Gizli cennetleri şimdi tam bir cehennem… ateşin sardığı ağaçlar hâlâ yanıyor, mağaranın çevresinden dumanlar yükseliyor. Her yer hayvan leşleriyle dolu, her ağacın yanında, her taşın yanında bir koyun, bir sığır, bir at, bir eşek ölüsü var. Sıcak bastırmış, her yer sıcaktan alev alev yanıyor. Sabahtan beri susmayan silahların gazabı yeri göğü sarmış, silahlar cehennem sıcağını kusmuş etrafa.
Şimdi ne kuş sesleri duyuluyor, ne çiçek kokuları. Her yere ölüm kokusu sinmiş…
Kevok, boynu bükük bir güvercin, boynu bükük bir genç kız. Yorgun ve hasta. Sessizce önüne bakıyor. Gözleri yuvalarına kaçmış, boynu bükülmüş, yüzü sapsarı, solgun. Örüklerinden biri omzundan önüne sarkmış. Uzun ve siyah örükleri, gecede kayan iki yıldızın bıraktığı iz gibi. Kevok sessiz, hep sessiz; kara toprak gibi, parlak yıldızlar gibi, ışık saçan ay gibi, soğuk mezar gibi, ölünün başucundaki taş gibi sessiz.