TEFEKKÜR
Dalıyorum yine, belli belirsiz düşüncelere;
Bir cevap bulamıyorum, yerli yersiz suallere.
Düşüncelerim hep aynı yerde son buluyor,
Bu sonla hayatın pek de anlamı kalmıyor.
Bir dem kopuyorum muğlak düşüncelerimden,
Seyrediyorum insanları, açık penceremden.
Acep var mıdır aralarında, benim gibi düşünen?
Acep anlayan olur mu, bu garip hâllerimden?
Birden yüreğimi tarifsiz acılar kaplıyor,
Akabinde gözlerime yaşlar doluyor.
Soruyorum sonra, bana benden yakın olana:
Gerek var mıydı, bunca tantanaya?
Nitekim var mıdır bizlere merhametin?
Bizleri bu kadar âciz kılmakla nedir niyetin?
ALDANIŞ
Yaşadığını sanıyorsun, sadakatten pek uzak;
Atfedilen her bakış yalan, hep tuzak.
Sevgiyi bulduğunu sanıyorsun, sevgisiz yüreklerde;
Gerçek sevgi ne yerde ne gökte, sadık yüreklerde!
Saygın olduğunu sanıyorsun; bîhaber, saygısızca.
Bulamazsın, sandığını bile paran olmayınca!
Bir yarış sanırsın da yaşamı, koşarsın hiç usanmadan;
Fark etmezsin, beyhude geçer ömrün hiç yaşanmadan!
Yoğun düşünce sekansları arasında parça parça kareler olarak beliren muğlak görüntüler, yakınımdan geçen uzak simalar ve bilhassa da her zamankinden farklı görünen kaldırım
taşları zihnime girdiği gibi çıkıyordu. Ama aklımda da hep
bir parça olarak kalacaklardı. İçinde bulunduğum pürmelâl
hâlimin anısını taşıyacak işgüzar bir görüntü olarak ebediyen
kalacaklardı.