• Kaç kitap okuyunca âlim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan?
  • Öncelikle belirtmeliyim ki inceliğiyle mest eden bir kitap. Yalın ve akıcı anlatımıyla 1-2 saat içerisinde su gibi akıp gidecek ve nasıl bittiğini bile anlamayacaksınız. Uzun öykü niteliğinde bir eserle karşı karşıyasınız. Okurken zorlanmayacağınız konusunda sizi temin ederim. Sadece Hayalperest' in kendini ifade ettiği uzun tiradında yorulabilirsiniz zira o kısımda cümleler oldukça uzun ve şahısların takibi birazcık zorlaşabiliyor.
    İçerik olarak şahsım adına Dostoyevski'yi en romantik bulduğum kitaplardan birisi oldu. Hayalperest olarak adlandırdığı "tip" karşısında adeta Dostoyevski' nin özeline, şahsının derinlerine iniyormuşsunuz izlenimi uyandırıyor. Evet Hayalperest için "tip" nitelendirmesinde bulundum çünkü o da kendisini bu şekilde görüyor. Onun hayal gücü münzevilik ve tembellikle besleniyor. Kendinden üçüncü bir şahıs gibi bahsetmekten hoşlanan kahramanımız oluşturduğu metaforlarla bizi hikayesinin içine çekiyor. Anlattıkları karşısında Nasthenka gibi siz de zaman zaman tutulup kalabilirsiniz.
    Kitabın dörtte üçü sizin tahmin ettiğiniz yönde ilerlerken yazar son kısımda asıl hünerini gösteriyor. Beklenmedik sonları hepimiz severiz. Nitekim kitap da sürpriz bir kapanış yapıyor.
    Evet Hayalperest' imizin dört buçuk gününü okumaya hazır mısınız ?
    Küçük bir öneri: Nasthenka' ya çok kızmayınız onun yerinde biz olsak ne yapardık kim bilir ?
  • Herkese Merhaba,
    Size yeni keşfettiğim bir şeyden bahsedeceğim. İsmi Kitap Koala. Kitap satışı yapan ticari bir site. Fakat amaçları sokak hayvanları için ambulans ve sağlık timi kurmak. Ve yardıma ihtiyacı olan tüm hayvanlara yardım etmek. Henüz yeni sayılan bir kuruluş. Tanınmıyorlar. Eğer bu aralar kitap almayı düşünüyorsanız, sizde bu güzel amacın bir parçası olmak istersiniz, mutlaka göz atın.
    Siteyi ziyaret ettiğinizde "Hakkımızda" kısmında detayları inceleyebilirsiniz. Link: https://www.kitapkoala.com
  • Ermiş

    Bu tür felsefe kitapları nasıldır bilirsiniz. Yazarın etkilendiği felsefeciler ve akımlar, bir parçada kendinden birşeyler katmak ve üzerine biraz leblebi...
    Alın size bir kitap.
    Ne yazık ki bende müthiş bir aydınlanma olmadı. Bende şimşek de çakmadı. Maalesef kitap hayatımın dönüm noktası da değil. Ömrümden 30 dk gitti hepsi bu.

    Bu tarzı seven okusun...

    Vesselam.
  • Jerzy Kosinski henüz kendisini bu kitabı sayesinde tanıdığım polonyalı yahudi bir aileye mensuptur. . Adolf Hitlerin Şiddet içeren bildiri ve söylevleri 30'lu yıllarda ortalığı galeyana getirirken jerzy'nin babası soy isimlerini Kosinski yaparak doğuya bir yerlere taşınmış ve oğlunu tıpkı yeni doğan bir Hristiyan çocuğu gibi vaftiz ettirerek ailesini Almanların kıyımından kurtarabilmiştir. Genç jerzy babasının kendisine sürekli anlattığı bu hikayelerden ve Almanların yapmış oldukları yıkımdan etkilenmiş olacak ki gelecekte bir yazara dönüşerek bu kitabı yazacaktır...

    Gelelim kitapta anlatılanlara...
    İkinci dünya savaşı başladığı dönemlerde Nazilerin Yahudilere karşı aldıkları tavrı bilen Yahudi bir aile 8 yaşlarındaki çocuklarını uzak bir yakınlarının evine yaşama şansı artsın düşüncesiyle gönderir. Fakat bu yaşlı uzak akraba bir süre sonra ölür. Kahramanımız yaşlı kadının ellerini tutar ve soğuk olduğunu anlayarak üşümüştür düşüncesiyle evi ateşe verir. Ancak kadın ölü olduğu için tepki vermez ve ev yanar kül olur.

