• Kuran kıssalarını algılayışımız, adeta tarihten bir kesite şahitlik ediyormuşuz gibidir. Elbette bunda Kuranın anlatım usulü, daha da ötesinde bizim kuran tasavvurumuz etkilidir. Çünkü Kuran en nihayetinde Allah kelamıdır ve onda yazılan her şey hakikattir ve tek harfi değişmeden bize kadar ulaşmıştır. Şimdi bu pencereden birkaç kıssayı tahlil etmeye çalışacağız. Bu tahlilleri yaparken kuranın aynı kıssayı farklı surelerde farklı ayrıntılarla anlatmış olmasını göz ardı etmeyeceğiz ve kıssaları birlikte değerlendireceğiz.

    Musa & Firavun Diyaloğu:

    Şu’arâ 16. Firavun’una varın da deyin ki: “Biz, varlıkların sahibinin elçisiyiz
    Şu’arâ 17. İsrailoğullarını bırak da bizimle gelsinler.

    Bu ayetlerin açılımı A’râf suresinde şu şekilde yapılmıştır;

    A’râf 104. Musa dedi ki: «Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim.
    A’râf 105. Allah hakkında gerçekten başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!

    Altta Hz. Muhammed ve müşrikler arasındaki mücadeleye atıfta bulunduğunu düşündüğümüz 18. ayetten 30. ayete kadar olan bu gurup yalnızca A’râf suresinde geçmektedir.

    Şu’arâ 18. Dedi ki: Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi ? Hayatının bir çok yıllarını aramızda geçirmedin mi ?
    Şu’arâ 19. Sonunda yapacağını yaptın; sen nankörün tekisin
    Şu’arâ 20. Dedi ki; Onu yaptım ama hedefimde o yoktu
    Şu’arâ 21. Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet bahşetti ve beni peygamberlerden kıldı.
    Şu’arâ 22. İyilik sayıp başıma kaktığın o durum, İsrailoğullarını köleleştirdiğin için oldu.
    Şu’arâ 23. Firavun dedi ki; Âlemlerin Rabbi dediğin de nedir?
    Şu’arâ 24. Dedi ki; eğer işin gerçeğini düşünüp anlayan kişiler olsanız, (itiraf edersiniz ki) O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir.
    Şu’arâ 25. Dedi ki; etrafında bulunanlara: İşitiyor musunuz ?
    Şu’arâ 26. Dedi ki; O, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbidir.
    Şu’arâ 27. Dedi ki; Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir.
    Şu’arâ 28. Dedi ki; Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.
    Şu’arâ 29. Dedi ki; Hele benden başka birini ilah edin, seni zindanda çürütürüm” .
    Şu’arâ 30. Dedi ki; Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı ?

    Buradan sonraki ayetler neredeyse birebir aynıdır, ancak Firavun ve Hz.Musa’nın söylediği cümleler arasındaki değişiklikler dikkat çekicidir. Bu nedenle gerekli yerlerde farklılığın görülmesi için Arapça okunuşu da parantez içinde verilmiştir.

    Şu’arâ 31.( Firavun ) dedi ki: Doğru söyleyenlerden isen, haydi getir onu! diye karşılık verdi.( Kâle fe/ti bihi in kunte mine-ssâdikîn)
    A’râf 106. (Firavun) dedi ki: Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım.( Kâle in kunte ci/te bi-âyetin fe/ti bihâ in kunte mine-ssâdikîn)
    Şu’arâ 32. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!(Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubîn)
    A’râf 107. Bunun üzerine Musa asâsını atıverdi; bir de ne görsünler, asâ apaçık koca bir yılan (oluvermiş)!( Feelkâ ‘asâhu fe-iżâ hiye śu’bânun mubîn)
    Şu’arâ 33. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!(Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn)
    A’râf 108. Elini de (koynundan) çıkardı; o da seyredenlere bembeyaz görünen (nur saçan bir şey oluvermiş)!(Veneze’a yedehu fe-iżâ hiye beydâu linnâzirîn)

    Belki de bu suredeki en bariz farklılık alttaki iki ayet arasındadır. Aynı cümle Şu’arâ suresinde Firavunun ağzından, A’râf suresinde ise Firavunun avanesi tarafından zikredilmektedir.

