Bu kitabı okuduktan sonra eğer olaki yemeğe oturursanız hatta su bile içerseniz 40 sefer düşünebilirsiniz. Kitap o kadar çok bilgi içeriyor ki bir süre sonra Soner Yalçın’ın bu kadar bilgiye sahip olup hayatta olması beni derin şüphelere düşürdü. Neyse bunu geçelim.
Kitap Cesur Yeni Dünya’dan sonra okuduğum bir kitap oldu güzel tesadüf. Burda bitmiyor, CYD’de de anlatılan dünyanın neredeyse bir adım gerisinde olduğumuzu bir güzel anlatıyor kitap. Şu an Türkiye’de 10 kişiden birisinin antidepresan kullanmasının,çeşitli bir sürü psikolojik problem yaşamasının, fıtık, diyabet, üstüne hastalığın sebebinin tam olarak bilinmediği hastalıklar vardır(fibromiyalji, ibs vb. depresyonda sayılabilir) bunları neden yaşadığımızı şu şekilde anlatmış; “İnsan yediği şeydir” sözüyle. Organik besleniyorum diye havasından geçilmeyen insanların bile aslında yıllar önce genetikleri değiştirilmiş tohumların büyümesinden meydana gelen besinleri yediğini, hatta bu organik sertifikasını almak için de yine paşa paşa gidip ABD’de den sertifika alınması gerektiğini bilmeyenlerin kendini avutma şekli.
Yani iki ucu ateşli değnek. Hazır gıdadan kaçsan organik pazarının içine zaten ettiler. Her sene biliyorsunuz birkaç besin TV’de aynı anda internette ünlü oluyor. Yararları keşfediliyor. Bütün diyetisyenler, prof. denilenler reklam yapmaya başlıyor. Halbusemki onlar içindeki bütün faydalı hammaddeleri alındıktan sonra bize posası yedirilen çöpler. Son zamanlarda örneğin; zerdeçal, chia, ejder meyvesi vb vb. bir sürü şey sayılabilir. Bunları bize sattıktan sonra organik tohumları da kendi ambarlarında saklıyorlar ve nüfusun bu %1’i dediğimiz kesim bunlara erişebiliyor sadece.
Biz de her hastalandığımız da hastanelere koşalım böyle işte. Sistemin yetiştirdiği doktorların eline düşüyorsun, etrafınıza