Bazen Celâl ismi gizlenip Cemâl ismi azam mertebede tecelli eder, sevgi, şefkat ve merhametiyle güzel ve hoşa giden ne varsa verir ve gösterir mahlûkatına. İster ki çokça övülüp kendisine çokça şükr edilsin.
Bazen Cemâl ismi gölgede kalıp Celâl ismi heybet ve haşmetle işler. Alemler çalkalanır. Güneşler alevler saçar, dağlar sarsılır ve titrer, denizler kabarıp dalgalanır, rüzgârlar ve fırtınalar kükrer. O vakitler İzzet ve Azamet Sahibi ister ki, şuur sahipleri, olan-biten hadiselerdeki yücelik ve büyüklüğünü hayretle idrak edip kudretine boyun eğsin ve yine Kendisine sığınsın.
Kâinatın küçük misali olan insan da, mükevvenatta açığa çıkarılmış bütün Cemâli ve Celâli tecellilere mazhardır.
Ömrümüz boyunca yaşadığımız, maruz kaldığımız, gördüğümüz ve şahit olduğumuz halleri korkmadan, kaçmadan, sarsılmadan, tevekkül ile, kavi, hakiki ve güçlü bir imanla “Ana korkma! Cenab-ı Allah Hakim’dir ve Rahim’dir” denildiği haldeki idrak ile karşılamalıyız.
Her iş ve oluşta, cereyan eden hadiselerde, İbrahim Hakkı Hazretlerinin meşhur Tefvizname şiirinde, “Hak şerleri hayr eyler / Zan etme ki gayr eyler / Arif A’nı (O’nu) seyr eyler / Mevlâ, görelim neyler / Neylerse güzel eyler” dediği gibi, O’nun (cc) yapıp ettiklerinde hikmetini ve kudsi maksadını anlama gayretiyle Allah’a tevekkül ederek iradesine teslim olmak kulluğun edebi, en güzeli ve selâmetlisi olsa gerek.