    Şu’arâ 34. Firavun, çevresindeki ileri gelenlere dedi ki, Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz! (Kâle lilmele-i havlehu inne hâżâ lesâhirun ‘alîm)
    Şu’arâ 35. Sizi sihriyle yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Şimdi ne buyurursunuz ?
    (Yurîdu en yuḣricekum min ardikum bisihrihi femâżâ te/murûn)

    A’râf 109. Firavun’un halkından itibarlı kişiler dediler ki “Bu gerçekten bilgin bir sihirbaz!”
    (Kâle-lmeleu min kavmi fir’avne inne hâżâ lesâhirun ‘alîm)
    A’râf 110. Sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmak istiyor, Şimdi ne buyurursunuz ?
    (Yurîdu en yuḣricekum min ardikum femâżâ te/murûn)


    Şu’arâ 36. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder.
    (Kâlû ercih veeḣâhu veersil fî-lmedâ-ini hâşirîn)
    A’râf 111. Dediler ki: “Onu ve kardeşini alıkoy ve kentlere toplayıcılar gönder.
    (Kâlû ercih veeḣâhu veersil fî-lmedâ-ini hâşirîn)
    Şu’arâ 37. Bütün bilgin büyücüleri toplayıp sana getirsinler.(Ye/tûke bikulli sâhirin ‘alîm)
    Şu’arâ A’râf 112. Bütün bilgin büyücüleri toplayıp sana getirsinler.
    (Ye/tûke bikulli sâhirin ‘alîm)
    Şu’arâ 38. Böylece sihirbazlar belli bir günün tayin edilen vaktinde bir araya getirildi.
    Şu’arâ 39. Halka: Siz de toplanıyor musunuz (haydi hemen toplanın), denildi.
    Şu’arâ 40. (Halk veya Firavun'un yandaşları) üstün gelen büyücüler olursa, herhalde onlara uyarız dediler.
    Şu’arâ 41. Büyücüler gelince Firavun’a dediler ki; “galip gelen biz olursak elbette bir ödül verilir değil mi?”.
    (Felemmâ câe-sseharatu kâlû lifir’avne e-inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîn)

    Şu’arâ A’râf 113 .Büyücüler Firavun’a geldi ve dediler ki “Biz galip gelirsek elbette bunun bir ödülü olacak değil mi?”.
    (Vecâe-sseharatu fir’avne kâlû inne lenâ leecran in kunnâ nahnu-lġâlibîn)

    Şu’arâ 42. “Evet” dedi. Üstelik bana yakın kimselerden olacaksınız”.
    (Kâle ne’am ve-innekum iżen lemine-lmukarrabîn)

    A’râf 114. “Evet” dedi.“Üstelik benim yakınlarımdan da olacaksınız.”
    (Kâle ne’am ve-innekum lemine-lmukarrabîn)

    A’râf 115. Dediler ki “Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?”
    (Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne nahnu-lmulkîn)

    A’râf 116. Musa: “Atın!” dedi. Atınca herkesin gözünü boyadılar. Onları korkuttular. Büyük bir büyü yaptılar. (Kâle elkû felemmâ elkav seharû a’yune-nnâsi vesterhebûhum vecâû bisihrin ‘azîm)

    (Şu’arâ suresinde A’râf 115’deki “Dediler ki “Musa! Önce sen mi atarsın, yoksa biz mi atalım?”sorusu yok !)

    Şu’arâ 43. Musa onlara; “ne atacaksanız atın” dedi.(Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn)
    Şu’arâ 44. İplerini ve değneklerini yere attılar ve şöyle dediler: “Firavun’un gücü adına galibiyet elbette bizimdir”.
    Şu’arâ 45. Arkasından Musa değneğini attı. O da onların gözbağı için yaptıklarını beklenmedik bir şekilde yutuverdi.
    A’râf 117. Musa’ya: “Sen de değneğini at” diye vahyettik. Değnek bütün uydurduklarını hemen yutuverdi.
    A’râf 118. Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
    A’râf 119. İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
    A’râf 120. Sihirbazlar ise secdeye kapandılar.(Veulkiye-sseharatu sâcidîn)
    Şu’arâ 46. Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.(Feulkiye-sseharatu sâcidîn)
    Şu’arâ 47. Alemlerin Rabbine inandık dediler.(Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîn)
    A’râf 121. Alemlerin Rabbine inandık dediler.(Kâlû âmennâ birabbi-l’âlemîn)
    Şu’arâ 47. Musa’nın ve Harun’un Rabbine. (Rabbi mûsâ vehârûn)
    A’râf 122. Musa’nın ve Harun’un Rabbine. (Rabbi mûsâ vehârûn)


