Eray ve Selin, akşam yemeğinde karşılıklı oturuyorlardı. Masada her şey kusursuz görünüyordu: taze ekmek kokusu, hafif bir müzik ve özenle hazırlanmış yemekler. Ancak aralarındaki sessizlik, odadaki müzikten daha yüksek sesliydi.
"Günün nasıl geçti?" diye sordu Eray, gözlerini tabağından ayırmadan.
Selin derin bir nefes aldı. "Yorucuydu. İş yerindeki o projeyi biliyorsun, yine her şey üst üste geldi. Kendimi çok bunalmış hissediyorum."
Eray hemen atıldı: "Bence o kadar büyütmemelisin. Planlı çalışırsan her şey yetişir. İstersen sana bir Excel tablosu yapalım, önceliklerini sıralarsın."
Selin kaşığını yavaşça masaya bıraktı. "Ben plan istemiyorum Eray. Sadece... yorulduğumu ve biraz desteğe ihtiyacım olduğunu söylüyorum."
"E ben de destek oluyorum işte, çözüm sunuyorum!" dedi Eray, sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. "Neden her yardım teklifimi bir saldırı gibi algılıyorsun?"
Selin başını iki yana salladı. "Mesele yardım etmen değil. Mesele, ben 'canım yanıyor' dediğimde senin bana 'yara bandının markasını' anlatman. Ben duyulmak istiyorum, sen ise dosya kapatmak istiyorsun. Konuşuyoruz Eray, kelimeler havada uçuşuyor ama bir türlü aynı noktada buluşamıyoruz."
Eray sustu. Selin’in kastettiği şey bir mantık problemi değil, bir duygu paylaşımıydı. O an anladı ki; aynı dili konuşmak için kelimeler yetmiyordu, bazen sadece susup karşıdakinin kalbindeki yorgunluğu hissetmek gerekiyordu.
O akşam yemekten sonra Eray çözüm üretmeyi bıraktı. Sadece yanına oturdu ve "Anlıyorum, gerçekten zor bir gündü," dedi. İlk kez o akşam, kelimeler azalırken anlaşmak çoğalmıştı.
Bu hikayeyi derinleştirmemi isterseniz bana şunları söyleyebilirsiniz:
Hikayenin sonunu değiştirelim mi? (Daha dramatik veya daha umutlu?)
Karakterlerin mesleklerini veya ilişkilerini (arkadaş, kardeş, iş ortağı)