• Benim ömrüm bitince hâlâ yaşıyorsan sen,
    Hoyrat ölüm gömünce kemiklerimi yere,
    Talihin cilvesiyle bir göz atmak istersen
    Ölmüş dostundan kalan zavallı dizelere,
    Karşılaştır hepsini bugünkü yapıtlarla:
    Çok gerisindedirler ustaca yazanların;
    Onları şiir diye değil, aşk için sakla:
    Katına çıkamazlar bahtiyar ozanların.
    İçinden geliyorsa bana söyle şunları:
    “Güçlenseydi dostumun Esin Perisi hele,
    Yaratısı aşardı aşkından doğanları.
    “Allı pullu yürürdü yüksek rütbelilerle.
    “Ama o öldü, yeni ozanlar ondan üstün:
    “Onlarda sanat dostta aşk okuyorum bugün."
    William Shakespeare
    Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • 1. Musahipzade Celal (1868-1959)

    Aynaroz Kadısı,
    İtaat İlamı,
    Fermanlı Deli Hazretleri,
    Kafes Arkasında,
    Bir Kavuk Devrildi,
    Macun Hokkası,
    Kaşıkçılar,
    Atlı Ases,
    Moda Çılgınları,


    2. Faruk Nafiz Çamlıbel: (1898-1973)

    Canavar,
    Akın
    Kahraman

    3. Vedat Nedim Tör: (1897-1985)

    İşsizler,
    Köksüzler,
    Üç Kişi Arasında,
    Hayvan Fikri Yedi,
    Çarliston,
    Kör,
    Fevkalasriler
    Sanatkar Aşkı,
    Kadın Asker Olursa,
    Değişen Adam,
    İmralı’nın İnsanları,
    Sanatkar Aşkı ve Hiç,
    Siyah Beyaz,
    Aşağıdan Yukarı,
    Sahte Kahramanlar

    4. Reşat Nuri Güntekin: (1889-1956)

    Hançer,
    Eski Rüya,
    Ümidin Güneşi,
    Gazeteci Düşmanı,
    Şemsiye Hırsızı,
    İhtiyar Serseri,
    Taş Parçası,
    Bir Köy Hocası,
    Babür Şah’ın Seccadesi,
    Bir Kır Eğlencesi,
    Ümit Mektebinde,
    Felaket Karşısında,
    Gözdağı,
    Eski Borç,
    İstiklal,
    Vergi Hırsızı...

    5. Cevdet Kudret (Solok): (1907-1992)

    Tersine Akan Nehir,
    Rüya İçinde Rüya,
    Kurtlar,
    Yaşayan Ölüler

    6. Halit Fahri Ozansoy: (1891-1971)

    Hayalet,
    Baykuş,
    Sönen Kandiller,
    İlk Şair,
    Nedim,
    On Yılın Destanı,
    Bir Dolaptır Dönüyor

    7. Ahmet Kutsi Tecer: (1901-1967)

    Köşebaşı,
    Koçyiğit Köroğlu
    Bir Pazar Günü,
    Satılık Ev

    8. Nazım Hikmet Ran (1902-1963)

    Ferhat ile Şirin,
    İnek,
    İnsanlık Ölmedi Ya! ve yeni uyarlaması Enayi,
    Sabahat,
    Evler Yıkılınca,
    Ocak Başında,
    Yolcu ve yeni versiyonu İstasyon,
    Demokles’in Kılıcı,
    Yusuf ile Menofis,
    Nan İvanoviç Var mıydı Yok muydu,
    Tartüf-59,
    Kadınların İsyanı,
    Yalancı Tanık,
    Kör Padişah,
    Her Şeye Rağmen

    9. Cevat Fehmi Başkut: (1905-1971)

    Küçük Şehir,
    Büyük Şehir,
    Ayarsızlar,
    Göç,
    Öbür Gelişte,
    Paydos,
    Harput’ta Bir Amerikalı,
    Soygun,
    Buzlar Çözülmeden,
    Koca Bebek,
    Hepimiz Birimiz İçin,
    Sana Rey Veriyorum,
    Makine,
    Kleopatra’nın Mezarı,

    10. Orhan Kemal: (1914-1970)

    İspinozlar,
    Koğuş,
    Bekçi Murtaza,
    Eskici ve Oğullan,
    Kardeş Payı

    11. Oktay Rıfat: (1914-1988)

    Bir Takım İnsanlar,
    Atlarla Filler ya da Dirlik Düzenlik,
    Çil Horoz,
    Yağmur Sıkıntısı,
    Zabit Fatma’nın Kuzusu,
    Oyun İçinde Oyun

    11. Aziz Nesin: (1915-1995)

    Çiçu,
    Hakkımı Ver Hakkı,
    Hadi Öldürsene Canikom,
    Tut Elimden Rovni,
    Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz,
    Ah Biz Eşekler (Sermet Çağanla birlikte),
    Sen Gara Değilsin,
    Hazır Ol,
    Bir İnsan Başı Üstüne Üç Fesli Üzünç,
    Bir Kadın İçin Düet,
    Yaşasın Kavuniçi,
    Tek Yol,

    12. Haldun Taner: (1918-1986)

    Keşanlı Ali Destanı
    Dışarıdakiler,
    Ve Değirmen Dönerdi,
    Fazilet Eczanesi,
    Lütfen Dokunmayın,
    Huzur Çıkmazı
    Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım,
    Sersem Koca’nın Kurnaz Karısı,
    Eşeğin Gölgesi,
    Zilli Zarife,
    Astronot Niyazi,
    Ha Bu Diyar,
    Dün-Bugün,
    Aşk ve Sevda,
    Dev Aynası,
    Yar bana Bir Eğlence,

    13.Tarık Buğra: (1918-1994)

    Ayakta Durmak İstiyorum,
    Yüzlerce Çiçek Birden Açtı,
    Dört Yumruk,
    Güneş ve Aslan,
    Patron,
    İbiş’in Rüyası,
    Akümülatörlü Radyo

    14. Sabahattin Kudret Aksal: (1920-1993)

    Evin Üstündeki Bulut,
    Şakacı,
    Bir Odada Üç Ayna,
    Tersine Dönen Şemsiye,
    Kahvede Şenlik Var,
    Kral Üşümesi,
    Bay Hiç,
    Sonsuzluk Kitapevi,

    15. Nazım Kurşunlu: (1911-1980)

    Branda Bezi,
    Çığ,
    Merdiven,
    Fatih,
    Dumanlı’da Telaki Var,
    Melekler ve İnsanlar,
    İpler Elimizde Değil,
    Çivi Çiviyi Söker,
    Analar Babalar Okulu,
    Gecikenler,
    Kör Dadı

    16. Behçet Necatigil: (1916-1979)

    Yıldızlara Bakmak,
    Gece Aşevi,
    Üç Turunçlar,
    Pencere,
    Emekli,
    Hayal Hanım,
    Kadın ve Kedi,
    Yol,
    Gaz,
    Süslü Karakol Durağı

    17. Necati Cumalı: (1921-2001)

    Boş Beşik,
    Geceyi Dinle,
    Mine,
    Derya Gülü,
    Susuz Yaz,
    Ezik Otlar,
    Nalınlar,
    Masalar,
    Bakanı Bekliyoruz,
    Tehlikeli Güvercin,
    Kaynana Ciğeri,
    Yeni Çıkan Şarkılar,
    Zorla İspanyol,
    Vur Emri,
    Aşk Duvarı,
    Gömü,
    Kristof Kolomb’un Yumurtası,

