Saklı Seçilmişler (Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti)

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.474
Gösterim
Adı:
Saklı Seçilmişler
Alt başlık:
Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981900
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
Bir film düşün.
İlk sahne sıradan bir olayla başlar.
Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın.
Dehşete kapılırsın.
Film biter. Etkisinden kurtulamazsın.
Korkarsın.
Bu kitabın yazım sürecinde ben bunları yaşadım.
İlk sahne:
Altı yıl önceydi.
Medyaya her cümlesi yalan olan bir haber sızdırıldı.
Peşine düştüm..
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

"BU KİTABI OKUYUNCAYA DEK, DiLEDİĞİNİZCE DOYA DOYA YİYİN , İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !!"

Evet bonibon sever kardeşlerim ve "HEY GİDİNİN APAYRILARI" ..Alayınıza selam olsun .. Yine uzun bir inceleme olacak .. Dediler ki uzun yazma az kısa tut..Ama böyle bir kitabı kısa bir şekilde size anlatmam imkansız .. Hani cidden imkansız .. Şu inceleme altında size anlatacaklarım kitabın % 2 ' sini falan ancak verecek ama emin olun merakınızı da cezbedecek .. Bu kitabı , kitap fuarında türlü çingenelikler yaparak arşive kattım .. Atatürkçü Düşünce Derneği de satıyordu..4 lira daha ucuz deyince hemen oraya dadandım tabii ..2 masa üstü takvim , bir dolu ayraç falan ..Kaçar mı ? Kınamayınız !! O 4 liralar birikip nice 4 bira parası ediyor inanamazsınız .. Her işin başı iktisat.. Ne demiş eski GADDAR Türk atalarımız : Sıçanın sidiği değirmene kardır ( AĞIZ BURUN KIVIRMA BENİ KENDİNE BULAŞTIRMA !!) ... Şimdi şuraya kadar okuduğunuz bu girizgah ile bakın bir de güzel atasözünü silinmemek üzre beyninize nakşettiniz .. Yazarla devam edelim .. Biliyorum ki bazılarınız muhalif olmasından dolayı pekte sevmiyor bu adamı .. Olabilir ! Normaldir ! Ama karşıt fikirleri de okuyun derim .. Zaten biraz sonra anlatacaklarımla sanırım okumak isteyecekseniz ..

İncelemeye bir şehir bir de ülke ile başlayalım .."KIRŞEHERDEYİZ!"
Ne var burda ?
Burası esasen Osmanlının ilk günlerinde , hatta ondan da öncesinde Ahiliğin can damarının attığı bir merkez .. Günümüz kooperatif ( together as one su getir kezban tribi... bir elin nesi var iki elin sesi var , yardımlaşma falan fistan gülistan..) zihniyetinin temellerinin çook önceden atılmış hali burda uzunca müddet hayat bulmuş.. Hala da soluk bir nabızla atıyorsa da devam ediyor ..
Şimdi bir de aklınıza Hollanda'yı getirin ..Ne geldi aklınıza ? Laleler ! Başka ? Red Light District =P Başka? E hadi müzeler falan .. Bakın ben size sayayım Hollanda denince akla gelmesi gerekenleri ..

*Hollanda süs bitkileri ihracatında dünya birincisi... (AL SANA LALE ! OSMANLI DEDELERİMİZ GİBİ SARAYDA YETİŞTİRİP SEYRETMEMİŞLER...)
*Sebze ihracatında dünya birincisi...
*Süt ihracatında dünya üçüncüsü .. .
*Kırmızı et ihracatında dünya dördüncüsü...
*Sıvı-katı yağ ihracatında dünya dördüncüsü...
*Tarım ihracatında dünya ikincisi...

Biz sanırım tarım ülkesi olarak adlandırılıyorduk bir zamanlar değil mi? =))

KONYA KADAR YÜZÖLÇÜMÜNE SAHİP BİR MEMLEKETTEN BAHSEDİYORUM ! ALOO!!! Nasıl oluyor bu ? Nasılını anlatayım .. Bu gavur kısmı herşeyi ilime bilime dayandırdığı , yağacak olan yağmura sebep Nisan ayında yağmur duasına çıkmadığı için her işleri sistematik biliyorsunuz ..Ar- Ge denilen kavramı biz henüz bilmiyorken bu gavur oğullarından Michael Sandown adlı bir amca 1800'lerde bizim topraklara geliyor ..Kayseri, Sivas, Niğ­de, Nevşehir ve Kırşehir' de incelemeler yapıyor .. Bir bakıyor ki bizde Ahilik diye bir kavram var .. Kısaca herkesin üstlendiği bir iş gücü ve sahası mevcut tarımda.. Bundan baya baya etkilenip geri dönüyor Hollanda ' ya...Kooperatifleri kuruyor.. Sonuç : YUKARDA YAZDIKLARIM .. Ha ama Osmanlı ' da boş durmuyor tabii!! Hakkını yemeyelim .. 1850lerde bakın Osmanlı ne tip önlemler alıyor ..
*Çoban , evet yanlış okumadın ÇOBAN İHRACATINA (?!?!?!?!) yasak getiriliyor ..
*Sakız çiğnenmesi yasaklanıyor..
*Kadınların kaymakçı dükkanlarına girmeleri yasaklanıyor ..( Abdülaziz ' in çekirge fermanı var yazsam bir tane nefes alan kalmaz aranızda .. Kafadan totaliniz imamın kayığına binersiniz .. yazmayayım =)) )
Ben, Tuco Herrera ki bakın ben yani.. Böyle İŞSİZLİK GÖRMEDİM !Neyse geri dönelim , konu dağılmasın .. Laleyi zaten bizden aldıkları bir sır değil .. Peki ya angora kazaklarının macerası ? Şimdi İngilizlerin diye bilinen bu kazakların isminin esasen Ankara Tiftik keçilerinden geliyor olması ? Nasıl diye sormayın .. Yukarda KABAK gibi duran lale örneğinden yola çıkarsanız taşlar yerine oturur .. Sadece bu mu ? Bu bizim vurdum duymazlığımız diyelim ve bir başka konuya geçelim .. Köy Enstitüleri ..

Korkudan Korkmak incelememde (#27268771) üstü kapalı da olsa bahsettiğim için uzun tutmayacağım .. En büyük amaçlarından biri modern tarımın ne olduğundan habersiz Türk insanına tarımı öğretmek , köy yerinde eğitim vermek olan bu kuruluşların Adnan Menderes ve saz arkadaşlarının tekerine çomak soktuğu için kapatıldığını bilmem biliyor musunuz ? Bizim için cidden büyük bir kayıp..Hem eğitimsel , hem tarımsal boyutta .. Kapatılma sebebi mi ? Bir tanesi için ileri sürdükleri bahaneyi yazayım buraya ..

