Bu benim insanlar son yaklaşma çabamdı. İnsanlarin beni dibine kadar düşürmesine rağmen onlardan ne yaparsam yapıyım kopamiyor gibiyim. Görünürde herzaman gülümsüyor olsamda içeride çaresiz mücadeleyle debenleniyorum, bir ipte yürüyorum, ter içindeyim, onları eglendirdikce felaket ihtimali her an yaklaşıyor. Artık insanlar arasında yaşamayacağımdan şüphelenmeye başlamıştım. Ne başkalariyla tartışabilir nede kendimi savunabilirdim. Biri beni eleştirdiği an, ilk düşüncem karşımdakinin tamamen ve bütünüyle haklı olduguydu. Ne istediğim sorulduğu anda hiçbir şey istemez olurdum. Ne olursa farketmez, nasıl olsa beni mutlu edecek birşey yok düşüncesi beni ele geçirirdi. Aynı zamanda birseyi ne kadar az istesemde bana sunulan hiçbirseye hayır diyemezdim. İstediğim ve istemediğim şeyler arasinda bile seçim yapacak gücüm yoktu. Başkalarının evinin kapısı benim için ilahi komedyadaki cehennem kapılarından farksızdı. Acımı tasiyan kalp artık kurumuştu. Artık tam anlamıyla insanlığımı yitirmiştim. Acı duyma yetimi bile kaybetmiştim. Gerçek korkak mutluluktan bir korkar. Pamuk yün bile yaralar onu.