The  Misanthrope profil resmi
The  Misanthrope kapak resmi
!!! Mesajlar bölümünü kullanmıyorum !!!
« Gördüğüm her kötü şey/manzara/durum karşısında hayata bakış açımı mı değiştireyim?»
SDÜ/ Türk Dili ve Edebiyatı
1162 okur puanı
17 Şub 2020 tarihinde katıldı.
!!! Mesajlar bölümünü kullanmıyorum !!!
« Gördüğüm her kötü şey/manzara/durum karşısında hayata bakış açımı mı değiştireyim?»
SDÜ/ Türk Dili ve Edebiyatı
1162 okur puanı
17 Şub 2020 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    304 syf.
    ·8 günde
    « Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarda taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
    Bu ne affedilmez suçmuş meğer! » Sabahattin Ali

    √ Markopaşa Gerçeği; Markopaşa dergisinin çıktığı yıllardaki serüvenini anlatıyor. Yazar Mehmet Saydur, araştırmasında yararlardığı kaynakların aslını, Markopaşa ve soyundan gelen gazete sayılarının bir araya gelmesiyle oluşturmuş. Bunun dışında gazeteyi çıkaran yazarların, Markopaşa ile ilgili kitaplarında yer alan anılarına, röportajlarına ve haklarında çıkan yazılara da yer vererek; okurlarını, hem dünü hem bugünü yansıtan belgesel tadında bir yolculuğa davet ediyor.

    √ Siyasi bir halk gazetesi olan Markopaşa; halktan gelen sorulara cevaplarla, bilmeceler, fıkralar, ilanlar, şakalar, şiirler ve şarkılarla toplumu ilgilendiren konuları ve döneminde yaşanılanları mizah masasına yatırmıştır. Muhalefetin olmadığı yerde aydının, işçinin ve halkın sözcüsü olmuşlar; yaşanılanları, halkın dilini kullanarak yüreklice anlatmışlardır. Amaçları, güldürme değil, düşündürme olmuştur!..

    " Maksadımız, sadece gülmek için gülmek değildir. Gülerek düşünmek ve faydalı olmaktır. 'Marko Paşa' bu dileğini en mükemmel şekilde yaptığına kani değildir. Fakat her hafta daha güzel ve mükemmel olmağa devam edecektir." (ilk sayı)

    √ Gazetenin ismi, Aziz Nesin'in Gerçek adlı gazetede yazdığı fıkralardan biri olan "Markopaşa’ya Şikayet" başlıklı fıkrasından geliyor. Birçok isim arasında Sosyalist Partisi işçi üyeleri bu ismi öneriyor. Aziz Nesin de bu fıkranın hatırasıyla 'Markopaşa' ismini teklif etmiştir. Devamını Rıfat Ilgaz'dan okuyalım:

    « Biz partinin [Türkiye Sosyalist Partisi] lokalinde gidip gelmeye başladık. (...) Parti lokaline gidip gelen arkadaşlarımız da bizi habire sıkıştırıyorlar.
    'Bir mizah gazetesi çıkarın diyorlar.'
    Biz bu konuşmalardan sonra soruyoruz onlara: 'Ne çıkaralım?'
    'Mizah dergisi çıkarın.'
    'Adı ne olsun?'
    'Markopaşa olsun.'» (s.14)

    √ Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Mustafa Mim Uykusuz (karikatürleriyle).. gibi isimler bir araya gelerek, kaleme aldıkları yazıları ile döneminin siyasi olaylarına, gelişmelerine ışık tutmuşlar ve 'ilk gerçek muhalefetin örnekleri'ni vermişlerdir. Bu isimler ve diğer katkıda bulunan yazarlar; yapılan baskılar, toplatılmalar, soruşturmalar, sürüp giden davalara, para cezalarına, hapis cezalarına, dayak ve işkenceye maruz kalmalarına rağmen halkın sesi olmaya, doğru bildiklerini söylemeye devam ederek ana muhalefet görevini üstlenmişlerdir.