    18. Orhan Asena: (1922-2001)

    Alemdar Mustafa Paşa-Tohum ve Toprak,
    Simavnalı Şeyh Bedreddin,
    Atçalı Kel Mehmet,
    Korku,
    Şili üçlemesi olarak adlandırılan Şili’de Av, Bir Başkana Ağıt, Ölü Kentin Nabzı,
    Gılgamış,
    Yurttaş A,
    Yurttaş B,
    Yurttaş C,
    Tanrılar ve İnsanlar,
    Yıldız Yargılanması,
    Gılgamış
    Yalan,
    Fadik Kız

    19. Recep Bilginer: (1922-2005)

    İsyancılar,
    Ben Devletim,
    Sarı Naciye,
    Yunus Emre,
    Men Kimim,
    Oyun Bitti,
    Karım ve Kızım,
    Kıskanç,
    Sevdiğim Adam,
    Mevlana,
    Zaferden Sonra,
    Sevgi ve Barış,
    Sırat Köprüsü

    20. Adalet Ağaoğlu: (1929-)

    Evcilik Oyunu,
    Çatıdaki Çatlak,
    Tombala,
    Çıkış,
    Bir Kahramanın Ölümü,
    Kozalar,
    Üç Oyun,
    Kendini Yazan Şarkı,
    Sınırlarda Aşk,
    Kışı Barış,
    Sessiz Adam,

    21. Refik Erduran: (1928-2013)

    Deli,
    Bir Kilo Namus,
    Cengiz Han’ın Bisikleti,
    İp Oyunu,
    Karayar Köprüsü,
    İkinci Baskı,
    Büyük Jüstinyen,
    Aman Avcı,
    Ayı Masalı,
    Direkler Arasında,
    Uçurtmanın Zinciri,
    Kartal Tekmesi,
    Turp Suyu,

    22. Güngör Dilmen: (1930-2012)

    Ayak Parmakları,
    Avcı Karkap,
    Canlı Maymun Lokantası,
    Midas’ın Kulakları daha sonra Midas’ın Altınları ve Midas’ın Kördüğümü üçlemesiyle,
    Bağdat Hatun,
    Akad’ın Yayı,
    Kurban,
    Deli Dumrul,
    Ak Tanrılar,
    Hasan Sabbah,
    Ben Anadolu,
    Anadolu: Söylenceden Gerçeğe,
    Devlet ve İnsan,
    konusunu Kurtuluş savaşından almış olan Aşkımız Aksaray’ın En Büyük Yangını,
    Hakimiyet-i Milliye,
    Aşevi,
    Galile’nin Günahları,
    Osmanlı Dram Kumpanyası,
    Troya İçinde Vurdular Beni,
    Kurban

    23. Turgut Özakman: (1930-2013)

    Ocak,
    Paramparça,
    Kanaviçe,
    Güneşte On Kişi,
    Duvarların Ötesi
    Babamla Birlikte,
    Ben Mimar Sinan,
    Ah Şu Gençler
    Fehim Paşa Konağı ile
    Resimli Osmanlı Tarihi,

    24. Ülker Köksal: (1931-)

    Sacide,
    Yollar Tükendi,
    Besleme,
    Adem’in Kaburga Kemiği,
    Bir Garip Oyun,
    Uzaklar,
    Sevdalı Fidanlar,
    Karanlıkta İlk Işık,
    Dünyanın Yaşlı Çocukları

    25. Turan Oflazoğlu: (1932-)

    Keziban,
    Allah’ın Dediği Olur,
    Elif Ana…

    Tarihi Oyunlar:

    Deli İbrahim,
    IV. Murat,
    Genç Osman,
    Bizans Düştü-Fatih,
    Kösem Sultan,
    Kanuni Sultan Süleyman-Hem Kanuni Hem Muhteşem,
    III. Selim-Kılıç ve Ney,
    Cem Sultan,
    Sinan,
    Kanuni,
    Yine Bir Gülnihal,
    Korkut Ata,
    Yavuz Selim,
    Sokrates Savunuyor…

    26. Oktay Arayıcı: (1936-1985)

    Dışarıda Yağmur Var,
    Seferi Ramazan Bey’in Nafile Dünyası,
    Bir Ölünün Toplumsal Anatomisi,
    At Gözlüğü,
    Rumuz Goncagül

    27. Dinçer Sümer: (1938-)

    Altın Kalpli Kız,
    Katip Çıkmazı,
    Eski Fotoğraflar,
    Gecenin Kulları,
    Üç Derste Aşk,
    Karacaoğlan,
    Gül Satardı Melek Hanım,
    Maviydi Bisikletim,
    Memur Oğlu Memur,
    Beni Dünya Kadar Sev,
    Ayşe Ali’yi Seviyo

    28. Vasıf Öngören: (1938-1984)

    Asiye Nasıl Kurtulur,
    Göç ve yeni düzenlemesiyle Almanya Defteri,
    Bu Oyun Nasıl Oynanmalı,
    Zengin Mutfağı

    29. Bilgesu Erenus: (1943-)

    El Kapısı,
    Ortak,
    Nereye Payidar,
    İkili Oyun,
    Kelaynaklar,
    Güneyli Bayan,
    Misafir,
    Halide,
    Arka Bahçe

    30. Başar Sabuncu: (1943-2015)

    Kargalar,
    Şerefiye,
    Zemberek,
    Çark,
    Mutemet Ali Rıza Bey,
    Memurlar,
    İşçi Babası Ömer Ağa ile Küçük Hanımın Şoförü,
    İşgal ya da Talihli Amele Mehmet Ali’nin Harikulade Maceraları

    31.Tuncer Cücenoğlu: (1944-)

    Kördöğüşü,
    Öğretmen,
    Yeşil Gece,
    Çıkmaz Sokak,
    Kadıncıklar,
    Dosya,
    Biga-1920,
    Yıldırım Kemal,
    Helikopter,
    Metruşka,
    Kumarbaz,
    Boyacı,
    Kızılırmak-Karakoyun,
    Çığ,
    Neyzen,
    Sabahattin Ali

    32. Mehmet Baydur: (1951-2001)

    Limon,
    Gün Gece/Oyun Ölüm Yalnızlığın Oyuncakları,
    Kadın İstasyonu,
    Cumhuriyet Kızı,
    Yangın Yerinde Orkideler,
    Maskeli Süvari,
    Düdüklüde Kıymalı Bamya,
    Yeşil Papağan Limited,
    Vladimir Kamarov,
    Menekşe Korsanları,
    Aşk,
    Sevgi Aylakları,
    Kutu Kutu Tensing,
    Çin Kelebeği,

    33. Sevim Burak

    “Everest My Lord (İşte Baş, İşte Gövde, İşte Kanatlar)”
    Sahibinin Sesi

    34. Yılmaz Onay

    İşçi Sınıfının Açık Oturumu (1978)
    Tren Gidiyor (1984)
    Bu Zamlar Bana Karşı (1985)
    Dev Masalı (1985)
    Şarkılarımız Ölmesin ( 1985)
    Karagöz'ün Muamması (1985)
    Arafta Kalanlar (1985)
    Sanatçının Ölümü (1986)
    Kara Dul Efsanesi (1991)[6]
    Kara Kedi Geçti (1992)
    Hücre İnsanı (1992)
    Prometheia (1993)[7]
    Üç Kuruşluk Mahalle Dersleri

    35. Güner Sümer (19 Mart 1936 - 27 Nisan 1977)

    Yarın Cumartesi
    Bozuk Düzen
    Hüzzam
    Aşk Bir Masaldır
    Ölü Mevimler
  • Kur'an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana hatlarıyla ikiye ayırmak mümkündür. Birisi; ilk insan Hz. Âdem (as)'ın, ikincisi de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir. Nitekim Mü'minun suresinde;

    "Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Âdem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) hâline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 23/12-14).

    Görüldüğü gibi, insanın ilk yaratılıştan itibaren geçirdiği devreler safha safha nazara verilmektedir. Bunlardan kendi yaratılış devrelerimizi anlamak, ilk yaratılışa da ışık tutacaktır.

