• 168 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Tahsin Yücel'in kaleminden ilginç bir yapıtla sizlerleyiz. Eski edebiyat eğitmenimin de niyetlendiği bu ilginç kitabı uzun ancak çok da uzun tutmayacağım bir incelemeyle sizlere tanıtmak istiyorum. Felsefik ve Toplum içerikli bu kitabın öncelikle içeriğini sizlerle paylaşmak istiyorum:
    https://hizliresim.com/SVCMGb

    1- Soyutlama: Dil üzerine konuşulan, hoşuma giden bir bölüm. Gerçekten de şimdi biriyle konuşurken bile korkuyorsunuz. Yaşıtlarımın söylediklerini bile anlamaz oldum diyebilirim. Bir şey söylemeye de ödüm kopuyor. Hele ufak çocukların telefonla oynamaya başlamaları ve söyledikleri. Hani eskiden bebek falan severken anlamsız sesler çıkararak severdik ya, şimdi galiba intikam alıyorlar. Şaka bir yana dil ve onun düzgün kullanımı o kadar önemli ki. Bu konuda ilmi çalışmaların arttırılması, insanımızın bilinçlendirilmesi lazım. Tabii 2020 yılında yüklendikleri öfkenin kontrolü sağlandıktan sonra.
    2- Ezber: Ezberleme, öğren gibi bir “Safsata” sonrasında aslında oldukça yüksek tartışmalara girilebilecek bir alan. Öğrenmek faydasız falan demiyoruz ama öğrenmek de ezberlemekten geçiyor. Bakalım mı beraber, ön yargıları yıkın da gelin. Yoksa saldırırım. Şaka bir yana araba süreceksiniz, önce ehliyet ve sınav için gerekli olanları ezberlemek, kuralları bilmek, gaz, fren nedir nasıl kullanılır ezberlemek gerekiyor. Öğrenmek ise artık ezber süreci bitip uzun yola yahut kalabalık bir trafiğe çıktığınızda işinize yarıyor. Yahut çocuksunuz ve sobaya dokunmamanız gerekiyor. Bir yapar iki yapar sonra anlarsınız ki dokununca yanıyorum, dokunmayayım. Artık dokunmamak gerektiğini ezberlediniz, kafanıza yerleşti. Artık yeni öğretimiz şu ki sadece soba değil sıcak olan ocak vb malzemelere de dokunmamalısınız. Sınavınız var ve ezberlemeniz gereken kurallar, maddeler, ilaçlar var diyelim. Ezberlediniz ve sınavı geçtiniz. Sonra adım adım hatırlamasanız da öğrendiğiniz bir şeyler var. Bir şiddet olayında ne yapacağınız, bir hastalıkla karşılaşınca vereceğiniz tepkiler hep bu ezberledikten sonra uygulamada öğrendiklerinize bağlı. Çok mu karmaşık geldi? Boşverin. 
    3- Çalmalar: Hırsızlık üzerinden yürüyoruz. Biz işin edebi hırsızlık kısmına bakıyoruz tabi. Yoksa insanların canını acıtan yahut ona benzer şeylere karşıyız ancak anlamadığım bir konu var. Onu açıklamak istiyorum. Son zamanlarda Kitap ve PDF kavgası çok büyüdü. Şimdi bu konuya girmeden kıyısından geçeceğiz. Çoğumuz üniversite okuduk, okuyoruz. Hepimiz fotokopiciye gidip ders notlarının kitaplaştırılmış halini aldık, yeri geldi kopya da çektik. Bu da edebi hırsızlık ama eğer amaç kendimizi geliştirmekse, eh biraz da savaşta her şey mübahtır. Ben kopya çekmedim, hele ders çalışmadım falan diyenler olabilir. O bordo kalemlilerden uzak durun, dereceyle bitirenler onlar zaten. İnkar etmiyorum ben kopya da çektim, kopya da verdim. 4 üzerinden 3.67 ortalamayla bitirmemi ders çalışmama borçluyum ancak kendime güvenmediğim konularda da kopya çektim. İnkar etmiyorum.
    4- Seçmece: Seçimler ve seçmen üzerine yükleniyor. Arkadaşlar sadece siyaset üzerinden gitmeyeceğiz, gerçekten nefret ediyorum ancak belirtmek gereken bir husus var. Öncelikle ben bir “Demokratım” ve Amerika’ya seçimlere gidiyorum (şaka ) ve demokrasi sadece eski Yunanistan’da vardı. Aristo kitaplarını öneririm. Yanlış anlaşılmasın bizimki sadece gösterme demokrasi çünkü gerçek demokrasi herkesin seçime en az 1 kere katıldığı seçimdir. Küçük nüfuslarda bu olurdu ama artık 80-85M olmuş bir ülkede bu olmaz. Temsili Demokrasi olur. Bu yüzden ekranda kavga yapıp sonra aynı masada kardeş kardeş yemek yiyenler yüzünden yıllanmış dostluklarınızı kırıp atmamanızı sevgiyle tavsiye ediyorum.