    Şu’arâ 49. (Firavun) dedi ki: Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha! Demek ki size sihiri öğreten büyüğünüzmüş o! Ama şimdi (size yapacağımı görecek ve) bileceksiniz: Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, hepinizi astıracağım!
    (Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihra felesevfe ta’lemûn leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum ecma’în)

    A’râf 123, 124 (Firavun) dedi ki “Ben izin vermeden ona inandınız ha? Besbelli ki bu gizli bir düzendir. Ülkede bu düzeni kurdunuz ki halkını buradan çıkarasınız. Ben size göstereceğim. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!
    (Kâle fir’avnu âmentum bihi kable en âżene lekum inne hâżâ lemekrun mekertumûhu fî-lmedîneti lituḣricû minhâ ehlehâ fesevfe ta’lemûn leukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin śümme leusallibennekum ecme’în)

    Şu’arâ 50. Dediler ki “Zararı yok, biz şüphesiz Rabbimize döneceğiz”.(Kâlû lâdayr innâ ilâ rabbinâ munkalibûn)
    A’râf 125 . Dediler ki “Biz de Rabbimize döneriz.(Kâlû innâ ilâ rabbinâ munkalibûn)

    Son olarak sihirbazların ağzından aktarılan cümleler de iki surede değişikliğe uğramıştır.

    Şu’arâ 51. «Biz, ilk iman edenler olduğumuz için Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız.» (İnnâ natme’u en yaġfira lenâ rabbunâ ḣatâyânâ en kunnâ evvele-lmu/minîn)

    A’râf 126. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, müslüman olarak canımızı al.
    (Vemâ tenkimu minnâ illâ en âmennâ bi-âyâti rabbinâ lemmâ câetnâ(c) rabbenâ efriġ ‘aleynâ sabran veteveffenâ muslimîn)


    Hz İbrahim & Meleklerin Diyaloğu:
    Hûd 69. Andolsun ki elçilerimiz (melekler) İbrahim'e müjde getirdiler ve: «Selam (sana) » dediler. O da: «(Size de)selam» dedi ve hemen kızartılmış bir buzağı getirdi.

    Hicr 52. Onun yanına girdikleri zaman, «selam» dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.

    Zâriyât 25. Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.
    Zâriyât 26. Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,
    Zâriyât 27. Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.

    Yukarıda Zâriyât suresindeki üç ayet adeta Hûd 69 - Hicr 52 açar niteliktedir.Ancak devamındaki akış tamamen farklıdır.Hud suresinde melekler ilk olarak Lut Kavminden bahsederler ve çocuk müjdesini ibrahimin eşine dönük olarak söyledikleri izlemini verirler.Diğer iki surede melekler çocuk müjdesi ile söze başladıkları için Lut kavmine gidecekleri ibrahimin sorusu üzerine ortaya çıkar.Hud suresinde ise İbrahim olayı baştan beri bildiği için eşine verilen çocuk müjdesinin şaşkınlığını atar atmaz meleklerle tartışmaya başlar.

    Hûd 70. Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Dediler ki: Korkma! Lût kavmine gönderildik.( Felemmâ raâ eydiyehum lâ tasilu ileyhi nekirahum veevcese minhum ḣîfe kâlû lâ teḣaf innâ ursilnâ ilâ kavmi lût)

    Hicr 53. Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.( Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biġulâmin ‘alîm)

    Zâriyât 28. Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.( Fe-evcese minhum ḣîfetâ kâlû lâ teḣaf ve beşşerûhu biġulâmin ‘alîm)

    Hûd 71. O esnada hanımı ayakta idi ve (bu sözleri duyunca) güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik.
    Hûd 72. (İbrahim'in karısı:) Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey! dedi.

    Hicr 54. (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.

    Zâriyât 29. Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.