"Hasanoğ­lan Köy Enstitüsü'nün müzik salonuna havadan kuşbakışı ba­kınca 'orak' şeklinde!" Yani burda komunizm propagandası yapılıyor .. Kızlı erkekli eğitim veriliyor .. Namus ve din elden gidiyor .. Bu topraklarda McCarthycilik modası asla bitmez tükenmez ASLA GEÇMEZ! Yapılacak iyi şeylerin hepsinin yolunu komunizm şiarı ile kesmek bizim örf ve adetimiz olmuş .. Sonuç olarak tüm bunları diye diye sonuçta tarımı bitirdiler .. Ve bakın samanı Uruguay' dan , eti Sırbistan' dan ithal eder hale geldik .. Mercimeğin anavatanı Anadolu ! Kanada bizden aldığı mercimeğin genleriyle oynayıp soğuğa dayanıklı bir başka tohum elde etti .. Bugün mercimekte ve pek çok tahılın ihracatında Dünya' da tekel ..Bugünlerin temelleri 1950 lerde Menderes hükümeti döneminde yapılan ikili antlaşmalarla atıldı .. Aldığımız ve üzerinde "uzanan ellerin" olduğu süt tozu tenekeleri ile bize yaptıklarını belirttiğim incelememde yazdım.. Peki bunların ardında esasen kim/ kimler var? Oltadaki Balık Türkiye diyen Rockefeller sülalesi , DuPontlar ve 8 - 10 büyük TRÖST sahibi .. Rockefeller 'ları az çok biliyorsunuz .. Dünya' da petrol ve petrolle alakalı tüm yan sanayiinden Gdo lu ürünlere , psikolojik savaş araştırmalarından tutun da AMERİKA MERKEZ BANKASI - DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ - BİRLEŞMİŞ MİLLETLER gibi pek çok oluşumun sahibi (ya da bunların ardındaki görünmez el ).. CIA 'i bir dönem fonladığı su götürmez bir gerçek.. Ve ne diyordu kendisi : ""Sahip olmak hiçbir şey­dir; kontrol ise her şey. Eğer ülke hükümetlerini kontrol etmek istiyorsan, ülkedeki tekelleri kontrol etmeli, eğer uluslararası tekeller veya karteller kurmak istiyorsan bir dünya hükümeti kurmalısın.. "Petrolü kontrol edersen ulusları, yiyeceği kontrol edersen insanları kontrol edersin!"

Gelelim Dupontlaraaa.. Rockefeller nasıl ki bir petrol tröstü ise , bu sülalede barut ve patlayıcıda dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tekeli en büyük tröstü..Bakın yaptıklarından birkaçını sayayım ..

*Birinci Dünya Savaşı'nda müttefik ordularının toprakların­dan ateşlenen barutun yüzde 40'ı DuPontlar tarafından üretildi.
*İkinci Dünya Savaşı'nda atılan atom bombası DuPont fabri­kasında üretildi..
* Tokyo'da evler tahtadan olduğu için bombardımanlarda gereken verimi alamadıklarından dolayı Napalm olarak bilinen yangın bombasını bu amcalar ürettiler.Yani Tokyo katliamında kullanılan Napalm Bombasının mucidi de bu adamlar ..Sadece son 2 madde itibari ile 500BİN insan katlettiler Japonya' da .. Ve seneler sonra Dupontların Japon Expo Ticaret Fuarı'nda sattığı ürün ne biliyor musunuz ? ATEŞE DAYANIKLI TEKSTİL ÜRÜNLERİ !!! Bunu JAPONYA GİBİ BİR YERDE YAPABİLİYOR ADAMLAR !! Heriflerdeki caniliğin , küstahlığın boyutlarını anlamanız açısından da biraz uzun yazıyorum .. Buraya kadar okuyanlar zaten bana lazım olan kesim ..

Şimdii.. Biri PETROL ,diğeri BARUT ve Patlayıcı Tröstü iki sülale ..Bu insanların bizim yediğimiz gıdalarla ne alakası olabilir ? Tohumculuk (ve araştırmalarında ) , her türlü ilaç sanayiinde ( tarımsal - bitkisel , insani ve hayvansal) , petrolde , insanlara sağlanacak kredilerde sürekli DİRSEK TEMASI ile çalışan bu insanların amacı ne ? Soner Yalçın bu kitapta bir yerde aynen şunları diyor ..

"Bir taşla kaç kuş vuracaklar:
ı) Tohumlarını satacaklar...
2) Tohumlarını kullananlara gübre ve ilaç satacaklar...
3) Tohumlarını ekenlere petrollerini satacaklar...
4) Parası olmayanlara kredi verecekler...
5) Bu tarım felaketi sonucu hastalananlara ilaç satacaklar... Hep aynı soruyu tekrarlayacağım:
Tüm bunları Rockefeller gibi küresel şirketler SADECE PARA KAZANMAK İÇİN Mİ YAPIYOR? Ülkeleri boğazlarından kendilerine bağlamak için mi yapıyor? Başka? .
Hastalık saçan "ölüm tohumlarının" dünya tarlalarına dağı­tılmalarının gizli amacı yok mu?
Evet, bu kitabın yazılma amacı işte bu soruya yanıt bulmak­tır..."

Birbirleri arasındaki bağları okudukça delirmemek elde değil ..

Bu işleri çok uzun müddettir takip eden , araştıran biri olarak sadece şunu söylüyorum sizlere : BU KİTABI OKUYANA KADAR DiLEDİĞİNİZCE , DOYA DOYA YİYİN İÇİN GÜZEL KARDEŞİM !! ZİRA BİZİ TEK KURŞUN ATMADAN HEM FİZİKSEL HEM DE İKTİSADİ YÖNDEN TAKIR TAKIR ÖLDÜRÜYORLAR ..

Biliyorsunuz Ramazan Bayramı kapıda ...baklava alacaklar ..HUUUU!!! Baklavanın içinde gördüğünüz ve antep fıstığı sandığınız o yeşil partiküllerin aslında dondurulduktan sonra çekilmiş ve düşman hatlarının ardına sızmış ajanlar misali yufkaların arasına girizgah yapmış bezelye ve mercimek olma ihtimali olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi bilmem ! E madem kuruyemiş dedik ...

Bonus da Ersen ve Dadaşlardan gelsin ..

BAHÇEDE KURUYEMİŞ ! KİM YEMİŞ KİM YEMEMİŞ ?!?!

https://www.youtube.com/watch?v=LZGnYO6upyQ

(Bu arada girişteki CİĞERİ SÖNÜK KLAVYE ÖMÜRDEN HER DİNLEYİŞTE 5 SENE ÇALIYOR !!)

ESEN KALIN , İŞSİZ KALIN !!
Yazarımız diyor ki: “Bir film düşün. İlk sahne sıradan bir olayla başlar. Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın. Dehşete kapılırsın. Film biter. Etkisinden kurtulamazsın. Korkarsın.”

Bende diyorum ki: “Filmin size tanıdık olduğunu ve gerileceğinizi, korkacağınızı bilmenize rağmen Pandora’nın kutusunu aralama dürtüsünün size hâkim geldiğini düşünmenizi isterim. İşte benim içinde böyle bir şeydi, kitabı elime aldığımda beni bekleyenleri az çok bilmek ve bilmediklerimi öğrendiğimde de ne derece tepki vereceğimi görmekti merakımın çoğunu işgal eden bu duygu.