    5- Yetmiş Yıl: Günümüzden 70 yıl geriye değil de Cumhuriyetin ilk 70 yılına odaklanmamız gereken bir yazı. Bu yıllar insanların her zaman ikiye bölündüğü bir kısmının ”Zulüm” bir kısmının “Rahatlık” dediği dönem. Şimdi eski resimlere bakıp, o dönemde yaşamak isteyen çok ama geçim derdi, geçim sıkıntısı kimsenin umurunda değil. Şöyle çok eskilere gitmeden 2 örnek vermek istiyorum. İlki Kemal Sunal filmleridir. Ekmek, şeker, yağ, un, pirinç, yakıt derken hep bir kıtlık dönemini eleştirme vardır aslında esprili ve en komik filmlerinde bile. Diğeri ise Levent Kırca'nın eski videolarıdır ki zamanında şahsen tanışmıştık, o yüzden ileride tekrar döneceğim bu konuya aka birçok skeç bize sadece 20-30 yıl evvelini dahi net gösterir.
    6- Adlar ve Sınırlar: Arkadaşlar benim için özel bir konudur. Kendinizi tek vir şey için adlandırmak ve sınırlandırmak kesinlikle yanlıştır. Önce yapacağınız işi belirlemeli, o işe kendinizi adamalısınız ancak o gerçekten sizin hem seveceğiniz hem ekonomik özgürlüğünüzü kazandıracak işinizden önce yaptıklarınızda asla kendinizi sınırlandırmamalı ve hayallerini ertelememelisiniz. Ben sadece 1 kere hayalimi erteledim ve artık gerçekleşme şansı bu dünyada imkansız. O yüzden asla ertelemeyin.
    Şimdi gelelim konumuza. Diyarbekirli Ziya Gökalp'e bir dokundurma var ki kendisi benim kırmızı çizgimdir. Orta Asya ve Viyana arasını bize çok görüp hem bir sınır olduğunu hem de kendimize sınır koymamamızı söyleyerek ikili oynuyor bu bölümde. Sevmeyebilir hatta nefret edebilirsin ancak vefat etmiş birinin arkasından böyle konuşamazsın. Siz de vefat edeli 4 sene oluyor ve biz sizleri eleştirmiyoruz bu sebeple. Heralde Irkçı olduğu için böyle düşünüyor ama onu da açıklayacağız. Hemen altta.
    7- Yüksel Ki Yerin: Biz bu sözü açıklayalım, yazar biraz siyasete kaçmış. Mustafa Kemal Atatürk şöyle der. Yüksel Türk! Senin İçin Yüksekliğin Hududu Yoktur! Ne kadar güzel bir söz. Bu nedir? Irkçılık mıdır? Evet. Atatürk ırkçı mıdır? Evet. Şimdi açıklamasını yapalım da o tabuları yıkalım. Müslüman denilen Hintliler bize karşı savaşırken, Araplar arkamızdan vururken, Fahrettin Paşa’nın da onlara haramdır ya, artık yeni kurulacak Türk devletinin tek ve mutlak düşüncesi Türkçülük olur. Türk Irkı asildir, yücedir, uludur. Peki, neden? İşte burada Irkçılık ve Faşizmi karşılaştırıyoruz. Başlayalım. Sizlere öncelikle Ülkücü Yemini'ni paylaşarak anlatacağım bunu. Ay Ziya Dede'm. Sana ufak bir dokundurma beni ne kadar delirtiyor, gör. 
    Allah'a, Kur'an'a, Vatana, Bayrağa şeklinde başlar yemin. Bu 4 kelimeden alınan varsa kendi sorunu. Sonra şöyle devam eder. Ülkücü Türk gençliği olarak; Komünizme, “Faşizme”, Kapitalizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadeleniz devam edecektir, şeklinde devam eder. Şimdi yansıtıldığı gibi Faşist olan bir grup nasıl onunla mücadele edecektir? Şimdi geliyorum Irkçı ve Faşist farkına. Faşist Adolf Hitler olarak tanımlanabilir. Çünkü öldürme hastalığına kılıf arar. Kendi ırkından başkasına Yaşama Hakkı asla tanımaz. Hatta işine gelen kısım bitince kendi halkına da kıymaya başlar. Hatırlayalım, gerçek bir Alman sarışın, mavi gözlü olacak diye iyice sapıtmış kendi askerleri dahi öldürmüştür. Neyse Hitler tek başına Faşizmi anlatmaya yeter. Şimdi gelelim Irkçılık konusuna. Irkçılık ise kendini asil gören ve ,gerçekten bu hakka her devlet sahiptir, bu asilliğini sadece kendi halkına değil, ülkesinin sınırında yaşayan herkese tattıran bir olgudur. Nasıl? Biz Türk Milleti olarak öyle üstünüz ki Çanakkale’de düşmanına dahi su ve ekmeğini paylaşmış, yeri geldiğinde askeri orduyu beklemeden sapanıyla sabanıyla düşmana karşı koymuşuz. Kendimizi neden küçük görelim? Asya’dan Avrupa’ya ta Macaristan’a gitmiş, hizmet etmiş millet nasıl kendini küçümser? Tabi kendi ırkını seveceksin, Irkçı olacaksın ancak “ANCAK” asla başta Yaşam Hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklere karşı koymayacaksın. Irkın öyle yücelecek, o YÜKSEL TÜRK sözüne öyle layık olacaksın ki insanlar sana geldiğinde korkmayacak, aynı Irak'ta Hakkari’de, Şırnak’ta ufak çocukların “Çikolatalı Abiler Geldi” sözüne layık olacaksın. İşte o zaman Irkının hakkını verecek, o zaman yüceleceksin. Teşekkür ederim.
