KUDÜS... Allah (Azze ve Celle)’ın bizzat kitabı Kur'an-ı Kerim’de "Mukaddes "ve "Mübarek" dediği şehir... Nebiler diyarı, Müslümanların ilk kıblegahı, İsra ve Miraç durağı... İçerisinde Müslümanların üçüncü haremi olan Mescid-i Aksa’yı barındıran şehir... Büyüklerin semalarda inşa edilip yeryüzüne indirilen şehir olarak tarif ettiği, arzın en güzel süslerinden biri olan şehir... Üç semavi din içinde kutsal olan şehir... Bugün ise Müslümanların kanayan en derin yarası...
PEKİ, NEYDİ KUDÜS’Ü BU KADAR GÜZEL VE ÖZEL YAPAN ŞEY?
Rabbimizin ilahi kelamında "Mukaddes" ve "Mübarek" olarak damgalaması mıydı Kudüs’ü böylesine güzel yapan? Yoksa insanların ve cinlerin hükümdarı Hz. Süleyman (As.)’ın, demire yön ve şekil veren Hz. Davud (As.)' un, Allah’ın Halili, dostu Hz. İbrahim (As.)’in, Ruhullah olan Hz. İsa’nın, güzeller güzeli Hz. Yusuf’un, Hz. Yakup’un, Hz. Musa ve Hz. Harun’un, Hz. Nuh ve Hz. Zekeriya gibi peygamberlerin (Aleyhisssalatü vesselam) hayatlarının bir döneminde bu güzel şehirde Allah’ın kullarını tevhide çağırması, Kudüs’ün cadde ve sokaklarında yürümesi, gülmesi, o güzel kokularını bırakması mıydı Kudüs’ü bu kadar güzel ve özel yapan? Hatem’ül Enbiya olan Allah’ın Habibi Peygamber Efendimiz Muhammet Mustafa (sav)’nın İsra durağı olması mı? O kutlu Nebi Miraç’a yükselirken başını Rasulullah’ın ayağının altına koyması mı? Yahut cümle peygambere orada imamlık yapması mıydı onu böyle güzel ve özel yapan? Hz. Ömer (r.a)`in kapısından yürüyerek girmesi mi? Selahaddin Eyyubi’nin onu Haçlı işgalinden kurtarana kadar bir tebessüm bile etmemesi miydi? Yavuzların, Kanunilerin, Abdülhamitlerin ona hizmet etmesi miydi onu böylesine güzel yapan? Kalbinde Mescid-i Aksa’yı barındırması mıydı yoksa? Kubbetü’s Sahra mıydı onu böyle güzel kılan ya da Nureddin ZENGİ minberi