Kitabi ilk elime aldığımda, bir elimde duran ve beni konu olarak daha çok kendisine çeken Vatikan (José Rodrigues dos Santos) Saklı Seçilmişleri bir, en fazla bir kitap ertelememe sebepti. Muhakkak okumam konusunda bir arkadaşımın da tavsiyesine uyarak başladığımda, kendisinin de bu hususta ne kadar haklı olduğu kanaatine vardım.

GELELİM KİTABA ve GÖRÜŞLERİME…
Bu kitabı okuduktan sonra, yorum yapıp yapmayacağım arasında ikilemde kaldım. Bir yanım yap, bir diğer yanım ise yap ama destekli yap diyordu. Yap diyen yanım, aklıselim davranarak, elinden geldiğince düşünceni ve içeriğini aktar diyordu. Ya diğer yanım? Tufanlar koparıyor ve öyle bir yorum yap ki, gelmiş geçmiş ve bugün hala etkin olarak görevde olan tüm insanlara en ağır şekilde ver veriştir diyordu. Eğer yorum yapmazsam bu eseri okumuş olmamın ne anlamı olacaktı ki?! Ben iyi olan tarafı dinledim ve olum bir şekilde biraz kitaptan birazda benden katarak bir şeyler karaladım. Aşırı agresif ve eleştirisel bir yorum yaparak burada farklı düşünceden olacak insanları da kışkırtmak istemedim. Sanmayınız ki korktuğumdan ya da çekindiğimden. Hayır, tam aksine! Onlarında bunu okuyarak biraz olsun olanlardan haberdar olmasını ve belki de konu hakkında bilinçlenmesini istedim. Belki bu sayede dikkatlerini çeker, bu gerçekten muhteşem ötesi araştırma kitabını okumalarına sebep olurum diye düşündüm. Evet, gelelim sadede…

Yazarımız çok güzel bir yaklaşımda bulunarak, konuya ışık tutacak şekilde bu organizasyonun aktörlerini, aktörlere koruma kalkanı olan ülkeleri ve bu ülkelerde yaşayan önemli şahsiyetleri bir bir kaleme almış. Para ve gücün kontrolünü elinde bulundurarak, elit şahsiyetler ve aileler dışında olan tüm insanlığı kontrol altına alabilmek adına, ABD ve AB destekli küresel baronların daha çok kazanç hırsı ile kurduğu kirli bir düzen ile karşı karşıyayız. Bu kirli çıkar ilişkileri öyle bir yapısal düzene sahip ki, her ülkede yerleşik yerel işbirlikçi patronlar ve politikacılar ayarlanarak veya bunları destek ile iktidara getirerek kurulmuş hükümetlere kadar uzanabiliyor (Not: Bakınız günümüz kabinesi ve iş adamları…). Böylesi bir organizasyonu bir araya getirir de rahat durur musunuz? Elbette kendinize yeni düzende destek vermek için Dünya Bankası, IMF ve Dünya ticaret örgütü adlı örgütleri finanse ederek kurar ve onları da bu küresel oyuna dâhil edersiniz. Bu gibi dünya çapında örgütlerin tek amacı, ulus devletleri sonlandırmak, o ülkelerin tarımını bitirerek insanlarına zehirli kimyevi gıda ürünleri yedirmektir. Tüm yapılan bu uygulamaların aslında farklı bir amacı vardır! Bu örgütlerin tek amacı para mı? Her şey para demek mi? Hayır, hayır! Her şey beklenenden de ötesi bir amaç için…

Eğer benim paylaşımlarımı sıklıkla takip edenleriniz varsa ben gerek paylaşım, gerek yorumlarımda hatırlarsanız hep bir nüfus popülasyonundan bahsederdim. Yazarımızda bu kitabını yazarken, bu gibi dünya çapında hizmet edenlerin amaçlarını deşifre etmek için peşlerine düşmüş ve kendince sonuca ulaştığında da adeta dehşete kapılmıştır. Ülkemiz ve dünya üzerinde yaşayan düşük gelirli insanlara kasıtlı soykırım yapılarak, onların gözünde biz fakirleri gıda ile öldürmek istiyorlar. Bizleri günlük yediğimiz yiyeceklerle, kullandığımız eşyalarla ve yasal olan zorunlu aşılarla kısırlaştırıyorlar. Gebelik sürecini ciddi manada etkileyen GDO’lu (genetiği değiştirilmiş organizma) mısır üretip dünya piyasasına sürerek, tarım ve gıda firmaları ile doğumu kontrol altına almak ve kontrol altına alınan doğumdan dünyaya gelen çocuklarımızın da ömrünü belirlemek çabasındalar. Yetmedi piayasaya sürmüş oldukları sözde kolesterol haplarıyla aracılığı ile de biz insanların cinsel hayatlarını bitiriyorlar.

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Nazi Almanya’sı, Almanya’nın 1933 ile 1945 yılları arasında, Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi idaresi altında dünyaya salınan korku ve İkinci Dünya Savaşı geldi aklıma. Biliyorum, ne ilgilisi alakası var diyorsunuz. Fakat bu benim aklımdan geçenlerden ve onlardan daha öncesine kadar gidiyor. Evet, daha derine gitmeden, bu iki büyük savaşın finansörlerinin yine bu elitler olduğunu ve özellikle bu ürünleri imal eden, dünya çapındaki yiyecek ve ilaç firmalarının Adolf Hitler’in destekçisi olmalarının bir tesadüf olmadığını yazacağım size! Adolf Hitler asla tek başına bir Adolf Hitler olmadı. Onun böylesi bir Tiran olmasına sebep olan kişiler ve etkenler vardı. O bu sahnelenen oyunda sadece bir baş aktördü. Peki, dünya üzerinde bu yaşananlar sizce sadece bir tesadüften mi ibaret? Dachau, Bergen-Belsen, Buchenwald, Sachsenhausen, Auschwitz-Birkenau ve diğer yerlerdeki toplama kampları ele geçirilene dek, o zaman diliminde devasa gaz odalarında insanlar topluca infaz ediliyordu. Bugün? Bugün ise devasa gaz odalarına artık gerek yok. Bu küresel elitler tüm bunları gıda terörü ve sağlık sistemi ile yasal yollardan biz insanları yok etmek için vekilleri aracılığı ile yapıyorlar. Yeteri miktarda parası olmayan fakir insanlar ise düzenli ve sağlıklı beslenemediği için ölüyorlar. İşin özü şu ki, bu katliamcılar kendileri için “Novus ordo seclorum”, yani; yeni dünya düzeni’ni kurma peşindeler.