    Yangını haber alıp gelen insan kalabalığı genç kahramanımızı korkutur ve kahramanımız ormanın içine kaçarak izini kaybettirir. Bu aşamadan sonra ona her sahip çıkan aile kahramanımıza çingene ve yahudi lakabını takarak onu aşağılar, döver, hakaret eder ve her türlü ağır işleri yapması için ona verir. İlk sahibi olan büyücü kadından hayli beceri kapmıştır delikanlı. Bunu zaman zaman kullanmıştır. Talihinin yardımıyla çok fazla olumsuzluğu atlatmış ve bir Alman subayının insafıyla serbest kalmıştır.
    Günahkar bir kadının keçiyle ilişkiye girmesine tanık olmuş, takıntılı şizofrenik bir sahibi tarafından ilginç nedenlerle dövülmüş, aynı kişinin köpeği tarafından hırpalanmış, ısırılmış, Bir dülger tarafın işkenceye maruz kalmış, bir papazın yanındayken merdivenlerden kutsal kitapla yuvarlanıp dili tutulmuştur...
    1943 yılının sonlarına kadar hep bu şekil bir hayat sürmüş, ölümle yaşar arasında gidip gelmiştir. Savaşın sonlarına doğru son kaldığı köyden Almanlar çekilirken yıllarca Rus boyunduruğu altında kalan bu nedenle Ruslardan nefret eden ve Almanlar tarafından istenmeyen köyleri yağmalakla görevlendirilen Kalmuklar gelmişler, köyü harabeye çevirirlerken kadınların ırzına geçmiş ve karşı gelenleri öldürmüşlerdir.
    Delikanlı bu talan sırasında kaburgasından yara almış Kalmuklar geldikten kısa süre sonra köye giren Kızıl ordu birliklerince tedavi edilmiştir. Rus askerleri delikanlıya çok içten davranmışlar ve onu kendilerine bağlamayı başarmışlardır. Bu askerlerin içinde özellikle Mitya ve Gavrilla adında iki subay Kahramanımızın üzerine titremiş onun sağlığıyla bizzat ilgilenmişlerdir. Gavrila Delikanlıya bir sürü kitap hediye ederek onun eğitimine katkı sağlamış ve onu çok konuda aydınlatarak bilmediklerini çocuğa öğretmiştir. Çocuğun inanç kavramını kökünden etkilemiştir...

    Aradan bayağı bir zaman geçtikten sonra bir gün Gavrila yukarılardan gelen bir emir gereği Delikanlıyı bir yurda vermeleri gerektiğini anlattı kendisine. Çocuk ne yapacağını bilemedi. Tepinip durdu. Çaresiz kabul etti. Hazin bir ayrılık oldu. Dilsiz çocuğa bedenine uygun bir üniforma diktirdiler. Gavrila ona bir çuval kitap hediye etti. Ayrıldılar ...

    Gavrila yurtta kendisi gibi dilsiz biriyle arkadaş oldu. İlk günler her gece durmaksızın ağlayıp dövünürken bu arkadaşı sayesinde bir parça hayata tutunmayı başarabildi. Arkadaşıyla tüm gün dışarılarda beraberdiler. Yaramazdılar.

    Günlerden bir gün delikanlının ailesi yurda gelip çocuklarını buldu. Çocuk 11 yaşındaydı ancak 9 yaşında gösteriyordu. Anne baba çocuğu tanıyamadılar, delikanlı onları tanımıştı. Sırf Gavrilayı tekrar görememe korkusundan dolayı onları tanıdığını i belli etmemeye çalıştı. Baba çocuğun sağ göğüs altında ben olmalı deyince açıp baktılar. Bu çocuklarıydı...

    Evlerine döndüler. Delikanlı bir gün kayak yaparken yaralandı. Hastane de yatarken odada bulunan telefon gürültüyle çalmaya başladı. Kimse kaldırmıyordu ahizeyi. Delikanlı ağır ağır gidip kendisi kaldırdı. Ve yıllar önce klisede giden sesi geri geldi...

