Milyonlarca kisi benimkinden bile daha durgun yaşamlara mahkumlar ve hepsi de kaderlerine karşı sessiz bir isyan halindeler. İnsanların toprakla örttüğü nice hayat yığınlarında kim bilir ne denli isyanlar mayalanmaktaydı?
Ve tüm sınırları aşarak, kulaktan dolma bildiğim ama hiç görmediğim o koşuşturmalı dünyayı, o hayat dolu şehirleri ve yöreleri görmemi sağlayacak bir görme gücümün olmasını istiyordum ...
....ama daha farklı ve daha güçlü iyiliklerin mevcut olduğuna da inanıyordum. İnandığım şeyleri de gözlerimle görmek istiyordum.
“Usta ile çırak, çilt ile kitap, zarf ile mazruf, geçmiş ile gelecek... hepsi iç içe. Her biri diğeri olmadan eksik, birlikte anlamlı, biri olmadan diğeri yitik...”
Doğrudur, ellerinde para ve güç vardı ama bunun bedeli olarak göğüs kafeslerinin içinde sonsuza dek onların karaciğerini yırtıp koparacak ve akciğerlerini çekiştirip didikleyecek olan bir kartal ya da bir akbaba barındırıyorlardı. Bu kartal ya da akbaba onların mülkiyet içgüdüsünün ve her daim başkalarının tarlalarına ve mallarına göz koymalarına, sınırlar çekip bayraklar asmalarına, savaş gemileri ve zehirli gazlar üretmelerine ve sadece kendilerinin değil çocuklarının da hayatını gözden çıkarmalarına yol açan elde etme ve sahip olma hırsın ta kendisiydi.