    Yukarıdaki ayet-i kerimede geçen yaratılışla ilgili hususlara, bir hadis-i şerifte de işaret edilir:

    "Her birinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak 40 gün derlenip toparlanır. Sonra aynen öyle (40 gün daha) alaka (yapışan şey) olur. Sonra yine öyle (bir 40 gün daha) mudga (et parçası) hâlinde kalır. Ondan sonra melek gönderilir. Ona ruh üfler..." (Mehmet Sofuoğlu, Sahih-i Müslim ve Tercemesi, VIII/114).

    Bu hadiste, zigot, morula ve blastula safhaları, derlenip toparlanma devresi (nutfe) olarak ifade edilmiştir. Bugün embriyoloji ilminin tespiti de yukarıda bahsedilen gelişim devrelerine paralellik gösterir. Yumurtalık kanalında döllenen yumurta, ana rahmine doğru inmeye başlar. Daha inerken bile bölünmektedir. Ana rahmine gelen yumurta, plasenta (eten=eş) oluşunca mukoza ve kasları içine iyice yapışarak gömülür. Bir başka ifade ile tohum gibi ekilir. Bu safha, ayet ve hadislerde "alaka"(*) (yapışan şey) kelimesiyle ifade edilir.

    Buradaki embriyo, çıplak gözle görülmeye başladığı zaman, küçük bir et kütlesi (mudga) hâlindedir. Bulunduğu yerde gelişir ve kademe kademe bir insan şeklini almaya başlar.

    Bugün ilim, insanın yaratılışı hakkında Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerin ortaya koyduğu hükümlerin ancak bir kısmını tesbit edebilmiştir. Mesela; his ve duygular, bu maddi gelişimin hangi safhasında vücutta yerini almaktadır? İlim buna henüz bir cevap bulamamıştır. Peygamberimiz (sav) ise, 120 gün sonra ruhun geldiğini bildirmekle, insan vücudunu süsleyen duyguların göreve başladığı zamana işaret etmiştir.

    Zigot teşekkülünden itibaren 120 gün kadar cenin sadece büyüme kanununa tabidir. Yani, bu devre içinde hücreler bölünür ve farklılaşır. Aynı büyüme kanunu, bitki ve hayvan embriyolarında da cereyan eder. Bir başka ifade ile cenin, 120 gün sonra insan mertebesine yükselir. Nitekim bu duruma ayette; "... sonra onu bambaşka bir yaratık (insan) yaptık..." (Mü'minun, 23/14) beyanı ile dikkat çekilir.

    Hz. Âdem (as)'in topraktan yaratıldığını bildiren pek çok ayet vardır.

    "Allah sizi (Hz. Âdem'i) bir topraktan, sonra bir meniden (Hz. Âdem'in neslini) yarattı." (Fatır, 35/11).

    Şu ayet-i kerimelerde de insanın topraktan yaratıldığı belirtilir: 3/59; 18/37; 22/5; 35/11; 40/67; 30/20.

    İlk insanın yaratılışında da günümüzdeki yaratılış gibi çeşitli devreler yer alır.

    "O'dur ki her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya çamurdan başladı." (Secde, 32/7).

    Şu ayette de bu çamurun mahiyetinden bahsedilir:

    "Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık..." (Hicr, 15/26).

    Bu ayet-i kerimelerden, yaratılışın; toprakla başladığını, daha sonra bunun çamur hâlini aldığını anlamak mümkün. Bu çamur da süzülerek çamur özü hasıl olmuştur.

    "Andolsun ki biz insanı çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık." (Mü'minun, 23/12).

    Daha sonra balçık halini alan bu çamur özünün zamanla değiştiği ifade edilir.

    "(İblis: 'Ben bir salsaldan (kurumuş çamurdan) değişken bir balçıktan (Hamein mesnun) yarattığın insana secde edemem.' dedi." (Hicr, 15/33).

    Bazı müfessirler "insanı bir nutfeden yarattık" hükmünün, Hz. Âdem (as) için de geçerli olabileceğini ileri sürerler. Onlara göre bu balçıktan nutfe hasıl edilmiştir. (Elmalılı, V/3058).

    Bu safhaya kadar olan gelişmeler, günümüzdeki ceninin ilk dört aylık (120 günlük) durumuna benzerlik gösterir. Midedeki besinlerden spermanın süzülerek çıkarıldığı gibi, çamur da süzülerek çamur özü (sülale) hasıl edilmiştir. Bir müddet bu hâlde kalan çamur özü, balçık şeklini (Hamein mesnun) almış ve daha sonra katı hâle (salsal) sokulmuştur. Bu devreden sonra kuruyan bu balçığa insan şekli verildiğini anlıyoruz.

    "... sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere: 'Âdem'e secde edin.' dedik..." (A'raf, 7/11).

    Nuh suresinde ise, gerek ilk insan ve gerekse insan neslinin merhale merhale yaratılışına da işaret edilir:

    "Halbuki O, sizi çeşitli merhaleler hâlinde yarattı." (Nuh, 71/14).

    İlk insanın bu safhaya kadar bitki ve hayvanlarda görülen büyüme, gelişme ve farklılaşma kanunlarına tabi olduğu söylenebilir. Artık bundan sonra ceninde olduğu gibi, yeni bir yaratılış safhası başlayacaktır. Yani, ruh bedene gelecektir. Çünkü, insanın terkip ve tesviyesi tamamlanmıştır...

    "...sonra onu bambaşka bir yaratık (insan) yaptık..." (Mü'minun, 23/14).

    "Onun (şeklini) düzeltip ona ruhumdan üflediğim zaman, kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın" (Sa'd, 38/72).

    Şu ayet-i kerimede de yaratılışın bütün safhalarına işaret edilir:

    "Ey insanlar, eğer öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz, şu muhakkaktır ki biz sizi (aslınızı) topraktan, sonra (onun neslini) insan suyundan (spermadan) sonra alaka (yapışan şey)'dan daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık (ve bunları) size (kudretimizin kemalini) apaçık gösterelim diye (yaptık) sizi dileyeceğimiz muayyen bir vakte kadar rahimlerde tutuyoruz, sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyoruz." (Hacc, 22/5).

    Bu ayet-i kerimenin son bölümündeki hükümler, yani yaratılışta tabi olduğumuz kanunlar, günümüzde aynen cereyan ediyor. Bu bize, ayetin başında zikredilen topraktan yaratılmanın da vuku bulduğunu ifade etmez mi? Bütün bunlarla Cenab-ı Hak, dilediğini dilediği şekilde yaratacağını göstermiştir.

    İnsan vücudundaki elementlerin büyük bir kısmı toprakta mevcuttur. Özellikle balçık ve yapışkan çamurda karbon (C—4) ve (N—3) molekülleri eksi değerlidir. Bunlar, topraktaki oksijen, fosfor ve hidrojenle kolaylıkla birleşerek insan vücudunun teşkilinde önemli görev almış olabilir. Ama bütün bunlar, bir kudret olmadan nasıl şekilden şekle girecektir?

    Günümüz insanı her şeyi, kendi akıl ölçüleriyle değerlendirmeye çalışır. Eline bir avuç çamur alır, bundan insanın nasıl yaratılabileceğini düşünür. Bir çamura, bir de kendisine bakar. Arada hiç benzerlik yok. Ona göre bundan, ya tuğla veya çömlek yapılabilir. Çünkü kendi gücü buna yetmektedir.

