• Zweig'ın savaş karşıtı görüşlerini tekrar vurguladığı, bir devrim sonrası aşıkların karşılaşmasını ve bunun halk üzerindeki etkisini anlatan 3 kısa öyküden oluşan bir eser. Zweig'ı hep severim hep sevicem. Sadece eserlerini okuduğum o ilk an daha değerliydi benim için.
  • Koskoca Türkiye de 3 tane akıl hastanesi varmış;

    Ben size söylüyorum
    Yatacak yerimiz yok diye..!
  • Ernest Miller Hemingway romancı, kısa hikâye yazarı ve gazetecidir. Kısa ve gösterişsiz yazı tarzı ile bilinir. 

    Efsane o ki herhangi sıradan bir gün, bir cemiyet toplantısında, onu çekemeyen edebiyatçılardan birisi Hemingway'e ne derece yetenekli olduğunu sorar, Hemingway ''Senin hayal bile edemeyeceğin kadar.'' diye yanıt verir. Bunun üzerine muhatabı ona, 10 kelimeyi geçmeyen, etkili bir hikaye yazıp yazamayacağını sorar. ''Eğer bunu yazmayı becerebilirsen, ve buradaki herkesi derinden etkilersen yeteneklerin önünde saygıyla eğileceğim.'' der. 10 kelimeye bile ihtiyaç duymayan Hemingway 6 kelimelik bir dram öyküsü yazar. Orada bulunan herkesi etkileyen bu hikaye aşağıdaki gibidir.

    ''Satılık: Bebek Patikleri. Hiç giyilmedi.''

    Hemingway'in 6 kelimelik öyküsünden yıllar sonra Smith Magazin'in aynı şekilde okuyucularından 6 kelimelik hayat hikayelerini istemesiyle yeni bir akım başlamış oldu.

    "Senin 6 kelimelik yaşam öykün nedir?" mottosu altında Smith Magazin'in sitesinde binlerce insanın 6 kelimelik hikayelerini yazabileceği bir platform oluşturuldu. Beğenilen hikayeler bir kitapaltında toplandı ve kitap en çok satanlar listesine girerek dünyanın bu projeyi tanımasına olanak sağladı.

    Bu Akımdan Ekşi Sözlüğe Girilmiş Birkaç Örnek

    1. Son kibritini çaktı, sonsuz uykuya hazırdı.

    2. Üzgünüm asker, ayakkabılar çift halinde satılır.

    3. 15. yıldönümümüz, tek kişilik masa lütfen.

    4. Yanlış numara, dedi tanıdığım bir ses.

    5. Babam savaştan döndü, bayrağa sarılı olarak.
  • "Uuu uuu gargar uuu gargar uuu uuu uuu gargar uuu gargar uuu uuu gargar gargar uuu gargar gargar gargar gargar uuu şuuurp öğğğğh sonu gelmek üzere. :)) İnceleme tekrarlanıyor."

    Spoiler ve Alıntı içerir.


    Hiç otostop çekerek seyahat ettiniz mi??

    Hayır hayır, yanlış anladınız. Baş parmağınızı kaldırarak beklemenizden ve sizi aldıkları arabayla A şehrinden B şehrine gitmenizden bahsetmiyorum. Elektronik bir etha-altı sinyal aygıtıyla 'otostop çekerek' Galaksi'yi gezmekten bahsediyorum. Etmediyseniz hazır olun. Otostop Vakti!!


    Ford Prefect (hayır, doğru yazdım) Otostopçunun Galaksi Rehberi için çalışan Betelgeuse'li (gezegen ismi) bir gezgin. Ve bu arkadaş 15 yıldır Dünya'da mahsur durumda.

    Arthur Dent ise sıradan, dünyalı bir adam.

    Kitap kısaca bu ikilinin Dünya'dan otostop çekerek ayrılmaları ve ondan sonra yaşadıklarını anlatıyor, diyebiliriz

    Dili sade, akıcı ve eğlenceli. Açıkçası neşeli bir anlatım var kitapta, tebessüm ettiğim yerler oldu ama komedilik pek bir şey göremedim. O yüzden eğlenceli diyorum.

    Diğer kitapları da en kısa zamanda alıp okumayı düşünüyorum. Tavsiye ederim özellikle de bilim kurgu sevenlere.

    Yolculuk öncesi bilinmesi gerekenler:
    1. En önemlisi PANİĞE KAPILMA'yın.
    2. Gezegenden ayrılmak isterseniz: #37391188
    3. Çantanızda mutlaka havlu bulunsun!
    4. "Asla bir Vogonun size şiir okumasına izin vermeyin."
    5. Yanınıza fıstık alın.
    6. Farelere güvenmeyin.
    7. 3 bardak bira için veee gidiyoruz.

    Unutmayın "perşembeler hep zorlu geçer".

