adam Oğuz Atay’ın derin psikolojik tahlilleri ve  yaşadığı ikilemlerin tesiriyle dikkat çekici bir kahramana dönüşür. Roman, yoğun biyografik detaylar içermektedir.
    Oğuz Atay, 1960 yılında girdiği İDMMA(İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık  Akademisi)’da, beyin tümörü teşhisiyle Londra’ya tedaviye gideceği 1976 yılının aralık ayına kadar öğretim üyesi olarak çalışmıştır. 1968-1977 yılları arasındaki dönem aynı zamanda Türkiye’nin, bilhassa üniversitelerin en karışık, en kanlı olaylarının yaşandığı zorlu bir dönemdir. (Ben Buradayım, s.502-503)Atay da bu süreçte, detayları bu yazının sınırlarını aşacak pek çok olaya şahitlik etmiş, tercihleri olan, dik duruşlu bir aydın olarak da epeyce yıpranmıştır. İşte “Eylembilim” onun tüm bu şahitliklerinin dökümü olan, ancak hastalığı ve ölümü ile tamamlanamayan bir romandır.

    Romanın ismi eylembilimdir. Zira o dönemde üniversitelerde eylem, bilimin önüne geçmiştir. Romanın kahramanı Server Gözbudak bu durumu şu cümlelerle özetler:
    “Kurulun profesör olduğumu bana bildirdiği gün yaptığım gibi karımın boynuna sarılıp, karıcığım ben 'eylembilimci' oldum, hem de intikam kılıcı nişanı aldım diyemezdim ya. Çok tuhaf olurdu."(s.55) Server Gözbudak da pek tabii ki bu eylemlerden nasibini alır ve hiç istemediği halde anlık bir kararla yaptığı bir konuşma sonrasında kendisini öğrenci çatışmalarının orta yerinde ve birtakım profesörlerin hedefi haline gelmiş halde bulur.  Roman, Server Gözbudak’ın bu çatışma sonrasında yaşadıklarını anlatır. Romanda Oğuz Atay’ın diğer romanlarında olduğu gibi tersine bir isim sembolizasyonu vardır. Server Gözbudak -soyadının aksine- gözünü budaktan sakınmayan cesur bir adam değildir. Korkuları, yoğun iç çatışmaları olan, çekingen bir adamdır, hayatında yaptığı tek eylem olan konuşma da absürd bir şekilde sonuçlanır.

    “Eylembilim” romanı, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar” romanları kadar yoğun modern ya da postmodern ögeler içeren bir eser değildir. Daha geleneksel bir yapısı vardır, olaylar kronolojik bir düzlemde ilerler. Ancak yine de postmodern romanın önemli anlatım tekniklerinden olan üstkurmacaya (kısaca yazarın romanın yazım sürecini okurla paylaşması) eserin pek çok yerinde rastlanır:

    "Bilinçaltı gözlemcilik diye bir şey mi var yani? Neyse amacım olanları, gerçeğe uygun bir biçimde anlatmaktır. Zaten, duyduğuma göre, modern yazarlar öyle yapıyorlarmış, onları okurken okuyucuya çok iş düşüyormuş. Ancak benim bu kadar ince düşünceler içinde olmadığımın ve amacımın, doğru ve tarafsız bir anlatıcı olmaya çalıştığımın bilinmesini isterim."(s.56)

    "Böyle olmayacak. Kendime uygun bir anlatım yolu bulmalıyım. Acaba biraz roman mı okusam?"(s.58)

    Yine postmodern romanın olmazsa olmazlarından biri olan metinlerarasılık da romanda teknik olarak kullanılır. Nazım Hikmet’in meşhur şiirinin bir bölümü metinlerarasılık yöntemiyle romanın dokusu içindeki yerini alır:

    "Güzel günler göreceğiz

    Çocuklar,

    Güzel günler göreceğiz,

    Motorumuzu hür maviliklere süreceğiz

    Çocuklar,

    Hür maviliklere süreceğiz."(s.102)

    Yine Fuzuli’nin Gazel’inde geçen “Dert çok, hem dert yok; düşman kavi, talih zebun”(s.102) dizesi de metinlerlarasılık yöntemiyle romana dahil edilen bir başka metin kesitidir.

    “Eylembilim” romanının asıl çıkış noktası, Oğuz Atay’ın hemen bütün eserlerinde kafa yorduğu aydın sorunsalıdır. Atay, bu romanında oklarını üniversitedeki akademisyenlere yöneltir. Romanın kahramanı Server Gözbudak’ın çevresindeki profesör ve asistanlar onun ironi yüklü tespitlerinden nasiplerini fazlasıyla alırlar. Sözlerine “Ben Paris’te” diye başlayan fakat Paris’e dair anlattıkları şehrin temizliğinden öteye geçmeyen Refik Bey, “hiç kitabı olmayan, kitabın icadından önce profesör olmuş” cahil bir akademisyendir. Atay, “Gerçi müzeler de temizdi, ama Refik Bey gidememişti.” şeklinde şahane bir tespitle Refik Bey’i -o kendine has karakteristik üslubuyla- gözümüzde resmeder adeta. Refik Bey’in asistanı da sürekli hocasının peşinde gezen, yalaka, silik asistan tipinin temsilcisi konumundadır. Oğuz Atay, gelecekte cahil hocalarının silik bir kopyası olacak bu asistan tipini şu cümleleriyle tiye alırken bizi de derin derin düşündürür:

    “Masanın öteki ucunda asistan kımıldamadan oturuyordu. Bazen büyüyor bazen küçülüyordu. (…) Kendi boyutlarında kalamaz mıydı? Asistana baktım: Kalamazdı. Bu, daha nice asistanları parçalayıp istediği boyutlara getirmiş bir dişli çarktı. Ben de kimbilir kime benzemiştim? HEPİMİZİ BENZETMİŞLERDİ.”(s.23)

     “Eylembilim”, Oğuz Atay’ın diğer romanlarından farklı olarak devrin siyasal ve toplumsal olaylarına bir üniversite profesörünün gözünden bakan, toplumsal içerikli bir roman görüntüsü verse de bu kısacık ve yarım kalmış eser, aynı zaman da birey olarak Server Gözbudak’a dair de önemli Atay tespitleri içeriyor. Eğer bir Oğuz Atay tutkunuysanız mutlaka okumalısınız. Zira Eylembilim “Geleceği Elinden Alınan Adam” ın son çırpınışları, onun ağır bir hastalıkla pençeleşmesine rağmen “Ben Buradayım” deme şekli… Biz de neden bu son çağrıya kulak vermeyelim ki…

    Not: “Geleceği Elinden Alınan Adam”, Oğuz Atay’ın Günlüğünde bahsi geçen, hayatının son aylarında yazmayı planladığı hikâyesinin ismidir.

    Blogumdan okumak isterseniz:
    https://hercaiokumalar.wordpress.com/...inislari-eylembilim/
  • hani insanın aklından hiç çıkmayacak anlar olur ya
    işte benim o anlarım.

    19.09.2018 13:56
    21.09.2018 23:36
    24.09.2018 20:32
    18.10.2018 10.43
    21.10.2018 08.53

    sevmek sevilmek çok güzel.