En-Nibâcî şöyle dedi: Gecesini namazla geçirdi. Uyandım onu arıyordum. Bir de baktım ki secde etmiş halde Rabbine münâcaat ederek şöyle diyor:
Bana olan sevginden ötürü bana azap etme... Bitirdiğinde ona şöyle dedim: Seni sevdiğini nasıl bildin?!
Şöyle dedi: Beni huzurunda durdurtup seni uyutmadı mı?... O'nun bana öncelikli sevgisi olmasa ben de onu sevemezdim. Zira şöyle buyurmadı mı: "O onları sever, onlar da O'nu severler..." (Mâide, 54)
Şayet Allah, senin kendine yetmeni isteseydi; ulu bir dağda yalnız bir çınar olarak yaratırdı. Ama yalnız değilsin. insanların duygularını duyabilmek için kocaman bir gönülle donatıldın. Gönlünü yalnızca kendine saklama."
İlla her seyin sana iyi gelmesi gerektiği bencilliğine nereden ulaştın? Belki de senin birilerine iyi gelmen gerekiyor. Belki de bir gönle şifa olman. bir derdi anlaman, anlayamasan dahi sadece sefkatle dinlemen, duygudaş olman gerekiyor.
YÜRÜMEK, ÇOĞU ZAMAN BİLMEKTEN ÖNCE GELİR VE İNSAN, ANCAK ADIM ATTIKÇA İÇİNDEKİ KARANLIĞIN DAĞILDIĞINI FARK EDER. HAKİKAT, ADRES SORANLARA DEĞİL; ÇAĞRIYI DUYUP YOLA ÇIKANLARA GÖRÜNÜR. DAVETLİLER İSE DOĞRU YOLU BİR ŞEKİLDE BULUR.