    Hûd 73. (Melekler) dediler ki: Allah'ın emrine şaşıyor musun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.

    Hicr 55. Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.

    Zâriyât 30. Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.

    Hicr 56. (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?

    Hûd 74. İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lût kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadeleye başladı.
    Hûd 75. İbrahim cidden yumuşak huylu, bağrı yanık, kendisini Allah'a vermiş biri idi.
    Hûd 76. (Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabbinin (azap) emri gelmiştir. Ve onlara, geri çevrilmez bir azap mutlaka gelecektir!

    Hicr 57. «Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?» dedi.
    Hicr 58. Dediler ki: «Biz, suçlu bir kavme gönderildik.»

    Zâriyât 31. (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.
    Zâriyât 32. Dediler ki: «Biz, suçlu bir kavme gönderildik.»
    Bundan sonraki kısımda melekler, Hicr suresinde İbrahime cevap vermeye devam ederken, Zâriyât suresinde diyolog kesilir ve melekler olayı geçmiş zaman kullanarak anlatırlar.

    Hicr 59. «Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.»
    Hicr 60. «(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.»

    Zâriyât 33. «Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»
    Zâriyât 34. (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).
    Zâriyât 35. Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.
    Zâriyât 36. Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.
    Zâriyât 37. Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.


    İbrahim & Kavminin Diyalogları :

    Bu kıssayı çözümlemek bir hayli güç. Çünkü kıssanın bir kısmı bir surede bir kısmı diğer surede, az bir kısmında da ortak olarak zikredilmektedir.Ortak olan kısımlardaki diyalog farklılıkları yine dikkat çekmektedir.

    Enbiyâ 52. O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.
    Sâffât 85. Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.

    Sâffât 86. «Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?»
    Sâffât 87. «O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?»
    Sâffât 88. Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.
    Sâffât 89. Ben hastayım, dedi.
    Sâffât 90. Ona arkalarını dönüp gittiler. (Bu kısım Enbiyâ suresinde yer almaz )

    Enbiyâ 53. Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.
    Enbiyâ 54. Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi.
    Enbiyâ 55. Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?
    Enbiyâ 56. Hayır, dedi, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim. (Bu kısım Sâffât suresinde yer almaz )

    Enbiyâ 57. Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım!
    Enbiyâ 58. Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.

    Sâffât 91, 92. Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.
    Sâffât 93. Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)


    Enbiyâ 59. Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir, dediler.
    Enbiyâ 60. (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.
    Enbiyâ 61. O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.

    Sâffât 94. (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.
    Enbiyâ 62. Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.
    Enbiyâ 63. Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.
    Enbiyâ 64. Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zalimler sizlersiniz, sizler!» dediler.
    Enbiyâ 65. Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: Sen bunların konuşmadığını pek âlâ biliyorsun, dediler.

    Enbiyâ 66, 67. İbrahim: Öyleyse, dedi, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda ve zarar vermeyen bir şeye hâla tapacak mısınız? Size de, Allah'ı bırakıp tapmakta olduğunuz şeylere de yuh olsun! Siz akıllanmaz mısınız?
    Sâffât 95, 96. İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.

    Enbiyâ 68. (Bir kısmı:) Eğer iş yapacaksanız, yakın onu da tanrılarınıza yardım edin! dediler.

    Sâffât 97. Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.

    Enbiyâ 69. «Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!» dedik.
    Enbiyâ 70. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.

    Sâffât 98. Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.
    Sâffât 99, 100. (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.
    Sâffât 101. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.


