• Kitabın kendisinden çok Şems in 40 kuralı daha ön plana çıkmış bir tarihi tasavvufî roman..Mevlana-Şems dostluğu üzerine yüzlerce kitap yazıldı belki ama en güzeli ni Elif Şafak yazdı bence..Elif Şafak eline sözlük alıp okuyan yazarlardan biri olduğu için olsa gerek daha önce hiç bir kitap da rastlamadığınız yansımalar,kelime öbekleri ile karşılaşırsınız onun kitaplarında..Aşk romanında da öyle..Akıcı,duru,özgün bir dil ve manayı anlatabilmede oldukça maharetli bir yazar ve kitap...Kitabı okuyan - Şems gerçekten de 40 kural oluşturmuş mu -diye en az herkes bir kez düşünmüştür ben biliyorum cevabı siz de araştırın bulun.Şems ve Mevlana nın karşılaşması tesadüf değildir manevi bir işaret üzerine Şems kalkıp Anadoluya gelir ve Mevlana yı bulur.Mevlana ve Şems in 3 ay boyunca kimseyle görüşmeden yalnız ikili kaldıkları söylenir..Mevlana ve Şems gerçek dostluğu yakalamış maneviyat adamlarıdır.Kitap da modern zamanlarda tasavvuf yoluyla İslamla tanışan iki batılı kadın ve erkeğin aşkı ile kadim zamanda Mevlana-Şems dostluğu içiçe kurgulanmış bir şekilde anlatılır..Okuyup da tasavvufu merak etmek,artık eskisi gibi olmamak bir nevî 41.kural gibidir..Öyle içine alır sarar sarmalar kitap sizi..Sonra kendinizi kozasını örmek için kendi hiçliğinde kaybolmak isteyen bir birey olarak bulabilirsiniz..Beni en çok etkileyen kural ise;
    33. Kural:
    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol.Menzilin yokluk olsun.İnsanın çömlekten farkı olmamalı.Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil,hiçlik bilincidir.
  • Kural 40:
    Gecenin sükunetinde huzur buluyorsan, duyabildiğine şükret! Aydınlıktan kaçıp karanlığa sığınıyorsan, görebildiğine şükret! Herhangi bir saatte, herhangi bir nedenden dolayı kafanı alıp rastgele gidebiliyorsan, yürüyebildiğine şükret! Boğulacak gibi olduğunda kendini dışarı atıp hava alabiliyorsan, nefes aldığına; bunaldığında buz gibi suyun altına girip rahatlayabiliyorsan, suyu hissedebildiğine şükret! Şükretmek için tonlarca sebep varken hala şükretmiyorsan ve buna rağmen başına bir şey gelmiyorsa bunun için de ayrıca şükret!
  • Kural:40

    Gecenin sükûnetinde huzur buluyorsan, duyabildiğine şükret!
    Aydınlıktan kaçıp karanlığa sığınıyorsan,
    görebildiğine şükret!
    Herhangi bir saatte,
    herhangi bir nedenden dolayı kafanı alıp Rastgele gidebiliyorsan,
    yürüyebildiğini şükret!
    Boğulacak gibi olduğunda kendini dışarı atıp hava alabiliyorsan,
    Nefes aldığına:
    bunaldığında buz gibi suyun altına girip rahatlayabiliyorsan,
    suyu hissedebildiğini şükret!
    Şükretmek için Tonlarca sebep varken hâlâ şükretmiyorsan ve buna rağmen başını birşey gelmiyorsa Bunun için de ayrıca şükret.!
  • Şems-i Tebriziden Hayata Işık Tutan 40 Kural