Ülkemizde birçok insanın zihninde sadece zeytin ağaçlarının kesilmesi hadisesi yer edinmiş ve kalmıştır. Dönemin Başbakanı Turgut Özal ile ülkemiz topraklarında başlayan büyük tarımsal kıyım ile ileriye dönük ciddi öneme sahip milli stratejik tarımı adeta el birliği ile yağlı urganda astılar da gömeni olmadı. O dönemde teknolojik gelişimi iyi takip eden ABD ve AB, endüstriyel tarımı keşfetmişlerdi ve her daim pazar payında hâkimiyeti bir diğerine kaptırmak istemiyor ve ellerinde olan üretim fazlası malları satmak için yeni pazarlar keşfetme çabasındaydılar. İşte Türkiye bu yeni pazarın içerisinde yer alıyordu. İşte size öne çıkan sonuçlar; Türkiye’nin 1980’lerde tarım ihracatı 2 milyar, ithalatı ise 51 milyon dolardı. Fakat ithalat 1999’da 3 milyar 93 milyon dolara ulaştı. Bugün ise ithalat 16,5 milyar dolara ulaştı. Fakat ne Özal nede Erdoğan bu konuda eleştirilmedi.

Üretimde tarımsal ürünlerimiz bize yeter diyen Türkiye, yaptığı yanlış politikalar sonrasında akla gelebilecek her türlü tarımsal ürünü ithal eden bir ülke halini aldı. 16 yıldır görevde olan iktidar ise bu politikayı ve Türk tarımına ihaneti halen sürdürmektedir. Dikkatinizi buraya verin güzel insanlar!!! Ülkemiz göz göre göre, kasıtlı olarak bir felakete sürükleniyor ve yok olmaya doğru gidiyor. Bunu fark eden küresel zehir tacirleri de elbette bunun için elinden geleni yapıyor. Bu durum sadece Türkiye’de ülkemiz topraklarında değil, Güney Kore ve Japonya’da da var. Burada hayatlarını zor şartlar altında sürdüren insanlar evlerinde değil dışarıda yemek yiyorlar. Bunun başlıca nedeni ve sebebi ise evde yemek yapma maliyetleri artık dışarıya göre çok çok daha pahalı olduğu için.

Dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama bunun Türkiye’de de geri kalır yanı yok. Burada amaç bizlerin kanserli, hastalıklı ve ömrü kısa bir toplum olmamızı sağlamak. Aşırı Fast Food (hazır gıda) tüketen bireyler de şişmanlama, zekâ geriliği ve yüksek oranda kanser riski bulunuyor. Bu durum ABD Senatosu tarafından açıklandı. Yazarın özellikle kitabında dikkatinizi çekmek istediği şeyler başlıca; Ekmek, süt, yoğurt ve pirinç gerçekten bildiğiniz geleneksel üretimden elde edilen şeyler olduğu mu? Ya da bir laboratuvar ortamında gıda mühendisliği harikası kimyasal bir ürün olup olmadığı mı? Burada söz konusu olan bazı basit gıda hilelerinden bahsetmiyorum bile. Yani sorunun kaynağı biz insanların düşündüğünden çok ama çok daha büyük! Yazar bize uzun raf ömrü olan yiyecekleri anlatıyor ve bunları tüketip tüketmemenin bize bağlı olduğunu ifade etmek istiyor. Fakat dünya üzerinde bulunan çoğu yoksul insanların başka alternatifi olmadığı için bilinçli ve kasıtlı bir şekilde en ucuza satılan yiyeceklere yönlendirildiğini anlatıyor.

“Ayrıca mısır şurubu elde etmek için cıva kullanılıyor! Türkiye’de 10 yılda diyabet hasta oranları %7,6’dan %13,4 yükseldi. Hatta insanları büyük bir kısmı bu hastalığın farkında olmadan hayatlarına devam ediyorlar. Kesinlikle bu konuda çok dikkatli olun…”

SONUÇ ve ŞAHSİ DÜŞÜNCEM:
Okudun ve gördün ki hedefte sen varsın. Sevdiklerin, eşin, çocuğun ve birinci derece yakınların var. Önüne tercihler koyulduğunda, sistematik olarak psikolojik manipülasyona maruz kalıyor ve doğru tercih ettiğini sanarak yanlış tercihte bulunuyorsun. Buna ben bile dâhil olduğumu düşünüyorum ve şu aşağıdaki düşünceyi eklemek istiyorum;

Eğitim ile zekâ arasında bir fark vardır.

Eğitim: Öğrenmene izin verilen, bilmen gereken, bilmek zorunda olduğun ve bilmeye mecbur bırakıldığın dır.

Zekâ ise: Senin zorunda bırakıldığın bir şeyleri öğrendiğinde, sana öğretilenin doğruluğunu sorgulaman ile başlayandır.

Bizler gerçek hayatta gördüklerimizi, öğrendiklerimizi ve etrafımızda olanları sorgulamazsak, önümüzdeki süreçte de başımıza çorap ören çok olacaktır. Aramızda yıllardır süre gelen bir geleneği devam ettiren birçok “Saklı Seçilmiş’ler” var. Bu seçilmişler kimliklerini, renklerini, dinlerini ve etnik kökenlerini bu uğurda saklamayı çok iyi bildiler ve son zamanda kendilerini sağlanan yasal imtiyazlar çerçevesinde artık saklamaya bile lüzum görmemekteler. Artık işlerinin bürokrat ve politikacılar aracılığı ile daha da kolaylaştığının, neredeyse kimsenin onlara bir yaptırımda bulunamayacağının farkındalar. Eğer bizler vakti zamanı geldiğinde, yapacağımız tercihimizi gördüklerimiz ve öğrendiklerimizi birleştirip analiz etmeden, sadece ana akıma (medya) inanarak, mahalle baskısına kapılarak yaparsak, gerçek anlamda bir tercih yapmamış olacağız ve çocuklarımızın da geleceğini tayin ederek onları da bir felakete sürükleyeceğiz. Bilinçli bir toplum olarak etrafımızda olan bitenlere dikkat etmemiz gerekli diye düşünüyorum. Bizlere ne sunuluyor ve yaşatılıyorsa, bunların kesinlikle kasıtlı olduğu kanısındayım ve Amerika eski başkanı Franklin D. Roosevelt'in; “Siyasette hiçbir şey tesadüf değildir. Bir şey vuku buluyorsa o şeyin önceden planlandığından emin olabilirsiniz.” Sözüne kesinlikle katılıyorum.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.934 Oy)19.863 beğeni45.458 okunma3.481 alıntı192.243 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.715 Oy)9.673 beğeni27.141 okunma2.002 alıntı125.737 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.764 Oy)8.376 beğeni23.931 okunma954 alıntı95.476 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.232 Oy)9.222 beğeni27.513 okunma2.929 alıntı121.347 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.921 Oy)9.193 beğeni30.131 okunma922 alıntı146.302 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.275 Oy)6.626 beğeni17.610 okunma2.943 alıntı90.161 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.990 Oy)11.785 beğeni29.552 okunma1.683 alıntı154.662 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.213 Oy)5.663 beğeni18.191 okunma1.146 alıntı63.711 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (6.366 Oy)7.092 beğeni20.795 okunma781 alıntı116.971 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.720 Oy)8.182 beğeni22.249 okunma4.416 alıntı136.606 gösterim
İlk incelemem !!