    Aslında tek hücreden insan yaratılması, çamurdan insan yaratılmasından daha kolay değildir. Gözle görülemeyecek kadar küçük bir hücreden, dokuz ayda şuur ve akıl sahibi bir insan süzülüyor. Zigotun bebek haline gelinceye kadar geçirdiği değişiklikleri adım adım takip etmek mümkün. Ama, hadisenin izahını nasıl yapacağız? Hangi kudret kalbi tanzim ediyor; baştan gözü, ağızdan dişi çıkarıyor? Hem de Hz. Âdem (as)'den beri bütün insanlarda aynı kanunlar hükmünü icra ediyor. Şunu itiraf etmek durumundayız ki, insanın yaratılışı gerçekten bir mucize. İster ilk insan, isterse günümüz insanı olsun, bu hüküm hepsi için geçerli.

    Meselenin anlaşılmasındaki güçlük, sanırım yanlış kıyastan ileri geliyor. Biz, kâinattaki hadiselerin cereyan tarzını devamlı kendi güç, kuvvet ve ilmimizle mukayese ediyoruz. Tabii ki, sonuçta işin içinden çıkamıyoruz. Halbuki bu hadiselere Cenab-ı Hakk'ın kuvvet, kudret ve ilmi noktasından bakmak gerek. O zaman, her şeyin gerek vücuda gelmesi, gerekse ortadan kalkması o kadar kolay olur ki, şüpheye mahal kalmaz.

    İlk insanın yaratılışını açıklamak hususunda evrimciler çıkmaz yoldadırlar. Bunu kendileri de itiraf ediyorlar. O halde, "Yapan bilir, bilen konuşur." kaidesince, yapanın beyanına kulak vermek gerekiyor. O, insanı topraktan yarattığını bildiriyor.

    "Muhakkak sizi topraktan yarattık..." (Hacc, 22/5).

    Hem de en güzel şekilde:

    "Biz insanı en güzel biçimde yarattık." (Tin, 95/4).

    On defa evrimcileri dinleyenlerin, hiç olmazsa bir defa da Yaratan'ın fermanlarına nazar etmesi gerekmez mi?

    (*) "Alaka" kelimesinin manalarından birisi "kan pıhtısı" diğeri de "yapışan" veya "asılıp tutunan şey"dir. "Yapışan şey" ceninin bu safhasına daha uygun düşmektedir.
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1. Kayan yıldıza yemin olsun ki.

    Âyette geçen "hevâ" düşmek, kaymak, inmek, çıkmak mânalarına gelebilirse de, burada inmek anlamı tercih edilmelidir. Çünkü yıldız kavramı ile, Hz. Peygambere inen melek veya Kur'ân-ı Kerim arasında güçlü bir ilgi kurulmuştur. Bu meleğin veya Kur'ân'ın, yıldız gibi parlak ve ışık verici olduğu anlatılmak istenmiştir. Zira necm'in anlamlarından biri, "Kur'ân vahyinden bir seferde inen bölüm"dür.
    2. Arkadaşınız Muhammed yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.

    3. O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor.

    4. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.

    "O" zamirinden maksat, birçok müfessire göre Kur'ân'dır. Hz. Peygamber (a.s.)'ın İslâm tebliği, Kur'ân'ı açıklama niteliği taşıyan sözlerinin hepsi vahiy kaynaklıdır.
    5. Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan melek Cebrail öğretti. [81,19-21]

    6-7. Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.

    8-9. Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.

    10. O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti.

    11. Gözlerinin gördüğünü kalbi yalan saymadı.

    12. Şimdi siz kalkmış da onun gördükleri hakkında şüphe edip kendisiyle münakaşa mı ediyorsunuz?

    13-14. Onun bir başka inişini Sidretu'l-Müntehanın yanında görmüştü.

    Hz. Peygamber'in Cibril'i ikinci defa görmesine işaret. Bu seferinde onu aslî sûretindeki azametiyle görmüştü. Sidretu'l-Münteha, Hz. Peygamber'e miraç gecesinde gösterilen, hilkatin aldığı son şekli gösteren, emir âleminin sonundaki "şeceretu'l-kevn" yani yaratılış ağacı, kâinat ağacıdır. Başka izahlar arasında, en kuvvetlisi bu görünüyor.
    15. Me'va cenneti de onun yanındadır.

    16. O dem ki Sidre'yi bir feyiz sarıyor, sardıkça sarıyordu...

    17. Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da.

    Hz. Peygamber (a.s.) Rabbine o kadar yönelmişti ki gök melekûtunda temaşa ettiği sayısız güzellikler onu meşgul etmedi.
    18. Vallahi gördü, hem de Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü! [20,23]

    19-20. Şimdi baksanıza şu Lât'a, Uzza'ya. Ve bir de şu geride olan üçüncüleri Menat'a.

    Lât Taif'de; Uzza Mekke ile Taif arasında Hurad'da bulunup Kureyş kabilesi, Menat ise Mekke ile Medine arasında Kudeyd'de bulunup Evs, Hazrec kabileleri tarafından tazim edilirdi.
    21. Erkek evlatlar size, kızlar O'na olsun, öyle mi?

    22. O zaman bu insafsız bir taksim olmaz mı?

    23. Aslında bu putlar sizin ve atalarınızın uydurduğu, kuru isimlerden, boş lafızlardan başka bir şey değildir. Allah onların tanrılıklarına delil olabilecek hiçbir şey indirmemiştir. Onlar sadece zanlarına ve nefislerinin heva ve heveslerine uyarlar. Halbuki onlara Rab'leri tarafından uyacakları mükemmel Rehber çoktan gelmiş bulunuyor!

    24. Ne o, insanoğlu kurduğu her hülyaya, içinden geçen her şeye nail olur mu sanıyor? [4,123]

    25. Hayır, öyle değil! Âhiret hayatı da, dünya hayatı da Allah'ın elindedir. Kime ve neyi vereceğini, Kendisi takdir eder.

    26. Nitekim göklerde nice melaike var ki, Allah'ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez. [2,255; 34,23]

    27. Evet, âhirete inanmayanlardır ki melaikeyi Allah'ın kızları iddia ederek onlara kız isimleri takarlar. [43,19]

    28. Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Sadece ve sadece zanna tâbi oluyorlar. Oysa zan, hakikat karşısında ne ifade eder ki!

    29. O halde Bizi anmaktan, bu Yüce Kitabımızı dinlemekten uzak duran ve dünya zevkinden başka bir şey istemeyen kimseleri sen de bir tarafa bırak!

    30. Onların bilgi seviyesi ancak bu kadardır; bildikleri bilecekleri budur. Senin Rabbin, kimin yolundan saptığını, kimin doğru yolda yürüdüğünü pek iyi bilir.

    31. Göklerde ne var, yerde ne varsa hep Allah'ındır. Böyle olduğu için, sapanı ve doğru yolda olanı pek iyi bildiği, yaptıklarını kaydettiği içindir ki, kötülük işleyenleri, yaptıklarının karşılığı ile cezalandırarak, iyi hareket edenlere de en güzel mükâfatı verecektir. [53,32; 4,31]

    32. O iyiler, ufak kusur ve günahlardan olmasa da, büyük günahlardan, aşikâr hayasızlıklardan kaçınırlar. Senin Rabbinin mağfireti boldur. O sizi topraktan yaratırken ve siz annelerinizin karınlarında döl halinde iken mayanızın ne olduğunu gayet iyi bilir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın, övünüp durmayın. Çünkü kimin Allah'ı daha çok sayıp O'na karşı gelmekten sakındığını O pek iyi bilmektedir. [39,53; 4,39]

    Kur'ân ve Sünnette kesin olarak haram kılınan, haklarında had cezası bildirilen veya âhirette azap sebebi sayılan günahlar büyük, diğerleri küçük günahlardır. Küçük günahların affedilmesi, onların günah sayılmamasından değil, Allah'ın rahmetinin genişliğindendir.
    33. Şimdi iyice dikkat edin şu sırtını çevirip uzaklaşana! [75,31-32]