    8- Düşman: Düşman kimdir? Bu algıyı neye göre değerlendiririz. Çok kısa bir örnekle geçeceğim. 3 isim vereceğim ve aslında 4 yapardım hatta zorlasam 5 bile olur ama ben bu 3 isim üzerinden ilerlemeyi daha doğrusu kısa kesmeyi uygun buluyorum. 2. Abdülhamid, Alparslan Türkeş ve Mahir Çayan. Yani düşman algısı tamamen zihinlere bağlı olarak değişir. Ancak şöyle bir durum var ki; vatanın birliğine, bütünlüğüne, halkına, bayrağına ve tabi o vatanı oluşturan en önemli unsur olan kutsal halkın Yaşam Hakkı'na tecavüzden bu konu gayrıdır. O konularda işin sağı, solu kalmaz, kalmamalıdır.
    9- Devrimi Kimler Yapar: İlgi çeken bir konudur. Eskiden başta Avrupa olmak üzere her yerde devrimleri zenginler yapar, yaşamı ve yaşayışı onlar belirlerdi. Fransız Devrimi dahi birçok zenginin elinin değdiği olaydır. Ancak günümüzde devrim ve devrim anlayışı başbaşka bir noktaya geldi ve herkes farkında veya değil bunu destekliyor. Devrim gerçek bir değişimse bu oldu. Nasıl? Elini kolunu sallayan birçok tacizci tecavüzcü artık o kadar rahat değil. Manidar bir şekilde logosunda KUŞ olan bir uygulama ve onun kullanıcıları tüm KUŞ BEYİNLİLERE bu ülkenin sahipsiz olmadığını ve çok iyi örgütlenen bir kitle olduğunu kanıtladılar. Buna hayran olmamak elde mi? Her zaman mücadelemiz devam edecek. Temiz Toplum hepimizin hayali ve bir gün gerçek olacak inşallah.
    10- Tarih Babanın Buyruğu: Çağa ayak uydurmak ve başkaldırı konularının işlendiği güzel bir metin.
    11- Yaşlı Adam ve Koltuk: Yorum yapmama gerek var mı? Tek bir kişi değil, bir koltuğa oturan her kişi böyle işte.
    12- Bağnazlığın Yüzleri: Bağnazlık ve buna aşkla bir bağlanış işleniyor. Güzel bir yazı.
    13- Yurttaş Mı Sanatçı Mı: Burada sanatçıların çok yüceltilmesine bir eleştiri olduğu ve yurttaşlık konusuna değiniyoruz. Özellikle Levent Kırca çok eleştiri almış. Neden? Tahmin ediliyor aslında ama neyse. Eğer toplumun birçok sorunu gündeme getiriyor, birçok siyasetçiyle korkmadan dalga geçebiliyor ve oldukça duyarlı davranıyorsanız sanatçı olmuşsunuzdur. En azından SANATÇI adı altında birilerine peşkeş çekmek, taciz ve tecavüze yeltenmek, arka odaya geçelim demek sanatsa; bazı yerlerini açarak, insanları kendine davet edip sonra ayrılıp sonra farklı bazı şeylerle para koparıp hatta bazı yazılar yayımlayıp kendini acındırıp para toplamak sanatsa, YAZIK. 2000lere kadar sanat ve sanatçı vardı. Ben ondan sonra çok fazla görmedim. Adını unuttuğum mutlaka vardır, ellerinden öpüyor kendilerine hürmetlerimi iletiyorum. Kendilerini anmadıklarım için özürlerimi sunarım.
    14- Üst bölümle aynı konular işlenmiş.
    15- Şarkıcı Josefine ve Bizimkiler: Oldukça ilgi çekici bir bölüm aslında. Bizim siyasetçilere değinmiş. Her şeye el attıkları, her şeyi yapmaya çalışıp nasıl başarısız olduklarını anlatan bir yazı.
    16- Ün ve Para: Eskiden vefat edince değere binen, zamanında anlaşılmayan ve bunun gibi konuların yanında, hemen ünlenip hemen unutulan insanlara değiniyor. Oldukça manidar değil mi? Hepinizin aklına mutlaka birileri geliyordur.
    17- Paolo Bilgisizliği: İlginç bir bölümdür. Toplumuzda da sıktır. Misal biri bir şey bilir. Magazin, futbol vs. Bunları bilmeyen, anlamayan biriyle karşılaşınca tepki gösterir. Ancak bilimsel bir metin olunca hemen uzağa kaçar bunlar. Açıkçası ben 1 saat Magazin seyretmek yerine Belgesel seyretmeyi tercih ederim. Bunun için özür dilerim.
    18- Işık ve Anahtar: Özellikle okurların ve genel olarak da insanların Bilim adamlarına değil de Yazın adamlarına güvenmesine serzenişte bulunuyor ve çok haklı. Bizde bile Corona ilk çıktığında kimse doktorlara falan inanmadı da doktor rolünde ve oyuncular gösterildi televizyonda. I yüzden çok haklı bir serzeniş.
    19- Salaklık Üstüne Deneme: Son ve kitabın da adını aldığı deneme. Oldukça ilginç bir yazı. Salaklığın Ölümsüzlüğünü okumak isteyen herkesi beklerim bu denemeye.