Aslında biraz geç oldu vakit buldukça okuduğum kitap olarak elimden geldiği kadar siz değerli arkadaşlara incelemeye sunmam için benden inceleme isteyen Kevser hanıma teşekkür ederim

Gelelim kitaba

Araştırma ve birikimin sonucunda okunması gereken akıcı ve sade bir kitap ( bazı yerler aynı olduğu için sıkabilir ) araştırmacı gazeteci Soner YAYÇIN Dünyayı yöneten zenginler, aile şirketlerinin fakir toplumların üreme,gelişme,kanser,hormonal bozukluk,şeker,obezite gibi hastalıkların ürünlerin yani mısır,pirinç,buğday,yoğurt,peynir,hayvan etleri,hayvanların beslendiği yem gibi ürünlerle nasıl oynandığı ne gibi değişiklikler yapıp insan sağlığında nelere yol açtığını ve bu sorunların 1980 ve daha öncesinden çalışmalar yaparak Afrika ülkelerinde 10 yılı aşkın süre denenip daha sonra geçmiş dönem iktidarları ve günümüz iktidarları zamanında Türkiye gibi büyük bir tarım ülkesine de tohum,hayvan yemi, ithal hayvan ihracat ederek toplumun büyük bir kesimini hastalıklara sürükleyen tehlikeleri konu alan hayretler içerisinde aaaa buda mı bu şirketlerin ürünüymüş diyeceğimiz daha sonra yeme konusuna şüphe ile yaklaşacağımız bazı yerlerde pür dikkat bazı yerlerde ise sıkılarak okuyacağınız kitap olmuş.
İncelemem de hata,spoiler,noktalama işaretleri gibi sorunlar için siz değerli okurlardan özür dilerim =)
İyi akşamlar sevgili 1K ailem :)) .Uzuuuuuuuunnn zamandır aklımdaydı bu kitabı okuyup bitirmek!!! Evet henüz okuyup bitirmedim..Oysa ki kitabı aylar öncesinde (when ı was a student) öneri üzerine! ( İYİ Kİ de önermiş incelememin sonunda söyleceğim kimin önerdiğini az biraz işe heyecan katalım =))) ve büyükk bir istekle ,sanırsam her zaman olduğu son paramla BOLU<3 (cağnnim ikinci memleketim) 'dan almıştım..Her neyse falan filan..
Sabah, soğuk evimizde gelin -görümce oturup magazin programina full -dikkat focuslandığımız anda hemen Tv'nin yan tarafına konuşlanmış kitaplığımızda duran SARI RENKLİ "ŞAHESER" dikkatimin bir den o yöne kaymasına sebebiyet verdi!!!! Artık bu kitaba bir inceleme yazmalıyım dedim ZİRA çok içimden geldi... Tüm bunları düşünürken bir yandan da üşüyorumm.Buralara kış erken geldi..Annemle verdiğim SOBA muhabersinden de malup olarak ayrıldım yarın kurulacakmış..ı hope!!! Yoook kimse üşümüyor muş taa kış mı gelmiş miş te vs vs... Tüm bu gereksiz hadiseleri neden anlatıyor demeyinn!!!! Birazdan kitapla bağdaştırıp incelemeye intro yapacak yer arıyorum kendime :)))
Sahi neden üşürüz?? Havaların soğuk olması bunun bir nedeni olabilir..ON THE OTHER HAND -yediğimiz,içtiğimiz- ürünler besinler..(Orda bir duralım işte !!! Bu kitap yediğimiz,içtiğimiz,KANDIRILDIĞIMIZ konular üzerine yazılmış..) belki de yeterli gelmiyordur vücudumuza biz sadece kan yapmıyordur vs vs ..
Yazacak o kadar çok şey var ki nerden başlasam bilemiyorum..En iyisi bizim SOBA'yı kullanalım.. Biz Şimdi bu soba gürül gürül yansa bizde üzerinde çayımızı kaynatıp yanında kedi gibi kıvrılıp ısınsak fena mı olur -_- ? Biz küçükken annemiz bize tandırda pişirdiği yufka ekmekleri sobanın üzerinde ısıtır üzerine bir güzel ineklerimizden sağıp yaptığı tereyağı sürüp kahvaltıda verirdi ... NE DE GÜZEL OLURDUUU!
Güzel şeyleri anlatırken " Simple PAST tense " kullanıyorum.-güzel olan şeyler geçmişte - kaldı tıpkı lezzetli yemeklerimiz gibi.. Süte yoğurda hiç bulaşmadan şu EKMEK le başlayalım işe.. Sofralarımızın,hayatımızın Önemli bir bölümünde yer alır ekmek..BAŞTACIDIR desem yalan olmaz hani..
Ekmek bildiğimiz üzere UN'dan yapılır..( yazarken heyecanlanıyorum BECAUSE çiftçi çocuğu olduğum için hayatımın çoğu yani yazın insanların HOLİDAY diye adlandırdığı kısmı tarlada geçtiği için!!!! tarla,toprak işleri hemen dikkatimi çeker)
Eeeee bu ekmeği şimdi fırıncı pişiyor bizler yiyoruz babamda ekmeğin oluşabilmesi için her sene bu zamanlar tarlaya buğdayları ekiyor!! Peki babam ne ektiğini biliyor mu? Buğday ektiğimizi düşünüyorduk =((
Ta ki bu kitabı okuyana kadar..Genetiğini bozup bize sattığı ürünleri biz ekiyoruz ,sizler /bizler yiyoruz sonrada şifa bulacağımiz yere zehirleniyoruz...
Yazacak o kadar çok şey var ki A DOSTLAR!!! Bu kitabı incelemek haddime olmaz hadi diyelim incelemeye kalktık küçük bir kitap daha çıkartırız o kadar derin o kadar güzel bir kitap...
Kısaca şuraya okuduğum kısmı birkaç cümle ile özetleyim fazlada uzatmak istemiyorum..
* ele alınan tarım dosyası başlı başına olay zaten!! Pirinç,buğday,mısır ve daha niceleri hepsi üzerine tuzaklar kurulup ,genleri bozulup önümüze zehre dönüştürülmüş olarak çıktı.
* tavuk konusu yine aynı şekilde tavuk değil canavar yiyoruz
* Kitapta dikkatimi çeken ve okuduğum günden beri aklımdan çıkmayan bir dipnotu eklemek istiyorum..IRKÇI HARİTALAR... Galiba uluslarasi ilişkiler okuduğum için bu baya dikkatimi çekti haritalar bizim en temel araçlarımız ve odalarımızı süsleyen en güzel süslerdir..Uzun uzadıya ne olduğuna girmek istemiyorum birileri hem bizi zehirliyor hemde algılarımızla oynuyor..OYUNA GELMEMEK lazım
* dünyaya hükmeden ailenin adını anmazsam ne biçim okudun kitabı dersiniz ROCKEFELLER para kimde diye soracak olursak oklar hiç şaşmadan bunları gösterecektir..
Birileri bize oyunlar oynadı..BİRİLERİ BU OYUNLARI GÖRMEZDEN GELDİ..
Güzelim ülkemiz DIŞA BAĞIMLI hale getirildi.. Sürekli artılar atacağımız yere her gün bir (-) daha koyduk.. El alem gelişip büyürken biz ya kapattık ya özellestirdik..
[Daha yazacak çok şey var ama uzatmak istemiyorum uzadı gibi de ..kitapla kalın =))
bu güzel kitabı bana önerdiği içinde sevgili Tuco Herrera 'ya çok teşekkür ediyorum..bende nacizhane sizlere öneriyorum alın OKUYUN OKUTUN..=))
İlk kitap incelemesine başlıyorum, hatalar affola. Kitabın, daha başında olmama rağmen, evet; bizim seçen değil, seçilen olduğumuzu farkediyorum. İnsan vücudunun binlerce yıllık evrim sürecinde alışageldiği gıdaların haricinde, müdahele edilerek (bkz. GDO) , biz farkında olmadan, sofralarımıza sürülen gıdalar aracılığıyla nasıl zehirlendiğimiz detaylarıyla veriliyor. Bu gıdalara alışık olmadığımız için, alınan gıdaları vücut yadsıyor ve bağışıklık geliştiremediğimiz için haliyle hastalıklara kapı açıyoruz. Yediğimiz yoğurdun, sütün, çikolatanın, bisküvi vb. birçok ürünün neoliberalizmin gerektirdiği şekilde, raf ömürlerinin uzatılarak ve akabinde yüksek kâr amacı güdülerek ne şekilde zehirlendiğimiz; temel gıdalarımızın tohumlarının, küresel sermayenin kontrolüne geçerek ithal tohumlarla tarımcılığın bitirildiği ve o tohumları ‘kullanmak zorunda bırakıldığımız’ gerçeği ve daha birçok unsur ilk otuz sayfada kendine yer buluyor. Bütün bunları “Gıda Terörü” başlığı altında inceleyebiliyoruz. Peki, bütün bunların amacı nedir? Biz neden bu teröre maruz bırakılıyoruz. Siyasilerin rolü ne? Kitap hepsinin altını çiziyor.