    Sonuç olarak denilebilir ki, surelerde anlatımlar farklı da olsa geçen kıssa aynı olayı ve aynı mesajı vermektedir, peki diyaloglardaki farklılıklar nasıl izah edilebilir ?
    Bunlar türü ne olursa olsun bir metnin sıhhatine gölge düşürmez mi ? Kaldı ki bahsettiğimiz sıradan bir metin değil, kaynağını her şeyi bilen yanılma veya unutma ihtimali olmayan Allah’a atfettiğimiz, içindeki her şeyin hakikat olduğuna inandığımız Allah’ın elçisine vahyolunmuş bir kitabın bir bölümünden bahsediyoruz.
    Bu ayetler tarihin bir bölümünde yaşanmış bir olayın ve gerçek şahsiyetlerin bize aktarılması ise, “dediki” diye başlayan bir cümlenin değişmesi, cümleye bir kelime eklenmesi veya çıkarılması ve hatta Şu’arâ 39 - A’râf 109’da olduğu gibi tamamen farklı aktarımı mümkün müdür ? Aynı şeye bir mahkeme zaptında rastlasanız itiraz etmez misiniz ? En azından ifade verenlerin sıhhatinden veya hafızasından şüpheye düşmez misiniz ?
  • Beyin de tümör nedeniyle ameliyat etmeyi planladığımız hastaya göğüs hastalıkları 1 hafta tedavi verdi. Sebebi solunumu iyi olmaması. 50 yaşında bir insanın solunumu neden iyi olmasın. Sebebi tabiki sigara. Yani sigaranın bir insana o kadar zararı var ki. Tabi sağlıklı bir insan bunun bilincinde olamıyor. Ama sağlık bozulunca asıl ozaman sigaranın rolü ortaya çıkıyor. Yara yeri iyileşmez. Kolay mikrop kapar. Yada akciğerler kötü olduğu için ameliyat olamaz gibi şeyler. Neyse 1 haftalık tedavi sonrası hastamıza göğüs hastalıkları onay verdikten sonra ameliyata aldık. Büyük bir kitle olsada ameliyatı çok güzel geçti. Hastayı yoğum bakıma aldık. Rutin olarak her ameliyat sonrası hastaları uyanır uyanmaz muayene ederiz. Genç hastalar hemen uyanırken yaşlı hastalar biraz daha geç uyanır. Haliyle yaşlı hastalarda muayenemiz biraz daha tutarsız olur. Mesela kolunu kaldır deriz ki bu çok basit bir komuttur, ama bize çok şey anlatır hastanın durumu hakkında. Anestezik maddenin etkisiyle geç uyanan hastalar kolunu kaldıramaz yada birini kaldırır, diğerini kaldıramaz vs. Bu hastalarda yarım saat sonra bir daha muayene ederiz ve hasta tam uyanmış olur. Muayenemiz de bir problem olmadığını görürüz ve içimiz rahat eder. Sonrasında yoğum bakım hemşireleri her saat hastayı kontrol etmeye devam eder. Ama bu sefer ameliyat ettiğimiz beyin tümörü olan hastada bir anormallik var. Yani geç uyanan hastaların muayenesine pek benzemiyor. Huylandım,icim rahat etmedi. Ama belki geç uyanmaya bağlıdır diyerek yarım saat sonra gene muayene ettim. Bir değişiklik yok. Gene aynı. Hasta uyanık ama parmağımı gözünle takip et dediğimde '' bir '' diye cevap veriyor. Parmağımı takip etmiyor. Yada kolunu kaldır dediğimiz de dilini çıkarıyor. Hastayı nöbetçi doktora teslim ettik, şu durumda yapacak bir şey yok. İlerleyen vakitlerde sebebini daha net anlayacağız dedik ve hastaneden çıktık. Şehrin taa öbür ucuna toplantıya gittik. Arkadaş bir şehir içinde bir yerden bir yere ulaşım 1.30 saat olabilirmi. Nasıl bir şehir burası. Neyse toplantı başlamak üzere ki telefon çaldı. Nöbete kalan doktor bizim hastanın bilinci aniden gerilediğini ve hastanın kotulestigini söyledi. Hemen tomografiye götürecegini söyledi. En olası durum beyin kanaması. Tabi ameliyata giren kıdemli asistan abim ve ben hemen kalktık geri hastaneye. Tabi 1.30 saat varana kadar ne olmuş olabilir onu düşündük endişeli bir şekilde ki kıdemli asistan sorumluluğu daha da fazla olduğu için daha da endişeli. Sorumluluk la gelen hastayı sahiplenmeden bahsetmiyorum bile. Hastaneye vardığımızda hastayı ameliyata almışlardı. Sebeb cildin altındaki kasın içinden geçen bir damar tansiyon yükselince kanamaya başlamış. Ordan beyin içinde girmiș,dolayli olarak beyine basınç oluşturan kan hastanın kliniği i kötüleștirmiș. Maazallah biraz daha ameliyata geç alsak hastayı hasta muhtemelen ölürdü. Ameliyat güzel geçti. Tüm kanı temizledik. Kanayan damarıda durdurduk. Hastayı da bir daha kanama olmasın diye bu sefer uyandırmadan yoğum bakıma aldık. Planımız hastayı ameliyat sonrası biraz takip edelim. Sabaha doğru uyandırırız. Yapabileceğimiz herşeyi yaptık artık hastayı tekrardan nöbetçi doktora teslim edip eve gitme vakti. Saat 23.00 eve gidiyoruz ama hasta tekrar kanar diye tetikteyiz. Telefon hep yanımızda. Aradıkları gibi koşarak hastaneye gidecez. Sabah oldu, hastaneye geldik. Merak ettiğimiz ilk şey hasta nasıl oldu. Gece boyu bir sıkıntı olmamış. Hastayı uyutmaya devam ediyoruz ki artık uyandırma zamanı. Uyutmak için verdiğimiz ilaçları kestik. Ve bundan sonrası hastanın uyanması. Öyle bir durum ki uyanıp uyanmıyacağinı bile kestiremiyoz. Beyin işte böyle bir organ. Bir yandan işimize devam ederken hastanın henüz uyanmadığı ama kendi solunum yaptığını öğrendik. Biraz sevindik. Bir yandan ameliyatlara devam ettik. En son ameliyat bittiğinde saat 18.00 da hastayı yoğum bakıma teslim etmeye gittim ki bizim uyuttugumuz hasta gözleri açık bir şekilde bana bakıyor. Hemen hastamın yanına gittim. Nasılsın dedim. '' iyiyim'' dedi. Artık eve huzur içinde gidebilirim...