    "Ve lütfen çabuk olun dünyanın sonu gelmek üzere" :))

    İnceleme sona ermiştir.
  • #Kitapyorum
    #JoseSaramago
    #Görmek

    Günümüz edebiyatının üslup ve hiciv ustasından derin bir çağ eleştirisi daha...
    Körlükte; yönetilenlerin penceresinden yaşadığımız toplumsal kaos halini,bu kez yönetenlerin penceresinden Görmek kitabında okuyoruz.
    Yazar,kitaplarında fantastik motiflerle kurguladığı olaylarla hem kendi ülkesi olan Portekiz'in hem de 3.Dünya ülkelerinin siyasi partilerini ve değişmez kaderleriyle insan hayatlarını inceler,açıklar ve sergiler olmasıyla ün kazanmıştır. Işte bu kitabında da bütün zenginliği ve çeşitliliğiyle o manzaraların ironik ve bir o kadar da acı ama gerçek izlerine rastlıyoruz. Yine küçük bir hatırlatma verecek olursam size ;yazar nokta ve virgülden başka hiçbir noktalama işareti kullanmamıştır. Ayrıca yer ve karakter isimleri de yine yoktur diğer Körlük kitabında olduğu gibi.
    Konusu ise; adı belirsiz bir ülkenin başkentinde seçim günü bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başlayınca kimse oy vermeye gitmez.
    Öğleden sonra yağmur durunca,saat tam dörtte, seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83'ün boş olduğu ortaya çıkar. Bunun bozguncu bir grubun ,dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet olağanüstü hal ilan eder.
    Yıllar önce kenti saran "körlük salgını'ndan kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. "Beyaz veba'nın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır, bir polis komiseri "suçluları "bulmakla görevlendirilir.
    Mükemmel kurgusu ve etkileyici anlatımıyla harika bir kitap okudum.Kesinlikle bu tarz sevenler için önerimdir.
    Teşekkürler..
    #Alıntı
    Insanlar arasında yapabileceğimiz en doğru sınıflandırma, onları kurnaz ve ahmak olarak değil, kurnaz ve çok kurnaz olarak sınıflandırmaktır.Ahmak olanları nasıl istersek öyle kullanırız, kurnazlarla sorun,onları kendi hizmetimizde kullanabilmektir;ama çok kurnaz olanlar bizim yandaşımız da olsalar, özünde tehlikeli kimselerdir;başka türlü olmak ellerinde değildir. Işin en ilginç yanı ise davranışlarıyla bizi sürekli olarak kendilerinden kuşku duymaya itmeleridir;genellikle bu uyarılara dikkat etmeyiz,sonra da bunun sonuçlarına katlanırız.
  • Bana en sevdiğim şairi sorsalar -ki birbirine böyle sorular sormuyor artık insanlar- hiç düşünmem Didem Madak derim.
    "Didem abla" derim belki de. Çünkü kendisi 3 kitabını da okuyup bitirdiğimde artık benim için çok yakından tanıdığım, onun için elimden bir şey gelse hemen o an yapmak isteyeceğim ama elimden gelen tek bir şey bile olmadığı için beni çaresiz bırakan çok sevdiğim biri, bir abla, bir duygudaş oldu.

    O cümleleri nasıl yan yana getirdin Didem abla? O cümleleri kalbinden nasıl çıkardın? Zaten kırılacak yer arayan kalplerimizi bir de sen nasıl da kırdın bu şiirlerinle? Enginarın süper oluşunda bile canımızı acıtan bir şeyler olduğunu bunu hiç anlamayacak insanlara neden söyledin? Ben ölürsem mutsuza iyi bak dediğin Müjde Bilir mutsuza gerçekten iyi baktı mı mesela? Çok erken gittin. Ama umarım annenle vişne bahçelerinde buluşursunuz.

    Okuyalım, okutalım ve sonra duvarlara bakıp uzun uzun ne okuduğumuzu düşünelim. Çarpılalım. Günün en olmayacak yerinde aklımıza bazı dizeleri düşsün ve durup bekleyelim öyle bir an. Bence kesinlikle bugün yaşasaydı bunu isterdi ve bu ülkede kadın şair olmaktan onur duyardı.
  • Ceddim, Musul'dan Urfa'ya, Urfa'dan da Bitlis vilâyetine bağlı Şirvan köylerinden birinde ailesini bırarak üç erkek evlâdiyle Mısır'a geçiyor ve orada uzun zaman Câmi-ül-ezher külliyesinde müderrislerin reisi sıfatıyle ilim neşrediyor. Oradan Hicaza yedinci defa olarak gidip Medine'de ebedî vuslat sarayına göçüyor ve Hazret-i Osman türbesinin cenup tarafından ve türbeye 3 zürra mesasafede bir noktaya dem ediliyor.

    Büyük oğlu Kutup Muhammet unvanını alan Molla Mehmet Arvasî, Abbasiye ailesinden arta kalan Hakkâri beyliklerinin merkezi Çölemerik kasabasına giderek İbrahim Hanın kerimesi Fâtıma ile evleniyor ve oradan Van şehrinin cenubunda, Yüksek dağlar arasında, geçidi zor bir yere bir köy kuruyor. Bu köyde büyük dergâh ve iki katlı bir cami bina ederek oraya ismini veriyor: Arvas... İşte onun nesli, bu köyde, 600 sene kadar ilim neşretmiş ve Kaadirî tarikatının çerçevesinde din ölçüleri ve inceliklerinin o civarda merkez olmuştur. Öyle ki, o zaman Hicazdan Irak'a kadar en çetin din meselelerinin çözümlendiği başlıca yer burası olmuştur.

    3000 kadar yazma kitapla bir kısım müelliflerin eserleri, kendilerinden kalan, her nevi ilim ve fenlere ait büyük bir hazine olup yazık ki Birinci Dünya Savaşında Ruslar tarafından yakılmıştır. Bu eserleri inceliyecek üstün âlimler ve hikmet sahiplerinin hayret ve taaccüple parmaklarını ısıracaklarına şüphe yoktu.

    'Arvas' isminin dağ adından geldiği ve Arapça olduğu kabul edilebilir. İşte o zamandan şimdiye kadar bu köyden yetişen din ve tasavvuf kahramanlarına 'Arvas seyyidleri' ismi verilmiştir.