FTH

FTH
@3880_
(Arşiv)
Tokat
21 Ocak
159 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Reklam
BÖLÜM 1: "Nizam Olacak Arkadaş!" Kazım, üzerine iki beden büyük gelen güvenlik ceketinin kollarını yukarı kıvırdı. Köyde koyun otlatırken taktığı eski kasketi çıkarmış, yerine üzerinde "GÜVENLİK" yazan o parlak şapkayı oturtmuştu. Aynada kendine bakıp bıyığını sıvazladı. "Tamam işte," dedi kendi kendine. "Şimdi oldu. Devletin bekçisi olduk sayılır." Aslında bekçi de değildi; altı üstü plazanın katlarını gezip "aykırı bir durum" var mı diye bakacaktı. Ama Kazım için bu, hudut beklemek gibi bir şeydi. Cebinden sarı bir bakkal defteri çıkardı, yalanmış bir kurşun kalemle ilk notunu düştü: "Sabah sekiz buçuk. Kapıdaki kız boyanmış yine. Düğüne gider gibi işe gelinmez. Not edildi." Koridorun başında dikildi. Elleri arkasında, omuzları dik, sanki her an bir saldırı bekliyormuş gibi etrafı süzüyordu. O sırada iki genç çalışan kahve makinesinin başında gülüşerek konuşuyordu. Kazım, ayağındaki ağır postalları yere vura vura yanlarına gitti. "Hışt! Ne gülüyonuz ulan?" Gençlerden biri şaşkınlıkla baktı. "Şaka yapıyoruz Kazım Abi, hayırdır?" Kazım kaşlarını çattı, telsizini kemerinde düzeltti. "Şaka makinada yapılır, burada iş yapılır. Burası laf yeri değil, ekmek teknesi. Dağılın bakayım, müdür bey duymasın. Adamın asabını bozmayın." Gençler söylene söylene uzaklaşırken Kazım arkalarından tükürür gibi yaptı. Hemen defterini açtı: "Pazarlamadaki uzun çocukla yanındaki kız fıs fıs konuşuyor. Şirketi çekiştiriyorlar herhalde. Müdür beye çıtlatılacak. Bunlar tehlikeli tip." Kazım aslında kimin ne dediğini tam anlamıyordu. "KPI", "target", "deadline" gibi kelimeler ona küfür gibi geliyordu. "Kesin gizli kapaklı iş çeviriyorlar," diye düşünüyordu. Asansöre bindi. İçerideki aynada kendine bakıp selam verdi. "Nizam olacak arkadaş," dedi kısık sesle. "Başıboş bıraktın mı, buralar hep
Giriş Bölümü 1645 yılının kış ortasıydı. Şehrin devasa katedralinin çanları, "Zamanın Donuşu"nu kutlamak için çalarken, Elias elindeki tüy kalemi mürekkebe batırdı. Önündeki sararmış sayfada, tam 100 yıl önce bugün, atasının yazdığı şu satır duruyordu: "Hava çok soğuk, odunumuz bitmek üzere. Akşam yemeğinde sadece bayat ekmek ve şarap var." Elias içini çekti. Dışarıdaki hava gerçekten soğuktu. Odunluğu bilerek dolu tutmamıştı, çünkü atası o gün odunsuz kalmıştı. Yasalar uyarınca, o akşam Elias da üşümek zorundaydı. Şehrin meydanındaki "Uyum Gözcüleri" bacaları kontrol eder, dumanı tüten bir ev görürlerse bunu "Kutsal Döngü’ye İhanet" sayarlardı. Elias defterin sayfalarını çevirdi. Birkaç gün sonra atasının bir dükkandan bir çift ayakkabı satın alması gerekiyordu. Ama Elias'ın ayakkabıları hala sağlamdı. Yine de o dükkana gidip, o parayı verip, o ayakkabıları alacaktı. Sonra da o ayakkabıları, atasının yaptığı gibi, üç ay sonra eskitip çöpe atacaktı. Tam o sırada, Arşiv’in en karanlık köşesinde, rafların arkasına düşmüş, mühürü kopmuş bir parşömen parçası gördü. Üzerinde atasının el yazısı vardı ama bu, resmi "Hayat Defteri"nde olmayan bir nottu. Notta şöyle yazıyordu: "Bu satırları okuyan halefim; bugün evlenmem gerekiyordu ama ben başka birine aşık oldum. Deftere yalan yazdım. Eğer sen de bu satırları okuyorsan, bil ki döngü bir yalandan ibaret. Ben aslında senin bildiğin o adam değildim." Elias'ın eli titredi. Eğer atası yalan söylediyse, son 100 yıldır tüm sülalesi bir yalanın taklidini yapmıştı. Ve daha korkuncu; eğer Elias bu sırrı saklarsa, o da yalanın bir parçası olacaktı. Ama eğer gerçeği söylerse, "Döngü bozucular"ın asıldığı o meydana çıkarılacaktı. Elias başını kaldırdı ve loş ışıkta duvardaki aynaya (o zamanın metal aynalarından birine) baktı. İlk
SAKLI PUSULA Yıl: 2090. Birleşmiş Irklar Konfederasyonu (BİK) Arşiv Dairesi. Dışarıda, sera gazlarının hapsettiği bakır rengi bir gökyüzü ve suların yuttuğu bir dünya vardı. Selim, Arşiv Dairesi’nin 42. katındaki loş terminalinde, Senato’nun "Büyük Temizlik" operasyonu kapsamında eski dijital kalıntıları siliyordu. O gün, sistemin genel taramalarından gizemli bir şekilde kaçmış, şifreli bir veri bloğuna rastladı. Ekranda kısa bir anlığına devasa bir kara parçası belirdi; resmi haritalarda "Zehirli Boşluk" olarak işaretlenen yerde, yeşil ve yaşanabilir bir kıta vardı. Selim, bu verinin saniyeler içinde sistem tarafından fark edilip yok edileceğini biliyordu. Panikle etrafına bakındı. Dijital bir kopyalama yapması imkansızdı, sistem anında alarm verirdi. Masasının çekmecesindeki eski bir antikayı çıkardı: Babasından kalma, mekanik görünümlü ancak içi boş bir pusula kapsülü. Bu kapsülü, acil durumlar için gizli bir veri depolama birimine dönüştürmüştü. Titreyen parmaklarıyla dosyayı bu fiziksel kapsülün içine aktardı. Veri yüklemesi bittiği an ekran karardı; Senato’nun merkezi yapay zekası durumu fark etmişti. Tam o sırada, odanın ağır metal kapısı o meşhur hidrolik tıslamasıyla yana kaydı. Selim pusulayı hızla tulumunun iç cebine attı. Yakalandığını düşünerek nefesini tuttu ama karşısında duran iki Sentetik Lejyoner’in tavrı farklıydı. Silahlarını doğrultmamışlardı. "Arşiv Memuru Selim," dedi lejyoneer, metalik ve ruhsuz bir sesle. "Senato tarafından Büyük Arena'daki 'Gerçeklik İstişaresi' toplantısına davet edildiniz. Halk arasındaki fısıltıları bitirmek için bir şahit olarak orada bulunmanız emredildi. Hemen bizimle geliyorsunuz." Selim, iki çelik yığınının arasında asansöre doğru yürürken kalbi göğüs kafesini zorluyordu. Cebindeki pusulanın içinde ne olduğunu, o