    https://tasayok.com/...tebriziden-40-kural/
  • Açıkçası kitabın başında Şems için yazılmış bazı kitaplar için eleştiri yapmasını yazarın yersiz buldum bence orada Elif Şafağı eleştiriyor diye düşündüm çünkü aşk kitabında Şems’in 40 kuralı vardı burada da bu 40 kuralı yafta olarak eleştirebiliyor ama Elif Şafak zaten 40 kural diye birşey olmadığını kendisinin yazmış olduğunu kitabın sonunda söylüyor burada böyle eleştirmesi bende maalesef önyargı oluşturdu belki Elif Şafak değil de bir başkasıdır eleştirdiği bilemiyorum ama Aşk kitabını okuduğum için böyle bir kanıya vardım. Kitap Şems kendi ağzından konuşuyor havasında geçiyor burada da Şems’in eşi Kimya hatundan bahsediyor kitaplar da hep farklı şekilde anlatılıyor mesala Aşk kitabında Kİmya Hatun Şems’i çok seviyor ama maalesef aşkına karşılık alamadığı için genç yaşta vefat ediyordu ama burada böyle anlatmamış burada ikisinin arasındaki ilişki çok iyi şekilde aksediyor acaba hangisi gerçek diye internetten de araştırdığımda başka kitaplarda da farklı şeyler yazıyor bu da yazarın yorum gücüne bağlı herhalde ama bu kitapta biyografik dediği için belki de böyledir böyle olması da daha iyidir çünkü Aşkı okuduğumda kimya hatun için baya üzülmüştüm. Mevlana’yı Aşk kitabı ile daha yakından tanımıştım ondaki aldığım duygu ve hisleri maalesef bu kitapta bulamadım ama yinede okunması gereken güzel kitap içinde güzel örneklerden de bahsediliyor.
  • 1.kural
    yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...yok eğer tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.kural
    hak yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

    3.kural
    kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. sonraki batıni mana. üçüncü batıninin batınisidir. dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.kural
    kainattaki her zerrede allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, o'nu görüp ölen de yoktur. kim o'nu bulursa sonsuza dek o'nda kalır.

    5.kural
    aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. akıl temkinlidir. korka korka atar adımlarını. "aman sakın kendini" diye tembihler. halbuki aşk öyle mi? onun tek dediği: " bırak kendini, koy gitsin! " akıl kolay kolay yıkılmaz. aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. ne varsa harap bir kalpte var!

    6.kural
    şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. sen sen ol, kelimelere fazla takılma. aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. aşk dilsiz olur.

    7.kural
    şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikat' i keşfedemezsin. kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.kural
    başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. bütün kapılar kapansa bile, o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.kural
    sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. sabır nedir? dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    10.kural
    ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.kural
    ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.kural
    aşk bir seferdir. bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.kural
    şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.kural
    hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.kural
    allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.kural
    kusursuzdur ya allah, o'nu sevmek kolaydır. zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.kural
    esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.kural
    tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir. başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak yaradan'ı tanır.

    19.kural
    başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. yakında gül yollayacak demektir.

    20.kural
    yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.kural
    hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. şayet allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.kural
    hakiki allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.kural
    yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. aşırılıktan uzak dur.

    24.kural
    mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.kural
    cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.kural
    kainat yekvücut, tek varlıktır. her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.kural
    şu dünya bir dağ gibidir. ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.kural
    geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.kural
    kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.kural
    başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. kusur görme. kusur ört.

    31.kural
    hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.kural
    aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. bilhassa putlardan uzak dur dost. ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.kural
    bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.kural
    hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.kural
    şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. mümin içindeki münkirle tanışmalı, tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. insan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.kural
    hileden, desiseden endişe etme. eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, tanrı da onlara tuzak kuruyordur. çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. bu sistem karşılıklar esasına göre işler. ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. o'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, sen sadece buna inan!

    37.kural
    tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. o kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.kural
    "yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. her an her nefeste yenilenmeli. yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.kural
    noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.kural
    aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur. aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • İmam hatipler neden boş kalıyor?

    1940'lı 50'li yıllarda dünyaya gelenlere “baby boomer” deniyor. Amerikalıların icat ettiği bir terim… İkinci Dünya Savaşı bitiyor, geleceğe dair umutlarda çiçekler açıyor, adeta dünyada yeniden hayat başlıyor, doğum hızında “patlama” yaşanıyor, yani “baby boom” oluyor. Baby boomer nesline ait insanlarımız, şu anda 60'lı 70'li yaşlarını sürüyor. Ortak özellikleri teknolojiden uzak olmaları… Yetişme çağlarında, evlerinde işlerinde, hayatlarını kolaylaştıracak cihazlar yoktu, kendi işlerini kendileri yapmaya alışıktırlar. Yaşamak için çalışmadılar, çalışmak için yaşadılar, iş sadakatleri inanılmazdır. Hem çocuklarına, hem ana-babalarına bakmak zorunda kalan nesildiler. Mecbur insan'dılar. Kanaat etme duyguları yüksektir.