    34. Azıcık verip de sonra cimrilik ederek vermeyene!

    35. Gaybların bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor?

    36-44. Yoksa o Mûsâ'nın ve o çok vefalı İbrâhim'in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O'dur güldüren ve ağlatan; O'dur öldüren ve yaşatan. [2,124; 16,123; 35,18; 36,12; 9,105]

    Hz. İbrâhim (a.s.)'ın "sahifelerin"den, Kur'ân dışındaki mevcut kutsal kitaplarda bahis yoktur. 38. âyetten şu kaide çıkar: Herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Hiç kimse bir başkasının cezasını çekmeyi kabullenemez. 39. âyetten çıkan bazı kaideler: a- Her kişi, çalışmasının karşılığını görecektir. b- Hiç kimse yapmadığı işin karşılığını alamaz. Bazıları bu âyetleri anlamada aşırılığa saparak hata etmişlerdir. Başkasına bedel hac, sevap bağışlama, başkası için dua etmenin faydasız olduğunu iddia bu kabildendir. Ehl-i sünnet başkası için duanın fayda vereceğinde ittifak etmiş olup, sevap bağışlama, vekâletle yapılan işin sevabı hususunda da prensipte mutabık olup ayrıntılarda farklıdırlar. Mesela: İmam Malik ile Şâfiî'ye göre malî ibadetlerin (sadaka gibi) keza malî-bedenî ibadetlerin sevabı bağışlanabilir, ancak bedenî ibadetlerin (namaz, Kur'ân kıraatı) sevabı başkasına bağışlanamaz. Hanefîlere göre mezkûr her çeşit amelin sevabı başka bir mümine bağışlanabilir. Buna dair birçok hadis vardır. Allah, Rûhuna bağışlanan kişiyi bu amellerden faydalandırdığı gibi, bu fazileti gösteren, bağışlayana da mükafat verir.
    45-54. Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O'na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O'na aittir. Müşriklerin taptığı Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. Önceki Âd halkını yok eden de O'dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O'dur. Daha önce Nuh halkını yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût halkının şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! [86,6-7; 69,6-7; 26,73]

    Şi'râ, gökte en parlak görünen yıldızdır. Güneşten 23 kat daha parlak olup ışığı dünyaya 8 yılda ulaşır. Cahiliye döneminde bir kısım araplar, yıldızların insanların hayatında etkili olduğuna inanır ve Şi'râ'ya taparlardı. Bilhassa Huzaa kabilesi ona tapmasıyla meşhurdur.
    55. Artık, ey insan, şimdi Rabbinin hangi nimetinde şüphe edersin?

    "Yukarıdan beri sıralanan şeyler arasında, nimetlerinin yanı sıra nikmetler, cezalar da vardır, bunlarda şükür ciheti var mıdır?" sorusuna şöyle cevap verilebilir: "Bunlar, işkence edilen müminlerin hakkını alma kabîlinden olduğundan, müminler için şükre vesiledir. Diğer taraftan bu felaketler, insanların ibret alıp kötülüklerden vazgeçmelerine, birtakım bozuklukları düzeltmelerine de vesile olmaları itibariyle nimet sayılırlar."
    56-58. İşte bu Peygamber de, önceki rehberlerden ve uyaranlardan biridir. O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı. O gelmeden, ne zaman olacağını bildirecek, geldiğinde de onu kaldıracak Allah'tan başka kimse yoktur. [46,9]

    59-62. Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık Allah'a secde ve ibadet ediniz!
  • Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla
    1-2. Rahman Kur'ân'ı öğretti.

    3-4. İnsanı yarattı, ona konuşmayı öğretti.

    Sûrenin başındaki bu bir satırlık kısım muazzam bir gerçeği bildirmektedir: Sonsuz rahmet sahibi Allah, şefkatle yaratıp kemale erdirdiği insana olan rahmetini tamamlamak için Kur'ân'ı göndermiş, onu cehalet ve dalâlet karanlıklarından kurtarmıştır. Hitabı olan Kur'ân'ı anlaması için, yarattığı bu insana düşünüp ifade etme kabiliyeti vermiştir. Bu âyetler şöyle özetlenebilir: Rahman Kur'ân Beyan İnsan Rahman insanla iletişim kurmaya tenezzül buyurmuştur. Mesajı olan Kur'ân'ı anlayabilmesi için insana beyan kabiliyeti vermiştir.
    5. Güneş ve ay bir hesap ile hareket ederler. [36,38-40; 6,96]

    6. Yıldızlar ve bitkiler hep secdededirler. [22,18]

    7-8. Göğü bu âhenkle O yükseltti ve bu mîzânı koydu ki siz de ders alıp ölçü dışına taşmayasınız. [57,25; 26,182]

    Muazzam kâinat içinde uzayda dolaşan ve hızları, kütleleri, yörüngeleri farklı milyonlarca gök cismi, pek ince bir nizama tâbi olmasalardı, bu kâinat bir saniye bile varlıkta kalamazdı. Oysa milyonlarca yıldan beri bu muazzam hareket ve faaliyete rağmen, hiçbir aksaklık olmamıştır.
    9. Öyleyse siz de tartıyı adaletle yapın, sakın teraziyi, dengeyi aksatmayın.

    10. Allah yeryüzünü de canlı yaratıklar için alçaltıp döşedi.

    11-12. Orada meyve çeşitleri, salkımlarla dolu hurma ağaçları, saplı ve yapraklı hububat ve hoş kokulu bitkiler vardır.

    13. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    Bu âyetle birlikte sûre boyunca 31 defa tekrarlanan iki gruba yönelik hitap, birçok müfessirce insanlar ve cinler diye yorumlanmıştır. Fakat Râzî'nin bildirdiği gibi erkek ve kadın gruplarına yönelik olması da mümkündür. Hz. Peygamber (a.s.) cinlerin bu âyeti işittiklerinde tekrar tekrar: "Rabbimizin hiçbir nimetini yalanlayıp inkâr etmeyiz. Her türlü hamd Sana'dır ey Rabbimiz!" dediklerini bildirmiş ve ashabını da buna teşvik etmiştir.
    14. İnsanı kiremit gibi pişmiş çamurdan yarattı.

    15. Cinni ise hâlis ateşten yarattı.

    16. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    17. O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir. [70,40; 73,9]

    İki doğu ile iki batı: kış ve yaz günlerinin en kısa ve en uzun günleri olabilir. Yahut dünyanın yarıküresidir. Güneş bir yarıkürede doğarken, diğer yarıkürede batar. Âyet şunları düşündürür: a- Güneş, Allah'ın emriyle doğar ve batar; bu doğup batma, her gün farklı açılarla vâki olur. b- Dünyanın da güneşin de Rabbi O'dur. Bunların ayrı ayrı sahipleri olsaydı, bu uyum olmazdı. c- Doğu, batı ve ikisi arası herşeyi yaratan Allah'tır. Kâinatın hikmetli nizamının sahibi O'dur.
    18. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    19. O iki denizi salıverdi, birbirine kavuşurlar.

    20. Fakat aralarında bir engel bulunduğundan, birbirinin sınırını aşmazlar.

    21. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    22. Onların her ikisinden inci ve mercan çıkar. [35,12]

    23. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    24. Denizde koca dağlar gibi yüzen gemiler O'nundur.

    Denizleri yaratan, suya kaldırma özelliğini veren ve gemileri yapan insanlara zekâ, güç ve kuvvet veren Allah'tır.
    25. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    26. Yerin üstünde olan herkes fanidir. [28,88; 18,28; 76,9]

    27. Ancak senin azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır.

    28. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    29. Göklerde olan, yerde olan herkes, ihtiyaçları için O'na yalvarır (bütün bunları gerçekleştirmek için) O, her an yeni tecellilerle iş başındadır.