    Böylece kitabımızı ve incelememizi bitirdik. Mutlak önerdiğim kitaplardan birisi de budur. Hepimize iyi geceler, keyifli okumalar. Kitapla kalın, esen kalın efendim..
  • 102 syf.
    ·2 günde·10/10
    Çukurova Anavarza kayalıklarında bir ceset bulunmuştu üstelik de sandığın içinde köpek tarafından. Her şey bir gün sofrada oturan Hasan , Halil ve Esme yemek yerken Halil' in vurulmasıyla başladı. Halil Esmenin yavuklusu tarafında vurulmuştu. Köylü de olayı evirip çevirerek suçluyu Esme bellediler ve Esme'nin ölmesi gerekliliğini dilden dile konuşur oldular. Hasan 7 yaşındaki oğlu da kafası karışmış bir şekilde bir yandan babaannesi bir yandan da köyün dolduruşları ile "kan temizleme " kafasında dağınık bir düşünce olarak kaldı anasını seviyordu hâlâ onu öldüremezdi. Böyle böyle aradan 2 yıl geçti ve Hasan 9 yaşına bastı ama artık iyice yaşayan bir ölüye dönmüş bir haldeydi. Ne yöne gitse ne yapsa bomboştu. Anası köyün en güzeliydi laf eksik olmazdı. Bu karmaşa içinde bir gün eline silahı aldı ve yarı baygın bir şekilde ard arsa ateş etti anası tandırın oraya kafası düşüverdi. Sonra ne mi oldu hapse aradan zaman geçti Hasan evlendi 6 çocuğu oldu bir de güzel eşi. Portakal çiçekleri arasında mest olmuş bir haldeydi. Romana baktığımızda kan davası uğruna öldürülen bir kadın , cahil bir halk ve bu düzende tereddütsüz yaşayan insanlar bütün gerçekliği ile anlatılıyor. Romanı güzel yapan da bu Yaşar Kemal'in köy ortamını birebir anlatması ve oradan biri olarak hikayeyi bir anı gibi anlatması. Yaşar Kemal'in ikinci kitabını okuyorum ve bunu da beğendim. Dili gayet akıcı konusu duymaktan bu da olur mu dediğimiz bir durum. Zaten kitapta da Çukurova insanları artık kötüleşmiş diyerek bir serzeniş de yapmış. Yaşar Kemal okuyalım. İyi okumalar arkadaşlar.
  • 168 syf.
    ·2 günde·5/10
    Kitapta daha çok kadın öyküleri yer alıyor; güçlü, haksızlığa uğramış, mücadeleci, erkek şiddetine maruz kalmış kadınlar çoğu.
    Her tarafta acı çeken kadınların hikayesi bazıları. Kitap 2 ana bölümden oluşuyor. İlk bölüm Olmayacak Şey adını taşıyor ve 7 öyküden,
    Ey Kızkardeş bölümü de 7 öyküden oluşuyor. Toplamda 14 öykülük bir kitap ve 2009 yılında, 45.Sait Faik Hikaye Armağanı ödülünü almış.

