Kaybedilmeye elverişli bütün dileklerde musibet, geçici olan her şeyde acı ve keder, imkansız olanı ummakta üzüntü ve dert, her güvenliğin sonunda bir korku vardır. Zira korku hisseden kişinin zihni karışıktır, ma'kul davranmaktan da acizdir. Bu yüzden biz diyoruz ki: Bir insanın nefsi, kendi varlığına ait olmayan şeylerle kendisini meşgul ediyorsa onun ebedi hayatı yıkılır; üstelik fânî hayatındaki yaşayışı da ona dert olur; hastalıkları çoğalır; acıları dinmek bilmez.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şunu da akıldan çıkarmamalıyız ki, müşterek menfaatlerden olup da bizim elimizde bulunan her şey, bir Hak Sahibi'nin bizdeki emanetidir ve bu şeylerin yaratıcısı, aziz ve celîl olan Allah, hak sahibi olarak, dilediği zaman emanetini geri alabilir ve dilediği bir başkasına verebilir. O, bu emaneti, böyle dilediği birine vermese dahi, o nimet bize asla geri dönecek değildir.
Yine düşünmeliyiz ki, biz bir şeyler kaybetmiş veya bir şeylerden mahrum kalmışsak, başka pek çok insan da aynı şeylerden mahrum kalmış, daha birçok insanın da kayıpları olmuştur. Bu insanların her biri, kaybına veya mahrumiyetine razı olmuştur; mutluluğunu sergile- mekte ve kederden uzak kalabilmektedir
...böylece kendisine kötülük etmiş olduğundan, câhil ve acımasız hatta tam bir zâlim sayılır. Çünkü o, başkasına zarar verdiği zaman câhil ve zâlim kabul edildiğine göre bu (zararlı) fiili bizzat kendisine yapması daha fenadır