    √ Markopaşa, ilk çıktığı 1946 tarihinden 1950'ye kadar, "muharrirleri, nezaret altına alınmadığı ve hapse girmediği zamanlarda", ülkemizde ve dünyada cereyan eden tüm mücadele ve tartışmaları; sözünü esirgemeden, cesur bir tavırla halka aktarmaya devam etmiştir.
    • Türkiye II. Dünya Savaşı'na fiilen girmediği halde, olumsuz etkileri sosyal, ekonomik ve siyasal hayata yansımış. Türkiye'nin takip ettiği temel politika savaşı sınırlardan uzak tutmak olsa da savaşı görmeyen halk, açlığı ve yokluğu en şiddetli şekilde yaşamıştır.
    • Soğuk Savaş dönemine geçiş süreci Türk-Amerikan ilişkilerinin yeniden biçimlenmiş. Truman Doktrini ve Marshall Yardımları ile birlikte gelişen süreçte finansal yardıma başlayan ABD, karşılığında Türkiye'de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Millî Şeflik, "5 yıllık kalkınma planları" ve "Köy Enstitüleri" gibi uygulamaların kaldırılmasını talep etmiştir. Markopaşa yazarları, Köy Enstitüleri'nin kapatılmasının -Atatürk Devrimleri- karşıtlarınca başlatılan bir karşı devrim hareketi olduğunu savunmuş yazılarını bu yönde kaleme almışlardır:

    "Emparyalizme karşı verilen Kurtuluş Savaşı ve devrimler zinciri anlayışından Atatürk'ün ölümüyle birlikte vazgeçilmiş olması, yeniden emparyalizme hizmet eder duruma geçilmesi Markopaşa'nın ana hedefi olmuştur." (s.27)

    √ Türkiye’nin ABD ile yakınlaşmasına bağlı olarak komünizm taraflı yazılar ve daha birçok yazı 'yasaklı' hale gelmişti. 'Basın Kanunu'na dayanarak gazete ve dergi kapatma yetkisini ölçüsüz bir biçimde kullanan sıkıyönetim idaresi, basın üzerinde katı bir denetim mekanizması kurarak gazetecilere yönlendirmede bulunmuştur. "Aydınlar, yavaş yavaş gördükleri haksızlıklardan, eşitsizliklerden, adaletsizliklerden dolayı iktidardan uzaklaşmışlardır." Kısacası; aydınlara baskıların arttığı, karşı devrimci tohumlar ekilmeye başlandığı, Atatürk devrimlerinin dışına çıkıldığı, her şeyin iktidar denetiminde olduğu bir süreç. Gazete çıkarmanın, kitap yayınlamanın, yazı yazmanın imkanı olmayan bir devir. Naylon demokrasi devri.. Sık sık kitap, gazete ve dergi toplatmalarının olduğu bir sansür devri.

    √ Hükümetin en çok korktuğu yayın araçları arasında başta mizah geldiği için Markopaşa dergisine bilenen sebelerden dolayı baskılar artmış, dergi 25 Kasım 1946'dan 1950 Temmuz ayına kadar geçen 4 yılda, yedi ayrı isimde çıkmıştır:
    • Markopaşa ( 23 sayı + 17 )
    • Merhûmpaşa ( 4 sayı )
    • Ali Baba ( 4 sayı )
    • Malûmpaşa ( 5 sayı )
    • Yedi-Sekiz Paşa (4 sayı)
    • Hür Markopaşa (19 sayı)
    • Medet
    Bu süreçte 10 kez yazı işleri müdürü, 9 matbaa, 10 adres değiştirerek 77 sayı çıkabilmiştir. İlk sayısı ile son sayısı arasında 3 yıl, 4 ay, 28 günlük bir süre vardır ve bu 176 hafta demektir. Haftalık Markopaşa ve soyundan gelen gazeteler ancak 77 sayı çıkabilmiştir. Tam 99 hafta çıkmamıştır. 77 sayısı çıkabilen gazeteye 28 dava açılmış, 4 yazar hapse girmiş, toplam 8 yıl, 3 ay, 7 gün ceza almışlardır. İlk sahibi Sabahattin Ali, faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. (289)