    İlk öykümüz SİS PUS adını taşıyor.
    Wakako, Gideon, Leyla isimlerine sahip arkadaşların öyküsü. Geçmişe dönülerek yaşananlara tanık oluyoruz. Wakako ve Leyla'nın İstanbul'da bir ilişki yaşayıp ayrıldıkları ve Leyla'nın yalnızlığıyla başlıyor öykü.

    &MASAL (Aradım Yaz Dediniz) öyküsü kitaba da adını veren öykümüz.
    Hastanın Bay Tarafsız dediği psikiyatristine duyduğu bağlılığı anlatmasıyla başlıyor. Bay Tarafsız adı verilen psikolojik danışmana giden mutsuz bir kadının var olduğu öykü, kadının kendi hayatına dair düşünceleri ve keşmekeşi içerinde başlıyor ve bitiyor.
    Bay Tarafsız'ı seviyorum ve Bay Tarafsız'ı sevmiyorum başlığıyla maddelerin de yer aldığı öykünün tarzı oldukça farklı.

    "Benim sorularımı arayan cevaplarım var asıl. 's. 28
    Bay Tarafsız hastasına, yani kahramanımıza önce yazmasını, sonra çocuk kitapları okumasını salık veriyor.
    " Çocukluğuyla hesaplaşmadan büyüyebilir mi insan?' s. 29

    Öykü de bilinçakışı, iç diyalog, iç çözümleme gibi birçok teknik bir arada kullanılmış.

    &Kadınlar Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatları Sever öyküsü mektup tarzında yazılmış.. Thomas Eugene Robbins isimli yazara yazılmış.İşin ilginç yanı böyle bir yazarımız zaten mevcut, mevzu bahis eseri de Sıcak Ülkelerden Dönen Vahşi Sakatlar kitabı:)
    Yazarla ilgili düşüncelerini, kendi büyükannesi Domino ve onun kitaplarıyla tanışmasından başlıyor kahramanımız yazmaya.
    Öykünün sonuna doğru büyük ihtimalle akıl hastanesinde yatan bir hasta olduğunu anlıyoruz. Yazarın kurgu dünyasına girip kendine bir yaşam öyküsü çıkarmış bir kadın.
    Öyküde kahramanımızın Robert'in yazdığı bir eserin konusunu büyükannesinin yaşamından alması, sadece kendisinin bildiğini sandığı sırların deşifre edilmesi üzerine mektubu kaleme aldığı görülüyor. Mektup sohbet havasında yazılıyor lakin hesap sorar vari bir hava da var.