***
Kitapta bahsedilen en önemli meselelerden birisi de; “Petrolü kontrol et, ulusları kontrol et; gıdayı kontrol et, insanları kontrol et.”
Artan nüfusla beraber birçok sorun ortaya çıkıyor: Tüketimin artması, doğayı hunharca katletmemiz, betonlaşma, kaynakların tüketilmesi/tükenmeye yaklaşması şeklinde örnek verebiliriz. Burda nüfus üzerinde özellikle duruluyor. Yani insan unsurundan bahsediyorum. İnsanları kontrol etme amacına hizmet edenler, resmen biyolojik savaş açmış durumdalar. Ne yapılıyor, neye neden oluyor dersek: İnsanlar, neye mahal vereceğini bilmeden çeşitli gıdaları tüketiyor. Bunun sonucu olarak ortaya kısırlık, kanser ve birçok hastalık çıkıyor. Doğal, organik, genetiğiyle herhangi bir şekilde oynanmamış gıdalara ulaşmamız bir şekilde engelleniyor ve küresel güçlerin istediği gıdalara-zaruri olarak- yönlendiriliyoruz. Nüfusun yoğun olduğu(Çin,Hindistan vb.) yerlere fabrikalar açılıyor, tüketim kültürünü değiştiriyorlar. Artan nüfusa, mevcutta üretilen gıdaların yetmeyeceği düşüncesinden hareketle kendi ürettikleri, zehirli, hastalıklı gıdaları insanların sofralarına kadar ulaştırmayı yeğliyorlar ve başarılı da oluyorlar. Amaç açlığa çare olmak, herkesin karnının doymasını sağlamak mı? Hayır. Amaç; nüfusu azaltarak kontrol altına almak. Nüfus kontrolünün haricinde başka şeyler de oldu/oluyor. Irak’ta, sosyalist Baas iktidarı döneminde ülkeye giren/zorla sokulan gıdalar insanları öldürdü ve nüfusu kontrol etme amacı doğrultusunda hareket eden, küresel zehir saçan-başta ABD’den olmak üzere- şirketler şeytani amaçlarına biraz da olsa ulaştılar.
Bu şirketler ülkelerin tohumlarını alıp, yokedip yerine kendi ürettikleri kısır hibrit tohumlarla kendilerine bağımlı hale getiriyorlar. Tarladaki ürüne zarar veren organizmaları öldürsün diye kullanılan “pestisit” isimli kimyasal, hasattan sonra ürüne zarar veriyor. Havaya karışabildiği için solunum yoluyla da insanlara, hayvanlara zarar veriyor. Ama biz bunların ne kadar farkındayız, tahmini güç. Kitap tüm bunlara cevap niteliğinde. Diğer taraftan “cüce buğday” denilen, genetiği değiştirilmiş olan buğday türünün içinde oldukça fazla gluten olup, insanoğlunun da fazla glutene karşı gerekli sindirimi sağlayamadığı, bunun sonucunda da ince bağırsakta arpa, çavdar ve yulaf gibi diğer tahıllar da dahil olmak üzere içerdikleri fazla glutene karşı kronikleşen alerjik hastalık “çölyak hastalığı” ortaya çıkıyor. Genetiği değiştirilmiş tahıl ürünleri vücudun glutene olan dayanıklılığını yok ediyor. Bu durum bilinmekte iken American Diabet Assocation (Amerikan Diyabet Derneği) ısrarla tahıl ürünlerini öneriyor. Neden? Cevabını ve daha fazlasını kitapta buluyoruz. Neyle karşı karşıya olduğumuzu görmek adına okuyalım, okutturalım.
Okuduğum İlk Soner Yalçın kitabının geldik ürpertici ve sinir bozucu inceleme köşesine,bu kitap ayrıca first inceleme –araştırma enlemine geliyor benim için.Öncelikle Soner yalçın beyefendiye bu konularda emeği geçtiği için teşekkür etmeyi borç bilirim.Kalemine sağlık.İncelemem –SPOILER- içerecek kusura bakmayın.Kitap Cumhuriyet Dönemindeki Atatürk’ün milli tarım politikalarından 1983 seçimlerinde Özal’ın başa gelerek nasıl tarım-gıda düzeninin bozulduğunu anlatıyor.Özal iktidara gelince biliyorsunuz ki ithalat vergilerini kaldırarak gıda emperyalistlerin şu an ki Türkiye’mizin bütün tarım,yiyecek,içecek sektörünü komple içine almalarını sağladı.”Ölüm İmparatoru” Rockefeller ve hepimizin “iyilik meleği”diye tanıdığımız Microsoft Bill Gates gibi isimlerin saman altından su yürüttüklerini işte bu kitapçıkta belgeleriyle göreceksiniz. Neler yiyoruz ve bizi nasıl “aptallaştırıyorlar” her sayfasında şok olacağınız okudukça “yemeyi bırakamayacağıma göre acaba kitabı okumayı bıraksam mı”düşüncesine kapılacağınız bir eser.Soner Bey en son işte bu kısım beni çok ürküttü Öjeni (Üstün ırk)’den bahsediyor ki ben hiç bu terimi daha önce bu yaşıma kadar duymamıştım.Nedir bu terim dersiniz kendimce söyle açıklayayım:İnsan ırkı ıslah edilerek “uygunsuz ırklar” yok ediliyor!Yani,doğal/kaliteli beslenemeyen yoksullar dolaylı yoldan yok edilmek isteniyor!hayat hakkı tanınanlar ise,dünyayı yöneten belirli şirket ve onların hizmetçileri olacak! Bugün ise herkesin üzerinde düşünmesi gereken soru şu:
GDO’lar biyolojik harp silah mı?
Kimyasallar atom bombası mı?
Hedef dünya nüfusunu azaltmak mı?
Benim değerli incelemelerim bu kadar çok uzun oldu lütfen sonuna kadar okuyun.Kitaplığınız da bu şahane esere yer vermenizi tüm halkıma öneririm.Sevgilerimle….
Son söze gerek var mı?
Acilen bu küresel biyolojik savaşın farkında olmak gerekiyor.
Acilen ulusal tarım politikasına ihtiyaç var.
Acilen ulusal sağlık politikasına ihtiyaç var.
Acilen Atatürk’ün gösterdiği yolda ulusal bağımsızlığı yeniden yaratmaya ihtiyaç var.
Yoksa…
Sizi de, çocuklarınızı da, torunlarınızı da hızla öldürüyorlar!
BÜYÜK TEHLİKENİN FARKINDA OLUNUZ…
Sayfa: 475