    Dipnot: telefondan yazdım. Bu sebeble cümleler hep ardı ardına geldi. Düzgün yazamadım.
  • Yanıyor yanıyor Madımak yanıyor!!!
    Yansın Madımak , aydın diye geçinen aleviler ile dolu, yakın dinsizleri!!
    Aziz Nesin yakın kafiri, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabının reklamını yapıyor Humeyni, Salman Rüşdi nin idamı fermanını verdi, siz de gebertin Aziz Nesin’i..

    ‘’Sen bu şiiri okurken
    Ben belki başka bir şehirde ölürüm’’
    Yıl 2018 Aralık ayı, 1988 –Mart ayı Eylül kitabının ilk baskısı var şu an elimde. Ben bu kitabı okuduğum zaman sen 1993 yılının Temmuz ayında Madımak’da yakılarak katledildin. Sen Madımak otelinde ateşler içinde iken de aynı şehirde değildik seninle. Ben Ankara’da senden 6 ay kadar önce aracına yerleştirilen bomba ile öldürülen Uğur Mumcu’nun şüphelilerin araştırıldığı artık kaldırılan DGM mahkemelerine görevli gidip geliyordum. Aynı mahkemeye senin yakılma olayının şüphelilerinin duruşması için de aylarca gidip geldim. İlk şark görevine gittiğim tarihlerde de devam etti duruşman hatta başka başka illere bile alındı güvenlik sebebiyle.
    Duruşmalarda getirilen şüpheliler her mahkeme öncesi farklı kılıkta idi biliyor musun? İlk geldiğinde saçlı sakallı olan sonrakinde dımdızlak kel, traş kaydı sakalsız idi. Gözlüklü olan gözlüksüz, paçoz olan takım elbiseli sanki her mahkemede yeni imaj sergisi çabasında. Niye diye mi soruyorsun? Teşhis edilmekte tanıkları yanıltırız avallığı..
    Doktormuşsun okudum hayatını şimdi değil ama taa o mahkemeler döneminde kimdi Madımak ateşine verilenler diye merak ettim de hepsinin hayatını okudum.
    Yanık Ağıt başlıklı bir şiirin var;
    ‘’Beş işçi elektrik ceryanına
    Kapılarak can verdi, behiç bey
    İstasyonda hat bakımı yapan’’
    Mısralarının olduğu. Bu dizeleri yazarken hiç aklına gelir miydi ateşler içinde seninle birlikte;
    Muhlis Akarsu- 45 yaşında, sanatçı
    Muhibe Akarsu - 45 yaşında, Muhlis Akarsu 'nun eşi
    Gülender Akça - 25 yaşında
    Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
    Sehergül Ateş - 30 yaşında
    Erdal Ayrancı - 35 yaşında
    Asım Bezirci- 66 yaşında araştırmacı, yazar
    Belkıs Çakır- 18 yaşında
    Serpil Canik - 19 yaşında
    Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
    Nesimi Çimen- 62 yaşında, şair, sanatçı
    Serkan Doğan - 19 yaşında
    Hasret Gültekin- 22 yaşında şair, sanatçı
    Murat Gündüz - 22 yaşında
    Gülsüm Karababa -22 yaşında
    Uğur Kaynar- 37 yaşında, şair
    Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
    Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya – 37 yaşında, şair

    Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
    Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya - 12 yaşında
    Menekşe Kaya - 15 yaşında

    Handan Metin - 20 yaşında
    Sait Metin - 23 yaşında
    Huriye Özkan - 22 yaşında
    Yeşim Özkan - 20 yaşında
    Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
    Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
    Ahmet Özyurt - 21 yaşında
    Nurcan Şahin - 18 yaşında
    Özlem Şahin - 17 yaşında
    Asuman Sivri - 16 yaşında
    Yasemin Sivri - 19 yaşında
    Edibe Sulari- 40 yaşında, sanatçı
    İnci Türk - 22 yaşında

    33 aydın birlikte yakıldı. Gelmezdi değil mi nereden gelsin? Gelmiş olsa bu kadar kendinden emin
    YARIN DİYE BİR ŞEY VAR başlığında;
    ‘’Bir yanı var ömrümüzün
    Belki bir gün gülecek
    Selam verip
    Selam alacak
    Barışa kardeşliğe’’ mısraları dökülür müydü yüreğinden?
    Aziz Nesin’i bir kere mahkemede görme şansım oldu ama çok üzgün her biriniz için ayrı ayrı akıyor gözyaşları anlatırken yaşananları. Senden 2 sene kadar sonra o da vefat etti zaten.
    Bir şiirin daha var kitapta ilgimi çeken; BİR YALNIZ NAR AĞACI başlıklı
    ‘’Bir başka çocuklar
    Türkiye’yi konuşacaklar’’
    Mısralarının olduğu. Arkandan arkanızdan çok şeyler yazıldı, konuşuldu belgeseller çekildi, tiyatro oyunları sergilendi. Anma günleri düzenlendi hatta senin adının verildiği Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulan Behçet Aysan Şiir Ödülü yarışmaları da yapılıyor. Bunlar güzel şeyler unutmamak unutturmamak yaşatmak adına ama en kötü olarak gördüğüm hatırlatma ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ardından ‘’O dondu biz yandık’’ sloganlarının kullanıldığı afişler idi.
    Ölümlere sevinebilmek acıları alaycılık ile ses duyurmak!!
    Yıl evet 2018 değişen ne var bilmiyorum , neler değişecek bilmiyorum. Kalan ömrümde ırk, dil, din, mezhep ayrımı olmaksızın huzurlu yıllar yaşamak istiyorum.
    Keyifli okumalar.
    https://www.youtube.com/watch?v=_fNu6jgqUN8
  • 13 Aralık 2018 Perşembe günü, saat.18.30'da;Sokağın Kalbi-Aksoy Mahallesi, 1671 Sokak, No.153/B Karşıyaka-İzmir adresinde, ''Şiir Sokağın Kalbinde'' adı altında Didem Madak'ı Anma ve Anlama ve Şiir Okuma Etkinliği vardır. Atölye Yönetmeni Metin Soydeveli'dir, sunum Gülşen Ersan'a aittir. Konuşmacı Ayşen Sarıbaş ve Işıl Madak Kaya'dır, isteyen herkes bu etkinliği ücretsiz olarak izleyebilir. İlgilenenlere, önemle duyurulur.
  • Üzerinde Ekmek Sunulan Masa'nın Yapımı(Çık.25:23-30)
    ...
    Kandilliğin Yapımı(Çık.25:31-40)
    ...
    Buhur Sunağının Yapımı(Çık.30:1-5)
    ...
    Yakmalık Sunu Sunağının Yapımı(Çık.27:1-8)
    ...
    Yıkanma Kazanının Yapımı(Çık.30:18)
    ...
    Konut Avlusunun Yapımı(Çık.27:9-19)
    Kullanılan Malzemeler
    ....
  • Çeyrek asırlık bir eğitimci, bir okul müdürü, kendi deneyimlerinden ve gözlemlerinden yola çıkarak sunduğu gözlemleri :