    √ Bu kitabı; Sabahattin Ali'nin 'Canım Aliye Ruhum Filiz ile Markopaşa Yazıları ve Ötekiler'i okuduktan sonra kafamda oluşan bazı soru işaretlerine cevap bulmak için Tuco Herrera önerisiyle okudum. Kitapta aradığım cevapların daha fazlasını buldum. Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'ın hikaye ve romancı kimliklerinin dışında düşünür, vatansever kimlikleriyle tanımış oldum. Yazıların çoğu, günümüzde de geçerliliğini koruyor bu nedenle herkesin okuması ve üzerinde düşünmesi gerekiyor. 'Markopaşa Yazıları ve Ötekiler' ile 'Markopaşa Gerçeği' adlı bu iki kitabı da meraklısına tavsiye ediyorum. Yazarın kitabın sonunda yer alan 'Sonsöz Yerine' kısmından aldığım iki alıntı ile incelemeyi bitiriyorum.
    " Markopaşa'dan bugüne pek bir şeyin değişmediği, yalnızca kişilerin değiştiği ama aynı rollerin yine oynandığı görülüyor. Dolayısıyla Markopaşacıların yazdıklarının geçerliliği sürüyor." (s.292)
    'Kemalizmden kopuşla başlayan süreçte bugünlere neden ve nasıl geldiğimizin yanıtını Markopaşacılardan öğrenmeliyiz. Çözüm için nedenler düşünmeli, yeniden tam bağımsız ulusal bilince dönmeli ve halka inmeliyiz. (s.294)
  • The Misanthrope tekrar paylaştı.
    love can be obtained by begging, buying, receiving it as a gift, finding it in the street, but it cannot be stolen
  • The Misanthrope tekrar paylaştı.
    352 syf.
    ·19 günde·Beğendi·9/10 puan
    “Hayvanlar ET denilerek önce dilde öldürülür,” diyor Carol Adams. Sahiden et ne demek? Her gün, (azınlık bir grup dışında) herkesin günde bilmem kaç öğün ve kaç farklı biçimde tabağında bulunan bir şey.. Et.. Ve buna rağmen nasıl üretildiği, önümüze geldiği hakkında düşünmenin marjinal sayıldığı bir şey. Et.. Önce bir şeyi açıklığa kavuşturalım: bahsettiğimiz “şey” bir meta değil. Canlı: Hayvan. Yazar buna vurgu yapmak amacıyla seçmiş bu başlığı: HAYVAN YEMEK!
    Kitabın başlığından yola çıkarak bu kitabın “hayvanlar canlıdır bu nedenle et yemek yanlıştır” dediğini düşünmek ÇOK büyük bir hata olacaktır. İnsanların bir çoğunun veganlık ya da vejetaryenik denilince aklına bu cümle gelse de bulunduğumuz yüzyıl itibariyle meselenin bundan çok daha farklı bir yere evrildiğini bilmek gerek. ( Zaten kitabın da bu görüşü kabul ettirmek gibi bir amacı yok)
    Ben de diğer fikirlere sonsuz saygı duymakla birlikte aslında hayvan yemenin “yanlış” olmadığını düşünenlerdenim. Aksi görüş bana romantik bir doğa tasviri gibi geliyor. Çünkü tam tersinin olmasını dilesek de doğaya baktığımızda bir canlının hayatta kalması için gerekli olan beslenme eylemini ancak (bitki ya da hayvan) başka bir canlıyı öldürerek gerçekleştirebildiğini görüyoruz. (her ne kadar farklılıklar olsa da bitkilerin acı çekmediğini düşünmememiz genel olarak insan merkezli düşünce sistemimizin bizi ittiği büyük yanılsamalardan sadece bir tanesi: https://evrimagaci.org/...i-hissediyor-mu-1862 )Bu yüzden tek başına hayvan yeme eylemini “etik dışı” olarak nitelendirmek doğru olmayacaktır AMA hayvan yemeyi tercih edin ya da etmeyin , hayvansal gıdaların üretilme süreci hepimizi ilgilendiren, hepimizin sorumlu olduğu bir konudur.