Ben aslında inceleme yazmayı düşünmüyordum. Ancak dehşet verici gerçekler, gıda terörü, sağlık terörü ve insan soyunun planlı ve hızla yok edilişini görmek adına bence her dünya vatandaşının okuması gereken bir araştırma kitabı olmuş. Emeğine sağlık Soner Yalçın bu son sözlerinize bende naçizane şunu eklemek istiyorum; Mahmut Esat Bozkurt gibi ön görülü devlet adamlarına da çoooooooooook acillllllllll ihtiyaç var!!!!
Küresel şirketlerin şeytani oyunlarıyla insan sağlığı hiçe sayılıyor.Gıda emperyalizmi ile öjen felsefesi amaçlanmaktadır.Zehirli kimyasallar hayatımızın her alanına girmiş bulunmakta.
Bu kadar da olmaz dedirtecek .Okunması ve okutulması gereken bir kitap.
Soner YALÇIN güzel bir kitap' a daha imza atmış. Araştırma ve birikimin sonucunda okunması gereken akıcı ve sade bir kitap olmuş. Soner YALÇIN farklı konulara parmak basan, bilgili, araştırmacı bir yazar. Böyle kişiler pek yetişmiyor. Kıymetini bilmek lazım... Kitap da GDO lu ürünlerin günümüz deki etkileri ve bu güne nasıl gelindiğini, Dünya yı yöneten sayılı aile şirketleri ve zenginlerin fakir toplumların üremesini engellemek, kontrol altına alabilmek için 19YY. dan itibaren geliştirilen akıl almaz projeler... Yiyecek sektörün de tek düzeliğe nasıl gelindiği, hazır yemeklerin üretim maliyetini düşürmek için kanserojen maddeler katılması vb. bir çok bilgiyi içermektedir. Okuyun ve okutun...
Kitaba rastgele başladım desem inanır mısın bilemem... Haberlerde falan duymuştum ekmek-gluten ve NBŞ'yi. Zaten doğal beslenmek için elimden geleni de yapıyorum. Domateslerim, biberlerim, yoğurt, süt falan derken ama ben neler yiyormuşum.... !!!!
Rockfeller ailesinin dünya üzerindeki felsefesini anlatmış Soner Yalçın... Giderek savaşmadan dünya nüfüsunu nasıl azaltırım ?
Kitap tamamen bunu işliyor. Araya siyaset de girmiş tabiki AKP'nin tarım, sağlık politikasına eleştiriler var. Taaa Marshall yardımıyla başlayan ABD manda ve himasine giren bir ülkeden bahsediyor. İnanın anlatacak o kadar şey var yaz yaz bitmez. Genel kültür için dahi okunur bu eser. 500 sayfa ve altlarda çok fazla dipnot var. Kızdığım nokta devamlı aynı şeyleri tekrar etmesi olmuş. Biyologlar, Ziraat Mühendisleri mutlaka okuyup burada, bu platformda bizi bilgilendirmeliler diye düşünüyorum. Mutlaka vardır 1000Kitap'ta. Eğer anlatılanlar gerçekse nasıl bir çözüm üretmeliyiz. Kendi sağlığımız içim okumalıyız bu eser. Mutlaka bakın diyorum. Katılıp katılmamanız Soner Yalçın'a ap ayrı bir konu ama anlatılanlar gerçekse durum çok ama çok vahim. Hepimiz hıphızlı bir şekilde ölüme doğru gidiyoruz. Hele gençler aman ne yediğinize, içtiğinize dikkat edin. Paket yiyecek ve içecek içenler !! Süt,et,yumurtayı bol tüketenler... Kitabın incelemesi çok uzun olacak daha fazla uzatmak istemiyorum ne olur okuyup tartışınız ! Mutlak tavsiyedir.
Okudum okumasına ama yemek yemekten resmen soğudum. Dünya önlemini yine almış bize de çamur içinde debelenmek kalmış belli ki. Inşaat sektörünü yakınen bildiğimden gıda farklı olmasa gerek diyorum. Sıfır kontrol ve tamamen çıkar ilişkisi. Yazık bu millettin evlatlarına diyerek bitirmek istiyorum. Bizim aptallığımızın bedelini küçücük bedenler ödeyecek yine
#SaklıSeçilmişler
#SonerYalçın
#kırmızıkediyayınları
Soner Yalçın’ın okuduğum ilk kitabı(bu ayıp bana yeter ).Sağolsun geniş bir araştırma yaparak Küresel şirketlerin şeytani oyunlarıyla insan sağlığını nasıl hiçe saydıklarını gözler önüne sermiş .
Yaşadığımız yüzyılda oynanan oyunları ,insanlık İçin yapılmış korkunç planları okudukça anladım ki aslında biz hepimiz Siyon kuklalarıymışız... Yıllarca Orucun neyin bozduğunu araştıracağımıza keşke genetiğimizi neyin ve kimlerin bozduğunu araştırsaymışız
Anlaşılan benim doktorum bu kitabı okumamış (hediye etmek şart oldu ) , yoksa sadece sağlığım İçin sigarayı bırakmayı değil ,bitkiler gibi fotosenteze geçmem için kafamı ütülerdi ...
Neyle karşı karşıya olduğumuzu görmek adınaokuyalım,okutturalım
Öldürülüyoruz hey HALKIM ............
Oğlumla bir gün Beşiktaş çarşıdayız; ayran içmek istedi. "Ayran neden yapılıyor," diye sordum. Bu sorumu tuhaf bir yüz ifadesiyle "yoğurt" diye yanıtladı.

