“Sana hiçbir
zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir
zaman kusursuz bir adalet vadetmedim…
”
(Birden, Nümberg’deki hastaneden kaçıp bu
gamalı haç-kentinin içinde kaybolduktan sonra,
hastaneye geri dönüp sert, alaycı, sinir bozucu
bir kahkaha atarak,
“Sholom Aleichem, Doktor,
onlar benden daha deli,
” diyen Tilda’yı
hatırlamıştı.)…
“ve hiçbir zaman huzur ya da
mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün
bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda
yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek
gerçeklik savaşım. V e sağlıklı olmak, gücünün
yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip
etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan
şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük
gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır…üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer
olur!”
Hobbs çevresinde gördüğü delilikten
korkuyordu, çünkü kendi içinde olan bir şeyin
uzantısıydı bu delilik. İnsanların gerçekte
olduklarından daha da deli ve tuhaf olmalarını
istiyordu, o zaman kendisini, kendi eğilimlerini,
dağınık düşüncelerini ve gerçekleşmemiş
özlemlerini hastaların tam olarak gelişip patlak
vermiş deliliğinden ayıran sınırı görebilirdi
çünkü.
Hastaların çoğunda bir başka insanın zayıf
yanlarının nerede yattığını ve ne denli büyük ve
zorlayıcı olduğunu neredeyse ilk bakışta
anlamak gibi olağanüstü bir yetenek vardı.