    Geçmişteki üretim faaliyetlerinden oldukça farklı bir şekilde 21.yy’da her şey ,hiç olmadığı kadar hızlı, fazla ve ucuz üretiliyor ve biliyoruz ki bunun karşılığında bir tüketim çılgınlığı da mevcut . Kapitalist üretimde esas olan maliyeti en az olacak şekilde en fazla ürünü üretmek yani basitçe olabildikçe fazla kar elde etmek olduğu için “etik” kavramının yerle bir olması şaşırtıcı değil. Ve üstüne üstlük tükettiğimiz sürece soru sormamamız gereken bir sistem bu. Aptalı oynarsanız sınai besiciliğin hayvanları maruz bıraktığı vahşeti görmezsiniz çünkü. Peki sınai besicilik ne demek? Basit bir tanımla, hayvanların kendi dışkılarından kaçacak bir alanlarının dahi olmadığı, güneş görmeyen, seslerden ve kan kokularından öleceklerini anlayıp strese girdikleri yerlerde, zaten sınai besicilik yüzünden kısalan hayatlarını geçirdikleri ve elektroşok, kafatasına çelik zımbalama, parçalama, vücuda delikler açıp kanı boşaltma, kuru ağaç kesmekte kullanılan makinelerle “canlı canlı” doğranma, suda boğulma ve bu kitap sayesinde öğrenebileceğiniz ve düşmanınızı öldürmek isteseniz aklınıza gelmeyecek vahşi yollarla öldürülmesi, “bitik” diye tabir edilen sağlığını yitirmiş ayakta bile duramayacak “canlı” hayvanları bir çöp konteynırına atıp uzaklaşmanın yasal olması demektir.#117172567
    Bu sektörde çalışmış insanların söyledikleri bazı örneklere bir göz atalım:
    “Bir keresinde şok tabancası gün boyu bozuktu, onlar da bıçağı alıp ayakta duran ineğin boynunu arkadan yarıyorlardı. Öylece düşüverip titiryorlardı. Bir de yürüsünler diye kıçlarından bıçaklıyorlardı hayvanları. Onları feci dövüyorlardı… İnekler dillerini dışarı sarkıtmış ağlıyordu. Bunu anlatması güç. Kulağa gerçekten adice geliyor ama (elektrikli) cihazı alıp gözlerine dayadım. Ve öylece tuttum.”
    “Domuz beni tekmelerse bunu fena ödetirim havalarına bürünüyorsun. Zaten öldüreceksin ama yetmez. Acı çekmek zorundadır… Bıçağı daldırırsın, ittirirsin, nefes borusunu patlatıp kendi kanında boğulmasını sağlarsın. Burnunu ikiye ayırırsın…”
    “Tavukların dörtte birinde stres kaynaklı kırıklar var. Tepeleme diziliyorlar; kendi dışkılarından kaçamıyor ve asla güneş göremiyorlar. Tırnakları kafes çubuklarına dolanarak büyüyorlar. Kesileceklerini hissediyorlar…”
    #117331629
    #117335693
    #120249791
    Şu seçiğim kesitlerin en hafifleri olduğuna emin olabilirsiniz.. Bunu abartmak için söylemiyorum, alıntı olarak paylaşmak isterdim bazılarını ama herkesin akışta bu kadar “detaylı” bir canilik okumak istemeyebileceğini düşündüm ve aynı sebepten burada da yer vermiyorum ki bunlar yeter de artar bile. Ayrıca bunların kaynağının ne olduğunu merak edenler için söylüyorum, kitap bu noktada çok tatmin edici. Birinci kişilerin anlattıklarına ve kaynakçaya bol bol yer verilmiş.
    Aslında bu konu insan iki yüzlülüğünü net bir şekilde gözler önüne seriyor. Çünkü eğer çıkıp birilerine bir hayvana işkence etmenin, dövmenin, acı çektirmenin iyi mi kötü mü olduğunu sorsak herkes bu konuda hemfikirdir: Bu yapılmaması gereken bir şeydir. Ama aynı insanlar işkence ile üretilen ürünleri tüketmekten hiç çekinmezler.” Nasıl üretiliyor bu?” diye sormazlar, başka birisi onların bu soruyu sormasına vesile olduğunda da ani tepki gösterirler. (Mesela bu konuları konuşmak istemezler) çünkü aslında onlar da burada yanlış bir şeylerin döndüğünün farkındadır ama HERKES KENDİ DAVRANIŞ BİÇİMİNİN “ETİK” OLDUĞUNUN SÖYLENİLMESİNDEN HOŞLANIR. Yani basit bir şekilde kendi ahlak yasaları, yaptıkları şeyin “doğru” olması değildir önemsedikleri; önemsedikleri şey kendi yaptıkları şeyin doğru olarak adlandırılmasıdır. Mesela Yahudilik ve İslam gibi dinlerde kitapta da değinildiği gibi, etin “yenilebilir” olması için hızlı ve acısız bir kesim olması gerekir. Yani günümüzde tüketilen etin “helal” ya da “koşer” olması mümkün değildir. Kendini “dindar” olarak adlandıran insanlar neden bu konuda sessizler?