    60'lı 70'li yıllarda dünyaya gelenlere “x nesli” deniyor. Şu anda 40'lı 50'li yaşlarını sürüyorlar. Otoriteye uyumlu ebeveynler tarafından yetiştirildiler, bu yüzden otoriteye saygılıdırlar, aidiyet duyguları yüksektir. Disiplinlidirler. İşlerinde sabırlıdırlar, çalışırlarsa, yükselebileceklerine inanırlar. İşleri, hayatlarının tamamını kaplar. Bu nedenle birden fazla işle meşgul olma yetenekleri pek yoktur, genellikle “hobim var” diyebilmek için hobi edinirler. Teknolojik icatların çoğuna bizzat şahitlik etmişlerdir… Bulaşık makinesinden bilgisayara, cep telefonundan sosyal medyaya, hemen hepsini, çocuklarıyla aynı anda görüp kullanmışlardır. İster istemez, teknolojiye adapte konusunda çocuklarının gerisinde kalmışlardır.

    80'li 90'lı yıllarda dünyaya gelenlere “y nesli” deniyor. Şu anda 20'li 30'lu yaşlarını sürüyorlar. Çağ atlayan nesil bu… Kuşaklar arasındaki farklılığın en fazla hissedildiği nesil… Bireysel özgürlüklerine düşkünler, ailelerini şüphesiz seviyorlar ama, aileden bağımsız olmak istiyorlar. Para, tapu, mal mülk biriktirmek için yaşamak istemiyorlar, güzel yaşamak için yeterince çalışmak istiyorlar. Bu nedenle, bir an önce yönetici olmak için, bir an önce kendi işlerini kurmak için, çok sık iş değiştiriyorlar. Ebeveynlerine göre çok daha iyi eğitimliler ve gerçekçiler, küt diye söylerler, acımasız eleştirirler. Otorite sevmezler, kendilerine kural dayatılmasına katlanmazlar. Saçmalığa tahammül edemezler, kendilerinden yapılması istenen bir işin saçma olup olmadığı, yapılmaya değer olup olmadığı, hayati önemdedir. Sosyal medyanın kendilerine verdiği sanal özgürlük sayesinde, günlük yaşamda görüşlerini dile getirme kabiliyetleri yüksektir. Rengarenktirler, kuşaklar arasında farklılıkları en zengin nesildir. Sporu sporcu olmak için değil, bireysel beklentiyle, sağlıklı yaşam için yaparlar. Sanata kültürlü olmak için değil, akranları arasındaki rekabet nedeniyle yaklaşırlar. Zamanı çok iyi kullanırlar, aynı gün içinde hem çalışıp hem eğlenebilirler, ertelemezler, sıraya koymazlar.

    2000'den sonra dünyaya gelenlere “z nesli” deniyor. Bugün en büyüğü 18 yaşında… Diğer tüm nesillerden farklı olarak internet teknolojisiyle doğdular, oyuncak sevmiyorlar, ipad türevleriyle oynuyorlar, sosyal medya üzerinden sosyalleşiyorlar. Bebekliklerinden itibaren internet kullandıkları için, aynı anda üç beş konuyla ilgilenebilme yetenekleri var. Sinema seyrederken twitterdan mesaj atabildiği için, sizi dinlerken başka yere bakabilir, saygısızlık yapıyor zannedersiniz, halbuki kulağı sizdedir. Tüm nesiller arasında fikirleri en çabuk tüketen nesildir, çok beğenirken, hemen ertesi gün sıkılabilir. Geleneksel yöntemlerle eğitebilmek çok zordur, eğitiminin önemli bölümünü internetten aldığı için, neyi bildiğini neyi bilmediğini kestiremezsiniz.

    Toplum, böyle bir şey. Devinim halinde sürekli gelişiyor, farklılaşıyor, alışkanlıklar beğeniler istekler beklentiler davranışlar değişiyor.

    Sen kafayı takmışsın, x y z, hepsini komple “imam” yapmak istiyorsun.*Nesiller arasındaki farklılığı sadece “dindar nesil” veya “dindar olmayan nesil”den ibaret sanıyorsun.

    Yedi defa milli eğitim bakanı değiştirmene rağmen, habire sınav sistemini değiştirmene rağmen, çocukları neredeyse zorla kolundan tutup kaydetmene rağmen… İmam hatiplerin yarısından fazlasının boş kalma sebebi bu.

    Kontenjanı sınırlı tutarak, nitelikli öğrenci alınan, gönüllülük esasıyla çalışan imam hatip sistemini, herkese zorla dayatılan, hobaraaa diye girilen, akademik başarısı yerlerde sürünen, mütedeyyin ailelerin bile fellik fellik kaçtığı bir sistem haline getirmenin sebebi, bu.

    Memleketin bütün okullarını imamlaştırayım derken…
    Aslında imam hatipleri imha ettiğini farketmeme sebebin de bu.


    Yılmaz Özdil