On yaşındaki Ali, her okul çıkışı bu dükkanın önünde durur, camın arkasındaki deri ciltli kitaplara bakardı. Bir gün cesaretini toplayıp içeri girdi. İçerisi eski kağıt ve ahşap kokuyordu. Sahaf, gözlüklerinin üzerinden bakıp gülümsedi.
Ali bir köşeye oturdu.
"Gümüş Kanatlar" isimli kitabı açtı.
İlk sayfayı okuduğu an dükkan yok oldu.
Artık bir sahafta değil, devasa bir kartalın sırtında bulutların arasındaydı. Kitaplar onun için sadece kağıt değil, bedava birer uçak biletiydi.
Günler geçtikçe Ali ve sahaf arasında sessiz bir bağ oluştu. Ali her gün geliyor, dükkanın bir köşesinde hayallere dalıyordu. Sahaf ise ona bazen hiç bilinmeyen kıtalardan, bazen ise konuşan hayvanlardan bahseden gizli hazineler uzatıyordu.
Ali şunu fark etti:
Yalnız hissettiğinde bir dost.
Sıkıldığında büyük bir macera.
Merak ettiğinde ise sonsuz bir öğretmen.
Yıllar sonra Ali büyüdü ama o dükkandan aldığı heyecanı hiç kaybetmedi. Artık kendi kütüphanesi vardı. Kitapların sayfalarına dokunduğunda hala o eski sahafın kokusunu duyuyordu. Ali için kitap sevgisi, bir rafta duran nesneler değil, ruhuna ekilen sonsuz bir özgürlük tohumuydu.