    Bu öyküde yazar, meşhur ilk roman cümlesi olan Orhan Pamuk'un Yeni Hayat kitabından alıntı yapar:"Bir kitap okudum hayatım değişti." s. 41
    Son kısımlara doğru Goethe'nin 'Işık biraz daha ışık...'
    Enteresan ve doğru tespitler var bu öyküde. "Ben de açıkcası size bencilce gelebilir ama metinden aldığım zevke bakarım. Psikanalitik okuma hekimlerin, göstergebilimsel çözümleme akademisyenin işi, bireysel tarih araştırmacılığı ise en hafif deyimiyle" meraklı"nın."
    Nevi şahsına münhasır bir büyükannenin varlığını öğreniyoruz öykü boyunca. Robert ile dolu dizgin aşk yaşayan Domino'nun karşısına büyükbabası çıkar. Robert'ten ayrılan Domino isimli Laura, İstanbullu bir Türkle evlenerek Raziye adını alır.
    & YARATICILIĞIN MEMELERİ
    Mücteba yengenin ölümü sonrası taziye evinin durumuyla başlayan öykü beni bir öncekinden farklı olmasıyla beni şaşırtmaya başladı.

    Suzan isimli kahramanımızın taziye evindeki çabası, kadın gözüyle cenaze evinde gördüğü manzara sıradan ama ilginç bir üslupla olağan akış içerisinde aktarılır.
    Taziye evindeki yeme içme hali, gelenleri doyurma telaşı ironik biçimde aktarılmış.

    Öğretmen olan Mücteba yengenin yaşadıklarını hatırlayan Suzan vasıtasıyla çok da mutlu bir evliliği olmadığını öğreniyoruz. Öyle ki eşinden şiddet gördüğü bile anlatılır:(
    Yine öğretmenliği yıllarındaki Anadolu'nun bahsi de öyküde kendine yer bulur.

    Öyküde ismini ilk defa duyduğum bir kadın yazar adı geçti :Güzide Sabri...

    Taziye evine gelen abla Dürüye Hanım kardeşinin ardından hayıflanarak söyledikleri iç acıtır :"Duygularını ne güzel şiirlerle ifade ederdi. Böyle hassas kadınlar yaratıcılığın memeleridir, memeleri! Sütünü kuruttular evladımın..." s. 60

    &YEŞİL KARELER öyküsü terapi alan bir kadın öyküsü yine. Oldukça hüzünlü...
    Terapiye ihtiyacı kalmadığını öğrenen Meral Hanım, aslında terapinin bitmemesini istemektedir. Bunu da şöyle ifade eder :" Gitmeyi sevmiyorum. Bana artık git artık denmesini sevmiyorum. Bir başıma kalmaktan korkuyorum. Sevdiğim şeyleri arkamda bırakmaktan nefret ediyorum. ' s. 67

    Öyküde geçen Katatoni sözcüğüyle hastanın şizofreni olduğunu anlıyor okuyucu. Yeşil karelere bakınca saplantıları başlayan hasta kendisini bırakan doktorunu yaralar ve öldürür. Öykü bu şekilde biter.
    &SERZENİŞ
    Sevgili Leyla Erbil' e selam niteliğinde bir öykü.
    Menipo tarafından 70 lerindeyken terkedilen kadın yazarın kendi kendine sitemi sonradan mektup havasında geçer.

    Biraz soyut, olayın değil varolan duyguların aktarıldığı bir öykü olduğu için zorlayıcıydı biraz.

    Gazeteciyle fotoğrafını ararken kendisiyle ilgili 2 paragraflık yazıya denk gelir kahramanımız. Yazarına seslenir gibi yazılan öykünün bu kısmında :Siz bir tablo yapmışsınız hayatımdan ama yapboz gibi biçimsiz bölmüşsünüz birbirine takılıp yerleştirilecek zihinde de resmi görsün sonunda okur/izler. S. 75
    &MELEK öyküsü de soyut ve imgelerin fazlaca kullanıldığı bir öykü. Kahramanımız sarhoş bir şekilde taş kiliseye girer ve karşısına meleği çıkar.