    30. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    31. Hele az bekleyin, ey cin ve ins topluluğu! Yakında sizin de sıranız gelecek!

    32. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    33. Ey cin ve ins topluluğu! Yapabilirseniz haydi göklerin ve yerin hududundan geçin bakalım! Ama geçemezsiniz, ancak üstün bir güç, kuvvetli bir delil ve ilimle geçebilirsiniz.

    34. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    35. Üzerinize ateşler, duman alevleri gönderilir de artık kendinizi savunamazsınız.

    36. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    37. Gök yarılıp kızıl sahtiyan gibi kıpkırmızı bir güle dönüştüğünde öyle müthiş işler olacak ki!

    38. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    39. Artık o gün insanlara ve cinlere günahları sorulmaz. Herkesin siması, soruya hacet bırakmaz.

    40. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    41. Suçlular simalarından tanınırlar, perçemlerinden ve ayaklarından tutulup yaka paça cehenneme atılırlar.

    42. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    43. Ve onlara: "İşte suçluların yalan saydıkları cehennem!" denilir.

    44. Onlar cehennem ile kaynar su arasında devamlı gidip gelirler.

    45. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    46. Rabbinin huzuruna çıkmaktan endişe duyan mümine iki cennet var.

    Muhtemel mânalardan biri de, takvânın kazandırdığı dünya cenneti olabilir veya Râzî'nin muhtemel gördüğü üzere, maddî ve ruhanî zevkler için birer cennet düşünülebilir.
    47. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    48. Her iki cennet de çeşit çeşit ağaçlarla doludur.

    49. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    50. İkisinde de akıp giden iki pınar vardır.

    Kaynaklardan birine "Tesnim", öbürüne "Selsebil" denir. Bunlar, insanın ulaşabileceği iki bilgi kaynağına, zâhir ve bâtın ilme de işaret edebilir.
    51. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    52. İkisinde de her çeşit meyveler, çift çift vardır.

    Her meyveden, yaşı da kurusu da; yahut dünyada bilineni de bilinmeyeni de vardır.
    53. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    54. O cennetlikler, astarları kalın atlasdan döşeklere yaslanırlar. Her iki cennetin devşirilecek meyveleri, hemen ellerinin altında olacaktır. [69,23; 76,14]

    55. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    56. O cennetlerde gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, tatlı bakışlı öyle güzeller vardır ki, daha önce cin ve insanlardan hiç kimse kendilerine dokunmamıştır.

    57. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    58. O hanımlar parlaklıkta sanki yakut ve mercandırlar.

    59. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    60. Öyle ya, iyiliğin neticesi iyilikten başka mı olacaktı!

    61. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    62. Bu ikisinden başka, onların ikişer cenneti daha vardır.

    63. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    64. Bunlar da yemyeşildir.

    65. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    66. Bunlarda da kaynayan iki pınar var.

    67. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    68. Bunlarda da meyveler, hurmalar, narlar...

    69. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    70. Onların da içinde iyi huylu, güzel hanımlar.

    71. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    72. Otaklarda eşlerine hasredilmiş güzeller.

    73. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    74. Öyle güzeller ki daha önce insanlardan ve cinlerden kimse kendilerine dokunmamıştır.

    75. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    76. Beyleri yeşil yastıklara ve hârikulade güzel güzel döşemelere yaslanırlar.

    77. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?

    78. Azamet ve kerem sahibi olan Rabbinin adı çok yücedir, çok yüce!
  • O(Allah) ki, Arz’da ne varsa, tamamını sizin için yarattı. Sonra, Göğe yöneldi; yedi gök olarak onları düzenledi. Ve O, her şeyin Âlimi’dir.

    [BAKARA (2)/29]

    O(Allah), gökleri ve Arz’ı örneksiz yaratandır. O, bir işe karar verirse, ona sadece "Ol" der, o da hemen oluverir.

    [BAKARA (2)/117]

    O(Allah) ki, gökleri ve Arz’ı, hak olarak yarattı. O, o gün "Ol" der, o da oluverir. O'nun sözü Hak'tır. Sur'a üfürüldüğü günde, mülk O'nundur. O, gayb(gizli) olanın ve müşahede edilenin (gözlenenin), Âlimi’dir. O, hüküm-hikmet sahibi ve haberdar olandır.

    [EN’AM (6)/73]

    Muhakkak Allah, habbeyi(taneyi) ve çekirdeği patlatandır. O, diriyi ölüden, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah, böyledir. (Öyleyse) nasıl çevriliyorsunuz?

    (Allah), aydınlığı patlatıp- çıkarandır. Ve geceyi, sakin(dinlenme) kıldı. Güneş ve Ay’ın (hareketleri) ‘hesap’ iledir. Bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim(bilen) Allah’ın takdiridir.

    [EN’AM (6)/95–96]

    O(Allah), gökleri ve Arz’ı örneksiz yaratandır. O’nun(Allah’ın), nasıl oğlu olur? O’nun, bir eşi(arkadaşı) yoktur. O, her şeyi yarattı ve her şeyin Âlimi'dir.

    [EN'AM(6)/101]

    Muhakkak sizin Rabbiniz, O Allah’tır ki, altı günde(devirde), gökleri ve Arz’ı yarattı. Sonra Arş'a istiva etti(yöneldi). Geceyi, kendisini sürekli takip eden gündüzle örttü. Güneş’i, Ay’ı ve yıldızları, emrine boyun eğdirdi. Yaratma da, emir de, (Allah’ın) değil midir?

    [ARAF (7)/54]

    Göklerin, Arz’ın ve Allah’ın yarattığı 'her şeyin melekûtu'na(maddenin en temel yapıtaşına-özüne) bakmıyorlar mı(incelemiyorlar mı)? (Maddenin en temel yapıtaşı olan 'melekût'a ulaştıklarında), onların ecellerinin yaklaştığı umulur. Ondan (‘melekût’tan) sonra hangi söze inanacaklar?

    [ARAF (7)/185]

    Sana, Saatin (Kıyamet’in) ne zaman demir atacağını (gerçekleşeceğini) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Rabbimin yanındadır. Onun vaktini, Allah’tan başkası ifşa etmez. ‘Gökler-Arz’(Evren), ağırlaştı(‘kritik kütle’ye yaklaştı). Saat(Kıyamet), size ansızın gelir."Sanki sen, (Kıyamet’in vaktinden) haberdarmışsın gibi, sana soruyorlar. De ki: "Onun ilmi, ancak Allah'ın yanındadır, insanların çoğu bilmezler.”

    [ARAF (7)/187]

    Muhakkak sizin Rabbiniz olan Allah, gökleri ve Arz’ı altı günde yarattı. Sonra, Arş'a yöneldi. İşleri, O yönetir. O’nun izni olmadan şefaatçi yoktur. İşte Rabbiniz olan Allah, böyledir. O'na köle olun! Düşünmüyor musunuz?

    [YUNUS(10)/ 3]

    O'nun Arş’ı, su üzerinde iken, amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve Arz’ı, altı günde(devirde) yaratan O'dur. Şayet sen onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, elbette Hakkı örtenler: "Bu, apaçık bir büyüden başkası değildir" derler.

    [HUD (11)/ 7]

    O Allah ki, gökleri ve Arz’ı yarattı ve Gök’ten su indirdi, arkasından onunla, sizin için rızk olarak, ürünler çıkardı. Ve O, emriyle denizde yüzen gemileri, sizin yönetiminize verdi. Ve ırmakları da sizin kullanımınıza sundu.

    [İBRAHİM (14)/ 32]

    ‘Gökler-Arz’(Evren), başka bir ‘Göklere-Arz'a (Cennet ve Cehenneme), dönüştürüldüğü gün(Kıyamet Günü), onlar, Tek ve Kahhar olan Allah için, ortaya çıkacaklardır.

