Güller Özgen

her iyiliğin, her avuncun, bu sevgi dolu işkencecilerin ona yüklediği ve üzerine kurşun külçeleri gibi çöken, ödenecek bir borç olduğunu düşünüyordu. Eşit insanlar arasında, gönül borcu paylaşılan bir şeydi; onun, kendilerini sıradan olarak niteleyen ve yaşamayı başarma konusundaki korkunç güçlerinin ayrımında olmayan bu Titanlar’a duyduğu gönül borcu ise, yalnızca, kendini her zamankinden daha şaşkın, beceriksiz ve yalnız duymasına yol açıyordu
Reklam
“ama artık bu değnekle kendi kendini dönüp cezalandıramayacaksın
“Belirtilerin, hastalığın, gizlerin var olması için pek çok neden var. Bunların çeşitli bölümleri, yönleri, birbirini besliyor, iç içe geçip birbirlerini güçlendiriyor. Böyle olmasaydı, filan ilaçtan yüklü bir doz verir ya da kısa bir hipnoz yapar, sonra da ‘Haydi, delilik, çek git!’ derdik ve iş çok kolay olurdu. Ama bu belirtiler birçok gereksinmenin ürünü ve pek çok amaca hizmet ediyorlar; bunları yok etmeye çalışmak onun için bu kadar üzücü oluyor. ”
Yalan söylememize hiç gerek yok –gerçek hiç de dayanılamayacak kadar kötü değil.
Y araları iltihaplanmış, kokuşmaya başlamıştı ama bunu kimse fark etmiyordu. Deborah düşündü: Çünkü gerçekte bizi görmek istemiyor
Reklam