    Sıcak, kısa, içten ve etkileyici bir konu; benzersiz bir kalem ve tasavvur... Bir solukta okunacak nadide eserlerden birisi. 2. dünya savaşını, o yılların insanlar üzerindeki etkisini ve her ulustan milyonlarca insanın yoksulluk açlık ve acı dolu günlerini konu alan bir başyapıt... Alanında belkide ilk sıralarda sayılabilecek bu kitabı okumayanlar bir an önce temin etmelidirler kanısındayım. Güya zaman ilerlemektedir...

    Vesselam.
  • Yazarın yazdığı ilk ve son roman. Ayrıca İlk Türk gerçekçilik romanı denemesi... Ve bence ilk olmasına rağmen gayet başarılı. Bir takım eksiklikler ve gereksiz uzatılmış bölümler olmasa gayet eğlenceli bir roman. Ama dediğim gibi ilk olması bazı durumları gözmezden gelmemiz için yeterli.
    Osmanlının son dönemlerinin yaşandığı ve batıcılık kavramının ne denli yanlış ve yersiz algılandığının açık kanıtlarını taşıyan kitap Fransız seviciliği ve "Avrupalı gibi olmak" akımını da irdelemektedir. Bu yönüylede ilklerdendir.

    Gelelim kitaba...

    Bihruz bey babası vezir olan zengin bir miras yedidir. Bu zenginlik vefatıyla, tüm mal varlığını oğluna bırakan babasının eseridir. Babanın sağlığında aile sürekli iller gezmekte ve Bihruz beyin eğitimi aksamaktadır. Babanın son tayini çıktığında annesi Bananın yanında gitmek istemeyip oğluyla İstanbul'da kalmış ve genç Bihruz beyin yarım yamalak eğitimi böylece tamamlanmıştır.
    Babasının ölümü Bihruz beyde pek derin bir etkiye neden olmamakla birlikte aklı kıt mirasyedi birdenbire ne yapacağını bilemediği yüklü bir servetle ortada kalakalınca aklına gelen ilk şeyi yapmış paranın altından girip üstünden çıkmıştır. Kosa sürede babasının yıllarına mal olan varlığını tarumar etmeyi başarmıştır.
    Bihruz beyde nerden geldiği bilinmeyen bir takım istibdatlar bulunmaktadır. Bunlardan birisi Fransızca öğrenmek ve öğrenmek ve öğrenmek... Diğeri ise her türlü at arabası. Özellikle Lando ismi verilen pahalı ve gösterişi olan arabalar...
    İşte mirasyedimiz baba parasını un ufak edip borca bulandığı o dönemde, bir dostuyla kendi arabasında hergün biteviye tekrarladığı "kenti şöyle bir turlamak" isimli alışkanlığı gereği kısa seyahatini tamamlıyor ve yol üzerinde açılışı yeni yapılacak olan bir kent bahçesine de şöyle bir uğramayı düşünüyordu. Tam o esnada yanlarından Lando bir araba geçti. Bihruz bey arabanın içinde iki kadın olduğunu seçebildi. Ve arkadaşını arabadan savarak kadınların peşine düştü. Kent bahçesine giren kadınlar kendilerince havuz kenarında zaman geçirmeye ve Bihruz bey tarafından dinlenip izlendiklerini bilmeden kendi aralarında konuşmaya başladılar. Kadınlardan güzel olan periveş hanımın söylediği bir kelime Bihruz beyi derhal etkiledi. Ve kadına sarı bir gül hediye etme cesaretinde bulundu. Kadınlar olayın dalgasında olmaları bir yana bu çiçeği kabul ettiler ve oradan uzaklaştılar. Bundan cesaret alan Bihruz bey onların arkasından gitmeye ve Periveş hanımın "haftaya yine gelelim" sözünü sevgiliye verilen bir randevu gibi algılayarak sevinçten çılgına dönme seviyesine gelmiştir. Ertesi hafta tekrar gelen Bihruz bey bir hafta boyu genç kıza acıklı bir şiir karalamış, içli ve insanı sürükleyen bir mektup yazmıştır.
    Nihayet sözü edilen gün iki kadın gelir ve arabayla o yakınlarda dolaşmaya başlarlar. Bu araba adi bir at arabası olmakla birlikte Bihruz bey duruma pek aldırış etmez. Bir şekilde mektubu kadınlara verir ve kadınlar uzaklaşırlar. Bu olaydan sonra periveş hanım ortadan kaybolur. Bihruz bey iki ay onu arar, bulamaz. Bu sırada kızı tanıyan Bihruz beyin devlet dairesimde beraber çalıştığı bit genç Bihruz beye kızın öldüğünü söyler ve Bihruz bey için o andan sonra matem dönemi başlar. İşin açıkçası kız hafifmeşrep karakterde hoppa ve züppe birisi ve ilk gün yanında beraber geldiği kadın ise kötü bilinen bir kadındır. Tesadüfen Lando araba kiralayarak Bihruz bey üzerinde zengin, kültürlü, batı terbiyesi görmüş bir aile etkisi yapmışlardır. Delikanlının aşk acısı çekme nedeni budur. Öte yandan Periveş hanımın öldüğünü söyleyen arkadaş ise çocukluktan yalan söyleme alışkanlığı olan ve nadiren doğru konuşan bir tiptir. Yani Periverin ölme haberi gerçek değildir.
    Ancak matem gerçektir. Bihruz beyin duyguları gerçektir. Bu itibarla Genç mirasyedi yataklara düşer ölüm kalım savaşı verir. Kendini çok zor toparlar, vicdanını geç rahatlatır...