    [İBRAHİM (14)/ 48]

    Biz, gökleri, Arz’ı ve her ikisinin arasındakileri, ancak hak olarak yarattık. Muhakkak o Saat(kıyamet) gelmektedir. (Öyleyse onlardan) güzel bir ayrılışla ayrıl.

    [HİCR (15)/85]

    Gökleri ve Arz’ı, hak olarak yarattı. O, şirk koştukları şeylerden Yüce'dir.

    [NAHL (16)/3]

    Bir şeyi yaratmak istediğimiz zaman, o şey için sözümüz; "Ol" demekten ibarettir. O da hemen oluverir.

    [NAHL (16)/40]

    Göklerin ve Arz’ın bilinmeyeni-gizlisi, Allah'a aittir. Saat’in(kıyametin) işi, ancak göz açıp kapama gibidir veya daha kısadır. Muhakkak Allah, her şeyi takdir edendir.

    [NAHL (16)/77]

    Hakkı örtenler görmediler mi, muhakkak gökler ve Arz, bitişikti(aynıydı), o ikisini ayırdık. Ve her canlı şeyi, sudan kıldık(yarattık). İman etmiyorlar mı?

    [ENBİYA (21)/30]

    Ve O(Allah) ki, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yarattı. Her biri, bir yörüngede yüzerler.

    [ENBİYA (21)/33]

    O (Kıyamet) günü, Biz, ‘Göğü’, kitabın sahifelerini dürüp-büker gibi, bükeriz. (‘Büyük Patlama’yla) ilk önce yaratmaya başladığımız gibi, yine onu, (hiper karadelik tekilliğinde), iade ederiz. Bu, Bizim üzerimize bir vaattir. Elbette, Biz bunu yapacak olanlarız.

    [ENBİYA (21)/104]

    Onlar senden, azabın gelmesini acele istiyorlar. Elbette Allah, vaadine muhalefet etmez. Muhakkak, senin Rabbinin Katındaki ‘bir gün’, sizin saydığınız(yıllardan) ‘bin yıl’ gibidir.

    [HAC (22)/ 47]

    Allah, ‘Göklerin-Arz’ın (Evren’in) ‘Nuru’dur. ‘Allah'ın Nuru’nun misali, ‘Oyuk’ içinde bulunan bir ‘Lamba’ gibidir. Lamba, bir sırça içerisindedir ve sırça, sanki ‘incimsi bir yıldız’dır(kuasar yıldızı gibi). O(Lamba) ki, ne doğuda, ne de batıda bulunmayan, mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse, ateş dokunmasa da, onun yağı, ‘ışık’ verir. (Bu), Nur üzeri Nur'dur. Allah, kimi dilerse, onu Kendi Nuru'na doğrultur. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyin Âlimi'dir.

    [NUR (24)/35]

    O (Allah) ki, göklerin ve Arz’ın mülkü O'nundur. O, çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur. Her şeyi yaratmış, sonrada belli bir ölçüyle takdir etmiştir.

    [FURKAN (25)/ 2]

    O (Allah) ki, gökleri ve Arz’ı ve ikisinin arasındakileri, altı günde(devirde) yarattı ve sonra da Arş'a istiva etti(yöneldi). O Rahman ki, O’nu, (bundan) haberi olana sor!

    [FURKAN (25)/59]

    O kimseler, düşünmüyorlar mı; Allah, gökleri, Arz’ı ve bu ikisi arasında olanları, ancak hak ile yaratmıştır. Ve (yarattıklarına) belirlenmiş bir süre (kılmıştır). Muhakkak insanlardan çoğu, Rablerine kavuşmayı örtüyorlar.

    [RUM (30)/ 8]

    Allah, yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder, sonra da siz O'na döndürülürsünüz.

    [RUM (30)/11]

    O (Allah) ki yaratmayı başlatır, sonra onu iade eder. Bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve Arz’da en 'yüce örnek' O'nundur. O, Aziz(üstün-şerefli) ve Hâkim’dir.

    [RUM (30)/ 27]

    (Allah), Gökleri, dayanak olmaksızın yarattı, siz onu görüyorsunuz. Sizi sarsmasın diye, Arz’a, dağlar bıraktı ve orada her canlıdan yaydı. Biz Gök’ten su indirdik, böylece orada, her kerim(güzel) çiftten bitki bitirdik.

    [LOKMAN (31)/10]

    O Allah ki, gökleri, Arz’ı ve ikisinin arasındakileri, altı günde(devirde) yarattı ve sonra da Arş'a istiva etti(yöneldi). Sizin O'ndan başka bir veliniz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünüp-anlamıyor musunuz?

    Gök’ten, Arz’a doğru işleri, O yönetir. Sonra (işler), sizin saymakta olduğunuz 'bin yıl' miktarı(karşılığı) olan 'bir gün'de O'na yükselir.

    [SECDE (32)/4-5]

    Hamd, gökleri ve Arz’ı yaratan; ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri, elçiler kılan Allah'a aittir. O, yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak Allah, her şeyi takdir edendir.

    [FATIR (35)/1]

    Güneş de, kendisi için (takdir edilmiş) olan, ‘karar yeri’ne doğru akıp gitmektedir. Bu, Aziz ve Âlim olan Allah’ın takdiridir.

    [YASİN (36)/38]

    Her şeyin melekûtu(maddenin en temel yapıtaşı-özü) elinde bulunan (Allah), ne Yücedir! Sizin dönüşünüz O'nadır.

    [YASİN (36)/83]

    Muhakkak Biz, Dünya Göğü'nü, yıldızlarla donattık.

    [SAFFAT (37)/6]

    (Allah), gökleri ve Arz’ı, hak olarak yarattı. Geceyi, gündüzün üstüne, gündüzü de, gecenin üstüne sarıp-örtüyor. Güneş’e ve Ay’a boyun eğdirdi. Her biri (yörüngesinde), belirli bir süreye kadar hareket eder. Dikkat et! O (Allah), Aziz(üstün-şerefli) ve Ğafur(bağışlayan)’dır.

    [ZÜMER (39)/5]

    Göklerin ve Arz’ın anahtarları(şifreleri), O'nundur. Allah'ın ayetlerini örtenler; işte onlar, hüsrana uğrayanlardır.

    [ZÜMER (39)/ 63]

    Onlar, Allah'ın Hak Kadrini, takdir edemediler. Oysa Kıyamet Günü, Arz, tamamen O'nun kabzasındadır(elindedir). Gökler de, O’nun sağ eliyle, ‘dürülüp-bükülmüş’tür. (Allah), onların koştukları şirkten, münezzeh ve Yüce'dir.

    [ZÜMER (39)/67]

    Elbette göklerin ve Arz’ın yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu anlamazlar.

    [MÜ’MİN (40)/ 57]

    Allah, Arz’ı, sizin için bir karar yeri, Gökyüzünü bina yaptı. Size, şekil verdi, şeklinizi de, en güzel bir biçimde kıldı ve sizi, güzel-temiz şeylerle rızıklandırdı. İşte Rabbiniz olan Allah, budur. Alemlerin Rabbi olan Allah, ne Mübarek’tir!

    [MÜ’MİN (40)/ 64]

    Sonra, oraya Göğe yöneldi, o duhan(gaz) halinde idi. Böylece (Göğe) ve Arz’a dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler.

    Böylece onları, iki günde(devirde), ‘yedi gök’ olarak tamamladı ve her bir göğe, emrini vahyetti. Biz, ‘dünya göğü'nü de, lambalarla(yıldızlarla) süsleyip-donattık ve muhafaza ettik. İşte bu, Aziz(üstün-şerefli) ve Âlim olan Allah'ın takdiridir.