    Meleğinin kilisede gözleri bağlı götürdüğü gizli sığınakta hayatıyla yüzleşen kahramanımız, hayatındaki insanların suretini duvarda görürken Melek onu uyarır.
    "Teşhis ediyorsun, ifşa ediyorsun ;sarıp sarmalıyorsun kimisini. Korumayın diyor. Korumayın. Onları korursanız kendinizi koruyamazsınız. "

    Öyküde ilginç benzetmeler daha doğrusu imgeler var :Yüzünde ölümce suskun bir maske var.


    Melekleri melek yapan bile eksiklikleridir kim bilir. Bildiğin mükemmelcilik oynayanlardan bıktığın, usandığın. Ruh ardiyende birikmiş, tozlanmış, kurumuş, çürümüş bir yığın. Uzun gecelerde temizlik umuduyla didik didik ettiğin; tükendiğin, yıldığın. Gösterişsizliğiyle büyüleniyorsun. Kendini sakladıkça, büsbütün yörüngesine oturuyorsun. S. 87

    2.ana bölüm Ey Kızkardeş adını taşıyor ve Nilgün Marmara'nın şiiriyle başlıyor. "Yaslı yüreğin gözyaşı yasası\Nasıl da kızkardeş! Sabah artı acısıyla örtünce karanlığın sonsuz olanağını\Ses bilmeyen için ne kadar uzak!"
    & KEMER öyküsü noktalama işareti ve büyük harf kullanılmayan bir kadın öyküsü.Ben bu öyküyü çok beğendim.
    İçim ürpererek büyük bir hüzne kapılarak okudum.
    Öyküyü öğretmen okulunda okuyan kız kardeş anlatır. Ablası eniştesinin kemeriyle kendini asar, küçük oğlu anasının ayaklarına sarılarak ağlar:(
    Ablayı bu evliliğe mahkum edenin de annesi olması daha travmatik. Üç beş ev eşyasına kızını verir.
    Enişte denilen rezil adamın baldızına tacizi ise rezillik.
    &LODOSTOP
    Öyküyü okumaya başlarken Tolga isimli kahramanımızın arabada dinlediği Stormy Weather parçasını açarak öyküyü okumaya başladım bunu başta belirteyim.
    Cavidan öğretmenin tesadüfen Tolga'nın arabasına binmesi, cesur tavırları şaşkınlık yaratır okuyucuda. Hele öğrencileriyle ilgili anıları beni bir kadın olarak çok rahatsız etti doğrusunu söylemek gerekirse.

    &İNCİR ÇEKİRDEĞİ öyküsü aslında bir aile içi hesaplaşmadan oluşuyor. Müge Saran adlı varlıklı genç kız, kendinden 25 yaş büyük Doktor Asım'la evlenince babası tarafından reddedilir. Öykü ailesiyle yüz yüze gelen Müge ve ailesinin diyaloglarına dayanıyor.

    Öyküde ben aslında Müge'nin sırf ailesine inat bu evliliği gerçekleştirdiği fikri uyandı. Zira öykünün sonunda evlilik öncesi yaşantısına duyduğu aşırı özlem bana bunu düşündürdü.

    &CAN'LA BAŞLA iç diyalogla başlayan bir öykü. Bu öyküde de Grup Merdiven'in Ara Beni Şarkısını sonra da sevdiğim Sertap Erener'e geçince öykü bitene kadar onu dinlediğimi belirtmek isterim.
    Alışveriş merkezine giden kahramanımız Aslı'nın iç diyaloga dayalı düşünceleri bilinçakışı şeklinde verilmiş. Kahveden yeme içmeye, umumi tuvaletlere, filmlere, kilolarına, annesine, sevgilisi Can'a, evliliğe, kadar geniş bir yelpazede düşünceleri gezinen kahramanımız başarılı aktarılmış.
    Edebi bir çok eserin ve yazarın da adı geçiyor öyküde.
    & İKİ İYİLİĞİN BİRİ öyküsü de mektup tarzında yazılmış. Nihan Ablam, canım ablam diye sıcak bir hitapla başlıyor öykü. Ama anlatılanlar insanın içini ısıtacak türden değil ne yazık ki.