    Bir gün annesiyle Ramazan ayı münasebetiyle yazlığa taşınma kararı alır. Oralarda yalnız yürüyüşlere çıkma ve Periveş hanımın üzerinde bıraktığı boşluğun acısını kendi başına çekme hevesleri taşımaktadır. Bu yürüyüşlerin birinde Periveşle karşılaşır. Gözlerine inanamaz. Delirmiş insan haraketlerine bürünür. Kızın yaşıyor olmasına bir türlü inanamaz.
    Konuşma arasında kıza Lando arabanın nerede olduğunu sorar ve acı gerçeği yani arabanın kira arabası olduğunu kızın ve yanındaki soytarı kadının ortalık kadını olduğunu yüzü çarpılmış, kulakları uğuldar bir halde duyar... Ne yapacağını şaşısır. Tam o anda yanlarından bir Lando araba geçmektedir. Şöyle seslenir " pardon". Ve lando arabaya doğru koşmaya başlar...


    Vesselam.
  • Şibumi

    Şaşırtıcı bir kurgu, enteresan konu ve olaylar, özgün anlatım ve kuşkuya yer bırakmayacak ölçüde iyi bir son. Kitaba 9 puan vermemin nedeni ise hikayenin giriş konusunun gereksiz uzun ve yersiz oluşu...
    Nikolay hel babası alman annesi rus olan birisidir. Çinde yaşamakta iken 2. dünya savaşı patlak verir ve yaşadıkları şehir japon ordusu tarafından kontrol altına alınır. O sıralar Nikolay daha küçüktür. Alman babası çoktan almanyaya gitmiş ve bu kaçamak aşkın meyvesini ve bu meyvenin annesini unutmuştur. Günler sıradan geçerken bir gün japon general Nikolay ın yaşadığı eve talip olur ve kısa sürede eve yerleşir. Bu general ve Nikolay'ın ailesi beraber yaşarlar. General bu çocuktaki dehayı keşfeder ve annesi ölünce onu tokyoya değerli dostunun yanına gönderir. Nikolay burada zekasını derinleştirir ve hocasının gözdesi olur. Bu esnada satranca benzeyen Go oyununu öğrenir ve dehasını kanıtlar.
    Savaşın sonuna doğru Nikolay'ın hocası ölür ve çocuk sergüzeşt bir hayat sürmeye başlar. Birinin sayesinde iyi bir iş bulur ve generali öldürmek zorunda kalır. 3 yıl hücrede kalır ve burada hisleri normalin çok üstü de bilenir, keskinleşir.
    Bundan sonrası fransanın bir kasabasında geçer. Oradaki dostu le cagot ile mağaraların keşfiyle ilgilenir ve şatosunda hanayla yaşar. Hannah isimli bir dosrunun kızının sahneye çıkışıyla olaylar derinleşir ve sonuç olarak nikolayın hayatı topyekün değişir.
    Fibalde dostu ölüp, şatosu yıkılan nikolay şatonun tadilatı ve hanayla hayatının geri kalanını konuşur....

    Şurası kesin ki içinde felsefesi de olan bu kitap bana biraz enteresan geldi ancak baştada söylediğim gibi konu zengin ve olaylar akıcıydı. Bir çırpıda okuyup bitirdim.
    kitabı okuyacak olanlara tavsiyem, İlk bölüm bitene kadar sabrediniz. Sonra bitmese diyeceksiniz.

    Okunmalı...

    Vesselam...