Kitabın her sayfası, her cümlesi, her anı bana tanıdık geldi.Belki İsviçre de ikamet etseydim sorardım kendi kendime; Acaba gerçekten böyle yönetilen ülkeler günümüzde hâlâ var mı diye ? Neyse, kitaba baktığımız zaman bu kadar sade bir dille, bu kadar kısa bir kitapta, bu kadar doğru şeyler anlatmak her yazarın yapabileceği bir şey değildir. George Orwell’ın ise bu kadar başarılı olabilmesinin sebebi ise edebi kişiliğinden çok, yaşadıkları olsa gerek. Biz Orwell’ın sosyalist olduğunu biliriz lâkin Orwell bu kitabında bütün kimliklerinden kendini soyutlayıp sadece hakkı savunduğunu görüyoruz. Anlıyoruz ki sosyalizm
de amaç değil araçtır, asıl amaç halktır, haktır. İsterse iktidara sosyalist gelsin, onu faşist olmaktan ayıracağı şey attığı naralar değil, yaptıklarıdır. Keşke herkes Orwell gibi düşünebilse de Siyasetçilere ya da İdealara elifini elifine bağlı olmaktansa doğruya, güzele elifi elifine bağlı olsa. Keşke herkes sırf kendi tarafında olduğu için bir kişinin söylediği yalana, iftiraya, yaptığa düzenbazlığa göz yummasa. Napolyon sırf kendi iktidarı için, suçsuz hayvanları, kendi halkından olan masum hayvanları, köpeklerine parçalattı. Halkın içinden bir kişi de ses edemedi. Ses edemedi çünkü vatan haini ilan edilecekti. Zalim kral Napolyon’un birde yalakası Squealer vardı. Sırf daha fazla arpa yemek, bira içmek için özgürlüğünü satan Squealer... Hayatını zalim kral Napolyona yalakalık yaparak hatta ve hatta taparak geçirdi, Bay Jones’in elinden kurtulsa ne olurdu, biraz daha fazla bira içse ne olurdu ? Ruhunu sattıktan sonra. Squealer her zaman her şeyin daha iyi olduğunu söylüyordu, hayvanlar aş istedikçe o rakamlar getirdi, hayvanlar şikayetçi oldukça o her şeyin iyiye gittiğini söyledi. Oysa ki rakamların hiçbir önemi yoktu. Günümüz Türkiyesine çok