    1- Lise öğrencilerinin yüzde 80'i sigara içiyor.
    2- Okula devam etme durumu yerlerde sürünüyor. '30 gün gelmeyen kalır' deniyor. Ama her yıl af çıkarılıyor. Son 10 yılda her yıl af çıktı. Son sınıflar hiç okula gelmese bile af ile geçiyor.
    3- 8 dersi zayıf olan öğrenci bile ortalama ile sınıf geçiyor.
    4- Bir milyon öğretmeni sınava soksak 900 bini geçemez.
    5- Öğretmenler zerre kadar okumuyor.
    6- Büyük kent görmemiş öğretmenler var.
    7- Din öğretmenlerinin büyük bölümü Diyanet İşleri’nin pek de memnun kalmayacağı bir eğitim veriyor.
    8- Okullarda artık hiç deney yapılmıyor. Her şey kağıt üzerinde.
    9- Devletin verdiği kitaplar vallahi hemen çöpe atılıyor. Öğrencilerden yeni kitaplar isteniyor.
    10- Okullarda proje yapılmıyor. Her şey kopya.
    11- Okullarda aktarılan bilgilerin büyük bölümü eski. Geleceğe yararı yok.
    12- STEM sistemi okullara giremedi.
    13- Kodlamanın sadece lafı var. Yüzde 99 öğretmen 1 satır kod yazamaz.
    14- Bakan değişti ama 81 ilin, 2000 ilçenin MEB yöneticileri yüzde 99 aynı.
    15- Binlerce ücretli öğretmen ayda 600-1200 TL ile çalışıyor. Devlet asgari ücretin altında insan çalıştırıyor.
    16- Liseye gelip 4 işlemi bilmeyen, okuyamayan çocuklar var. Sebebi şu: İlk 8 yılda sınıfta kalma diye bir şeyin olmaması.
    17- Okullarda açılan destekleme ve yetiştirme kursları tamamen fiyasko. Bunlar kandırmaca. İptal edilmesi gerekiyor.
    18- Mesleki eğitim için ağlarsınız. Perişanlık. Bu kurumun başına bir çocuk doktorunu atadılar. Doktorluğunu bilmem ama bu konuyla ilgili hiçbir bilgisi ve fikri yok.
    19- Siz programlarınızda yüksek lisanslı, doktorları milli eğitimcilerden, yöneticilerden söz ediyorsunuz ama Milli eğitim teşkilatının üst yöneticilerinin çoğu hâlâ 2 yıllık yüksek okul mezunu. Lisans diplomaları bile yok.
    20- Akıllı tahtalar tahrip edildi. Çoğu bozuk. Bu proje devletin 10 milyar dolarını yuttu. İyi niyet suistimal edildi.
    21- 2 sene öncesine kadar okullara 70 TL internet (ADSL) parası geliyordu. Fiber optik sisteme geçilecek dediler. 2 yıldır ayda 2400 TL fatura geliyor. 53.700 okul var. Hesabı siz yapın. Bu masrafın karşılığını verecek kadar kullanılıyor mu?
    22- Pozitif bilimlere hiç kimse eğilmiyor. Eksikliğini hisseden de kalmadı.
    23- Okul idarecilerinin büyük bölümünde liyakat ve temsil sorunu var.
    24- Öğretmenler geçinemiyor. Maaşlar çok az.
    25- Yeni bakan bilim adamı. Ancak çevresinde onun kalibresine uygun kimse yok.
    26- FETÖ önemli ölçüde temizlenmiş olsa da, onun yerini almaya çalışanlar türedi."
    Bu anlatılanların gerçeğin ne kadarını yansıttığını tam olarak bilemem.
    Ama çok tecrübeli bir eğitimcinin dikkat çektiği noktalar arasından çıkardıklarım bunlar.
    Belki birilerinin ilgisini çeker.
    Fatih ALTAYLI