Bir akşam bir gün ölesiye yorgun, çorba kaseleri elimizde barakamızın tabanında dinlenirken, tutuklulardan birisi içeri daldı ve toplanma alanına gidip harika olan günbatımını görmemizi istedi. Dışarı çıkınca, batıda parıldayan netametli bulutları, çelik mavisinden kan kırmızısına her an değişen renk ve şekilleri ile bulutları barındıran canlı gökyüzünü gördük. Virane, gri renkli toprak barakalar keskin bir kontrast oluştururken, çamurlu topraktaki su birikintileri ışıyan gökyüzünü yansıtıyordu. Dakikalarca süren ve insanı derinden etkileyen bir sessizlikten sonra, tutuklulardan birisi diğerine, "Dünya ne kadar güzel olabilirdi!" dedi.
Sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok ötesine geçer. Sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. Sevilen kişinin gerçekte orada olup olmaması, yaşayıp yaşamaması, bir anlamda önemli olmaktan çıkıyor.
Akşamları günlük bit ayıklayışımız sırasında, kendi çıplak bedenlerimizi görüyor, şöyle düşünüyorduk: İşte bu vücut, benim vücudum, bir cesetten başka bir şey değil.