    Hazal isimli tek çocuğu olan apartman görevlisi olarak çalışan kadın kocası Hüseyin'den şiddet görmektedir.Erkek hegemonyasını gözler önüne seren bir öykü.
    İronik tarafları da çok öykünün öldüresiye dayak yiyince karakoldaki polislerin nasihatleri ve tavırları iyice can yakacak türdendir.
    &AMİGOS PARA SİEMPRE bir dergide Şehirde Kadın Olmak adıyla köşe yazısı yazan ve 2.kitabı piyasaya çıkan Sena isimli bir genç kadının öyküsü.

    Sena bir akşam gittiği restoranda 20 yıldır görmediği Aydın isimli arkadaşıyla karşılaşır ama selam vermeye ve kendini göstermeye çekinir. Onu görünce geçmişin gölgesi çöker üzerine. Ölen arkadaşı Mert'i anımsar hüzünle.

    & BELKİ M kitabın son öyküsü. Sırasıyla mazgal, merak, medet, muğlak, mutluluk, maestro, merhaba ve merhamet sözcükleriyle ilinti kurularak kurgu yapılmış.
  • Biz, şehirli insanlarız. Güneşin çocuklarıyız. Onunla uyanır, onunla yatarız. İrademiz güneşin elindedir. Hür değiliz. Özgünlüğümüz yoktur. Gecenin tadını bilmeyiz. Çünkü geceleri uykudayız. Oysa gökyüzü en güzel geceleri gözükür. Bundan mahrumuz. Devrin kölesi olmuşuz. Ayda bir güleriz. Kapital düzenin maaşlı uşaklarıyız. En büyük aşkları ATM'lerle yaşarız. Pos cihazlarındaki fişler uzadıkça içimiz burkulur. Bir nüshasını elimize alınca ölü görmüşe döneriz. Boynu büker eve gideriz. Mutluluğumuz kartlarımızın limiti kadardır. Ayın ortasında hep yastayız. 3. sayfa haberlerinden bihaberiz. Ülke, freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı giderken ne zaman duvara toslayacak bilmeyiz. Fikrimiz, zikrimiz, özgürlüğümüz yoktur. Ulusal meselelerde dili tutulmuşa döneriz. Lal oluruz. Kaç kadın öldürülmüş? Kaç çocuğa tecavüz edilmiş? Kaç işçi ölmüş? Kaç insan intihar etmiş? Kaç madencinin alın yazısı kömür karası olmuş? Bilmeyiz. Bilmeyiz; çünkü duyarsızız. Biz güneşin çocuklarıyız. Güneşe amadeyiz. O ne isterse onu yaparız.
  • 440 syf.
    ·Puan vermedi
    serzeniş değişik gibi duran fakat diğer wattpad hikayelerinden pekte farklı olmayan bir kitap. yaralı, hastalıklı şiddete eğilimli bir bad boy var karşımızda. ve her sayfa ağlayan hande ve bunun saçma ve gereksiz betimlemelerle yazan bir yazar. aslında 1 kitap olsa daha iyi olabilirdi fakat yazar artık ne düşünüyorsa seri olacak. kitapta sürekli kızın kolunun sıkması duvara fırlatması gibi güzel şiddet sahneleri var. yazar hercai den alışık sanırım şiddeti aşk adı altında normalleştirmeye o yüzden bir sorun olarak görmemiş ki burada devam ediyor yapmaya. melankolik bir kitap yazıldığı düşünülse de akıl yaşı 15 olan karakterler vardı. insan gibi davranmak çok zor değil. kıskanma adı altında erkek karakterleri canavar göstermek te wattpad yazar geleneği galiba. her karakter mi iğrenç olur oluyor aldatanından piskopatına para sevdalısından şerefsizine kadar ergen dili ile oluşturulmuş karakterler mevcut. uzun lafın kısası şiddet saçmalama gereksiz badboy culuk arıyorsanız bu kitap tam size göre. ben arkadaşımdan alarak okudum. hercai nin dizi olması nedeniyle yazarın kitap fiyatları yüksek. oysaki 7.90 tl ye satıldığıı zamanlarda vardı fakat keriz buldukça fiyat artıyor sanırım. bu kitapta pahalı. çok okumak istiyorsanız pdf sini bekleyin ama okumazsanınz bir şey kaybetmezsiniz en azından kafanız rahat olur.