" Derken düşünülemeyen şey gerçek oldu. Parerga ve Paralipomena, şöhret peşinde koşmanın budalalığını anlattığı kitabı, onu ünlü yaptı. Bu son çalışmasında kötümserliğini yumuşattı, yakınmalarını kesti ve nasıl yaşanması gerektiğine dair akıllıca talimat verdi. Hayatın, “dünyanın yüzeyindeki küflü bir tabaka” ve “hiçliğin mesut istirahatinde işe yaramaz, rahatsız edici bir bölüm” olduğuna dair inancını hiç yitirmese de Parerga ve Paralipomena’da daha pragmatik bir yol izledi. Başka seçeneğimiz yok, diyordu artık, hepimiz yaşamaya mahkûmuz ve mümkün olduğunca az acıyla nasıl yaşamamız gerektiğini düşünmeliyiz. Mutluluğu her zaman olumsuz bir durumun ya da acının yokluğu olarak görüyordu. (Bu konuda Schopenhauer, Aristoteles’in düsturuna çok değer veriyordu: “Sağduyulular zevke değil acısızlığa ulaşmaya çabalarlar.”) "