    “Böylesi bir esaret… kelimenin ahlaki olarak en nötr anlamıyla vahşettir denebilir… Bu vahşeti farklı göstermek ya da saklamak için elden ne geliyorsa yapıldığını, küresel boyutlu bu şiddeti unutturmak ya da çarpıtmak için uğraşıldığını kimse inkar edemez, bu konuda ciddiyetle diretemez.”
    İkinci bir soru ise şu: İnsanlar bunu neden yapar? Ve bu sorunun basit ama üzerine sayfalarca yazı yazılabilecek çarpıcı cevabı: Sadece yapabilecek gücümüz olduğundan. Yapıyoruz çünkü YAPABİLİYORUZ. Bu noktada sınai besicilik Descartes’in hayvanları bir makine olarak görme fikrinin hayata geçmiş versiyonudur. (ki eminim makinelere daha iyi davranılıyordur çünkü ilginçtir, hayvanlara bunu yapan bizler eşyalarımıza bile “hürmet” gösteririz)
    #120693886
    #120690486
    Buraya kadar en önemli bölüm olan hayvan hakları ile ilgili olan kısımdan kabaca bahsettim, peki bunun insan sağlığına yansıması? Bu şartlarda üretilen, şişirilmiş ve üzerinde ne olduğu belli olmayan kimyasallar kullanılmış ürünlerin sağlıklı olduğunu iddia etmek gülünç olacaktır.#119381628 En basit örnek: yapılan araştırmalara göre özellikle de kırmızı et kanser ve kalp krizi riskini artırır. “Ne olduğu belli olmayan” kelimesinin hayat bulduğu kan dondurucu bir örnek daha vereyim ve böylece bu sektörün her açıdan ne kadar güvenilmez olduğunu anlamış oluruz:
    “Kanada’da bir domuz besicisi onlarca kadını, normalde domuz leşlerinin asıldığı kancalara asarak öldürdü. Mahkemeye çıkarıldığında bazı kadınların insanlara yedirildiği anlaşılınca büyük bir tiksinti seli yaşandı. Tüketenler kıyılmış domuz etiyle insan eti arasındaki farkı anlayamamıştı.” Bu noktada denetimlerin nasıl olduğunu açıklamaya gerek kalmadı sanırsam..
    Ve çevre… Kısaca bahsetmek gerekirse (ki bu konuda kısaca asla yeterli değildir) inkar edilemeyecek büyüklükte bir tehlike olan küresel ısınmanın gerçekleşiyor olmasında hayvancılığın müthiş bir payı vardır.#117176644 Dünyadaki tüm fabrikalar ve araçlar hayvancılığın verdiği zararı vermiyor. Çünkü tarım yöntemlerimizle aslında bir karbondioksit emici ,çözümümüz, annemiz olan toprağı karbondioksit salar hale getiriyor ONU DA öldürüyoruz. Ve dünyanın üçte birini kaplayan çiftlik hayvanlarının beslenmesi bu çarpık tarım üzerinde muazzam bir baskı oluşturuyor. Halihazırda içinde bulunduğumuz pandeminin sebeplerinden bir tanesi de hayvancılık.. Bu kitap 2012 yılında çıkmış ve zaten yıllardır bilim insanlarının bahsettiği ama herkesin sanki gökten inmişçesine şaşırdığı pandeminin kaçınılmazlığından da uzunca bahsetmiş. İnsanın zorbalığı yüzünden oluşan ilk pandemi ve son da olmayacak. Doğayı yok ederek hayvanların yaşam alanlarını kısıtlamak, böylece türler arasındaki etkileşimi çarpıklaştırmak suretiyle aslında “zararsız” olan organizmaların bir sürü insanın ölümüne sebep olduğu öhöm! BİZİM bir sürü insanın ölümüne sebep olduğumuz bir başka olay! Bu durumda söylenmek yapacağımız en son şey olmalı ne yılı suçlayalım ne de başkalarını.. Herkes işe kendinden başlasın çünkü başka suçlu yok. Ve zalim olmak sandığımızdan çok daha kolay ve yaygın #117553516 Nereden tutsak elimizde kalan bu sınai besicilik meselesinde de önce hayvanlar ve dolaylı olarak da bizler için değişime kendimizden hatta tabağımızdan başlamalıyız çünkü Dr. Jane Goodall’ın da dediği gibi:
    “Çevrenizdeki dünyayı etkilemeden tek bir gün geçiremezsiniz. Yaptığınız(ya da yapmadığınız) şey bir fark yaratıyor ve ne tür bir fark yaratmak istediğinize siz karar vermelisiniz.” Dr. Jane Goodall