    [FUSSİLET (41)/11-12]

    Göklerin ve Arz’ın anahtarları(şifreleri) O'nundur. O, dilediğine rızkı yayar ve dilediğine de daraltır. Muhakkak O, her şeyin Alimi’dir.

    [ŞURA (42)/ 12]

    Göklerin, Arz’ın yaratılması ve onlarda her canlıyı türetip-yayması, O'nun ayetlerindendir. Ve O, dileyeceği zaman, onların hepsini toplamaya Kadir’dir.

    [ŞURA (42)/ 29]

    O(Allah) ki, her çifti yarattı. Sizin için gemilerden ve hayvanlardan biniyor olduğunuz şeyleri var etti.

    [ZUHRUF (43)/ 12]

    Göklerin, Arz’ın ve Arş'ın Rabbi (olan Allah), onların nitelendirmelerinden uzak ve Yüce'dir.

    [ZUHRUF (43)/ 82]

    Biz, gökleri, Arz’ı ve ikisi arasında bulunanları, bir ‘oyun ve eğlence’ olsun diye yaratmadık.

    [DUHAN (44)/ 38]

    Allah, gökleri ve Arz’ı hak olarak yarattı. Öyle ki her nefis kazandıklarının karşılığını görsün. Onlara zulmedilmez de.

    [CASİYE (45)/ 22]

    Hamd, göklerin Rabbi, Arz’ın Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a aittir.

    [CASİYE (45)/ 36]

    Biz gökleri, Arz’ı ve ikisi arasında bulunanları, ancak hak olarak yarattık. Ve onlara belirli bir ecel(süre) (kıldık). Hakkı örtenler, o korkutulup-uyarıldıkları şeyden yüz çevirenlerdir.

    [AHKAF (46)/ 3]

    Üzerlerindeki Göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve süsledik? Onda hiçbir çatlak-aykırılık da yoktur.

    [KAF (50)/ 6]

    Andolsun Biz, gökleri, Arz’ı ve ikisi arasında bulunanları altı günde(devirde) yarattık. Bize hiçbir yorgunluk dokunmadı.

    [KAF (50)/ 38]

    ‘Sarmal yollar ve yörüngeler’ sahibi Göğe andolsun!

    [ZARİYAT (51)/7]

    Biz Göğü kudretle bina ettik ve muhakkak O’nu ‘genişletmekteyiz’.

    [ZARİYAT(51)/47]

    Ve Biz, her şeyden ‘iki eş(çift)’ yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.

    [ZARİYAT (51)/49]

    Ey cin ve insan toplulukları, eğer göklerin ve Arz’ın sınırlarından, nüfuz etmeye(aşıp-geçmeye) güç yetirebilirseniz, yapın! Nüfuz edemezsiniz, ancak bir ‘sultan’(üstün bir güç) müstesna.

    [RAHMAN (55)/33]

    O zaman ki, Gök yarılır, yağ gibi kızarmış olur.

    [RAHMAN (55)/37]

    O(Allah) ki, ‘Gökleri-Arz’ı (Evren’i) altı günde(devirde) yarattı ve sonra, Arş'a istiva etti (yöneldi). (Allah), Arz’a gireni, ondan çıkanı; Gök’ten ineni ve ona yükseleni bilir. Her nerede iseniz, Allah sizinle beraberdir. Allah, yaptıklarınızı görendir.

    [HADİD (57)/4]

    Gökleri ve Arz’ı hak olarak yarattı. Size en güzel biçimde şekil verdi. Dönüş O'nadır.

    [TEĞABÜN (64)/ 3]

    O Allah ki, 'yedi göğü' ve ‘arz’dan da, onların mislini yarattı. Emir(hüküm), bunların arasında çokça iner. Bilmelisiniz ki, muhakkak Allah, her şeye Kadir’dir. Ve yine bilmelisiniz ki, muhakkak Allah, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

    [TALAK (65)/ 12]

    O (Allah) ki, göğü, yedi tabaka yarattı. Rahman’ın yaratmasında, bir 'kontrolsüzlük-düzensizlik’ göremezsin. İşte gözünü çevirip-bak! Yaratılışında aykırılıklar görüyor musun?

    [MÜLK (67)/ 3]

    Muhakkak Biz, 'Dünya Göğü'nü lambalarla (yıldızlarla) süsleyip-donattık. Bunları, 'şeytanlar' için bir taşlama kıldık. Onlar için 'çılgın ateş azabı' hazırladık.

    [MÜLK(67)/5]

    Gök yarılıp-açılmıştır. Artık o gün o, 'gevşeyip-zayıflamıştır'.

    [HAKKA (69)/ 16]

    Melekler ve Ruh (Cebrail), O’na, miktarı ‘elli bin yıl’ olan ‘bir gün’ de yükselir.

    [MEARİC (70)/ 4]

    O gün Gök, ‘kızgın zeytinyağı’ gibi.

    Dağlar da, atılmış yün gibi olur.

    [MEARİC (70)/ 8–9]

    Allah'ın, Göğü, yedi tabaka halinde, nasıl yarattığını görmüyor musunuz?

    [NUH (71)/15]

    Yıldızlar 'söndürüldüğü’ zaman!

    Gök, 'çatlayıp- yarıldığı' zaman!

    Dağlar, ‘kökünden sökülüp-patlatıldığı’ zaman!

    [MÜRSELAT (77)/8-10]

    Sizi, 'çift' yarattık.

    [NEBE (78)/ 8]

    Sizin üstünüzde, yedi şiddetli(sağlam) gök bina ettik.

    Parlayan-aydınlatan bir kandil(Güneş) kıldık.

    [NEBE (78)/ 12-13]

    (O sırada), Gök açılmış ve kapı kapı olmuştur.

    [NEBE (78)/ 19]

    Yaratılış bakımından ‘siz’ mi daha şiddetlisiniz, yoksa bina ettiği ‘Gök’ mü?

    Onu yükseltti ve düzenledi.

    [NAZİ’AT (79)/ 27-28]

    Denizler, 'tutuşturulduğu' zaman!

    Nefisler, 'birleştiği'(eşleştiği) zaman!

    [TEKVİR (81)/6-7]

    Gök, ‘soyulup-söküldüğü’ zaman!

    [TEKVİR (81)/11]

    Hayır! Yemin ederim ‘Hunnasa’ (Karadeliğe)!

    'Künnasın' civarına (kozmik süpürgeye-Olay Ufku’na)!

    [TEKVİR (81)/15-16]

    Gök, 'çatlayıp-yarıldığı' zaman!

    Yıldızlar, 'dağılıp-saçıldığı' zaman!

    Denizler, 'fışkırdığı' zaman!

    [İNFİTAR (82)/1–3]

    Göğe ve ‘Tarık’a (burgulu yola) andolsun!

    Nedir ‘Tarık’ bilir misin?

    Delik yıldızdır (karadelik)!

    [TARIK (86)/1–3]

    'Dönüşümlü' olan Göğe andolsun!

    [TARIK (86)/11]

    ‘Çift’e(yarattıklarına) ve 'Tek'e(Allah'a) andolsun!

    [FECR (89)/ 3]

    De ki: “İnfilakın(patlamanın) Rabbine sığınırım!”

    "(Bu patlamayla) yarattıklarının, şerrinden!"

    "Ve çöktüğü zaman, karanlığın şerrinden!"

    [FELAK (113)/1-3]
  • ﴾31﴿ Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip "Sözünüzde doğru iseniz şunların isimlerini bana söyleyin" dedi.
    ﴾32﴿ "Seni tenzih ederiz! Bize öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. En kâmil ilim ve hikmet sahibi şüphesiz sensin" cevabını verdiler.
    ﴾33﴿ “Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir” dedi. Onlara bunların isimlerini bildirince de “Size ben göklerin ve yerin gizlisini kesinlikle bilirim; yine sizin açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilirim, demedim mi!” buyurdu.