    #117174183
    #117866321
    #119378038
    #120687888
  • « Sanırım o günlerde idi, Ankara'da bir sinemada 'Fakir Çocuklar' diye bir film oynuyordu. Adı çok anıldığı için biz de gittik. Birçok arkadaşımız vardı. Çok etkilemişti bizi. Ezilenlerin dramını ele almıştı. Fakir bir çocuğun bin bir güçlük içinde nasıl okuduğunu, kendine ve yurduna nasıl yararlı bir kişi olarak yetiştiğini yansıtıyordu. Sonunda toplumcu bir aydın olmuştu.»
    Talip Apaydın
    Sayfa 144 - Literatür Yayıncılık
  • « Batı edebiyatı dersinde Sabahattin Eyüboğlu, ta başlangıçtan bu yana Batı yazarlarının seçme birer metnini teksir ettirir, bir hafta önceden dağıtırdı. Metni tekrar tekrar okur, incelerdik. Sonra derste yazarın çağını, o zamanki fikirlerini, dünya görüşünü, yazarın getirdiği yeni anlayışı bir bir arar bulurduk. Didik didik ederdik yazıyı. Diyebilirim ki o metinler ve inceleme metodu aynen uygulansa, bugün okullarımızda edebiyat dersi çok farklı, çok yararlı hale girer. Ezber okumaktan kurtulunur. Anlama ve sevme niteliği önem kazanır. »
    Talip Apaydın
    Sayfa 134 - Literatür Yayıncılık
  • « Ah... Mümkün olsa da insan yeni baştan yaşayabilse.»
    Talip Apaydın
    Sayfa 117 - Literatür Yayıncılık
!!! Mesajlar bölümünü kullanmıyorum !!!
« Gördüğüm her kötü şey/manzara/durum karşısında hayata bakış açımı mı değiştireyim?»
SDÜ/ Türk Dili ve Edebiyatı
1162 okur puanı
17 Şub 2020 tarihinde katıldı.
2021
44/65
68%
44 kitap
12bin sayfa
12 inceleme
577 alıntı
11 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 904. sırada.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Köy Enstitüsü Yılları
  • Kurgusal Sözcük

Okuduğu kitaplar 103 kitap

  • Sıdıka
  • Kürk Mantolu Madonna
  • Arka Pencere Mecmua - Sayı 42
  • Değirmen
  • Markopaşa Gerçeği
  • İçimizdeki Şeytan
  • Hayvan Haklarına Giriş
  • Kağnı - Ses - Esirler
  • Çakıcı'nın İlk Kurşunu
  • Kuyucaklı Yusuf
Okur takip önerileri
Daha fazla