"Aldığın ayranın içindekiler bölümünü oku bakalım yoğurt var mı," diye sordum. Okudu. Yoğurt yoktu. Yoğurtsuz ayran!
Soner Yalçın
Sayfa 10 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017)
Genetiği değiştirilen buğday, vücudun gluten dayanıklılığını yok ediyor ve çölyak hastalığına sebep oluyor. Bu ise,hazımsızlık, iştahsızlık, saç kaybı, halsizlik, depresyon,baş ağrısı, kısırlık, romatizmal hastalıklar, vitamin yetersizlikleri, vücut döküntüleri gibi semptomlara sebep oluyor
Soner Yalçın
Sayfa 52 - Kırmızıkedi
Biz ise hala bir dünya markası çıkarmış değiliz. Laf üretiyoruz sürekli. Hala 100 yıl öncesinin teknolojisiyle yerli-milli otomobil üretmekten bahsediyoruz. Jet Fadıl'ın "yaptığı" otomobilden medet umanların ülkesi burası!
Skandal… Skandal…
Ne yazık ki siyasetin gündeminde bu skandal yok.
Oysa bu, insan sağlığının hiçe sayıldığının net olarak ispatıdır.
Kimse sesini çıkarmıyor…
Oysa bu, “hep bana/hep aileme” anlayışının net olarak ispatıdır.
Susuluyor…
Konu, tavuk olduğu için…
Konu, bıldırcın olduğu için…
Konu, sebze olduğu için…
Konu yemek-içmek olduğu için herhalde önemsenmiyor/küçümseniyor!
Ne büyük hata..!
Evet, Ak Saray'daki tavuk-bıldırcın kümeslerinden; Ak Saray bahçesinde yetiştirilen sebzelerden bahsediyorum.
Böyle bir Cumhurbaşkanı olur mu?
Millete yedirdiğini kendi yemiyor.
Millete yedirdiğini ailesine yedirmiyor.
Hiç mi kimsenin aklına gelmiyor; Cumhurbaşkanı neden bakkaldan, pazardan, marketten alışveriş etmiyor da kendi yiyeceğini kendi ürettiriyor.
13 yıldır milletin ne yediğini/millete ne yedirdiğini kendi iyi biliyor!
Evet, endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum:
Sizin çocuğunuzun erken ergenliğe girmesine neden olan yiyeceklerden.
Sizin çocuğunuzun alerjisini artıran, obezite olmasını sağlayan, tüm hormon bozukluklarına neden olan yiyeceklerden bahsediyorum.
Sizin, kısır olmanıza, kanser olmanıza, sinir sistemi bozukluklarına sebep olan yiyeceklerden bahsediyorum.
Çevreyi yok eden GDO'lu/ genetiği değiştirilmiş endüstriyel yiyeceklerden bahsediyorum!
Gördünüz mü? Duydunuz mu? Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki; halkına yedirdiğini kendi yemiyor, ailesine yedirmiyor!
Başta Hindistan olmak üzere Asya'yı…
Başta Arjantin olmak üzere Güney Amerika'yı…
Ve tüm Afrika'yı zehirleyen ülkelere-şirketlere, ülkemizin kapısını açanlar demek yaptırdıkları Ak Saray'da doğal besleniyorlar öyle mi?
Bu ahlaki midir..?
Hz. Muhammed'in “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” sözünü şöyle değiştirebilir miyiz:
“Komşusu GDO'lu yiyeceklerle zehirlenirken; doğal yoldan beslenen bizden değildir!”
Ey tarih bunu böyle yaz..!

Peki, ya biz?

Ülkeye GDO'lu ithal ürünler gelmesi için neler yapmadılar ki:
Tohumumuzu kuruttular: Çıkardıkları tohum yasasıyla köylüyü yabancı şirketlere-hibrit tohumlara mecbur ettiler.
Toprağın bin bir çeşit ilaçla zehirlenmesine, sularımızın kirlenmesine seslerini çıkarmadılar.
Denetimleri yapacak ziraat mühendislerine, veterinerlere iş vermediler.
Çıkardıkları Biyogüvenlik Yasası ile GDO'lu ürünlerin gıda imalatında ve hayvan yeminde kullanılmasını serbest bıraktırarak gıda güvenliğini tümden yok ettiler.
Ve sürekli yasalarla oynayarak tarımı-hayvancılığı bitirdiler; yabancı gıda tekellerine ülkeyi bağımlı hale getirerek, gıda bağımsızlığını yok ettiler.
Eti bozdular…
Sütü bozdular…
Temiz sağlıklı yiyecek
bırakmadılar.
Tarımsal tüm devlet kuruluşlarını peşkeş çektiler…
İnsanımızı ithal GDO'lu ürünlere mecbur bırakarak sindirim sistemlerini yok ettiler…
Ve şimdi…
Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…
Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray'a kümesler kurduruyorlar; sebze-meyve diktiriyorlar…
Demek gıda tehlikesinin farkındalar ki…
Sağlıklı beslenmek için, Ak Saray'a yaptığı bitki kürleriyle tanınan gıda danışmanı alıyorlar…
Peki…
O kendini kurtardı…
O ailesini kurtardı…
Ya biz? Ya bizim sağlığımız?
Halk sağlığının hiç mi
önemi yok?
GDO'lu ürünler yüzünden kızlarımız 6 yaşında regl oluyor.
GDO'lu ürünler yüzünden insanlarımız 30-40 yaşında kanserden ölüyor.
GDO'lu ürünler yüzünden her 7 aileden biri doğuramıyor.
Kaç nesil çürütülüyor…
Hiç mi sorumluluk
duymuyorlar?
Cumhurbaşkanlığının sorumsuzluğu bu anlama mı geliyor?
Sormayalım mı? Susalım mı?
Kümes'in gerçek anlamını yazmayalım mı?

Fark budur

Ah benim AKP'li kardeşim!..
Nasıl hâlâ farkına varmazsınız; hadi kendinizden vazgeçtiniz, çocuğunuzun sağlığını da mı düşünmüyorsunuz?
Saraylarına kendi kümeslerini niye yaptırıyorlar hiç mi düşünmüyorsunuz?
Hiç mi bir büyük farkın farkında değilsiniz?
Biri... Recep Tayyip Erdoğan…
Diğeri... Mustafa Kemal Atatürk…
İkincisi… Atatürk, tarımın gelişmesi için 1925 yılından itibaren örnek çiftlikler kurdu: Ankara'da Orman Çiftliği, Yalova'da Millet ve Baltacı çiftlikleri, Silifke'de Tekir ve Şövalye çiftlikleri, Dörtyol'da Karabasmak Çiftliği, Tarsus'ta Pillioğlu Çiftliği idi. Bu yedi çiftliğin arazi varlığı 15 bin 500 hektar kadardı.
Atatürk 11 Temmuz 1937'de Başbakan İsmet İnönü'ye yazdığı bir yazı ile bu çiftlikleri Hazine'ye, yani halka bağışladı.
Bu çiftliklerin idaresini devralmak üzere 1 Ocak 1938 tarih ve 3308 sayılı Kanun'la bir iktisadi devlet teşekkülü olarak örgütlenen Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu oluşturuldu. Kuruluşun amacı, oluşturacağı zirai makine ve araç parkıyla köylünün ekim, nadas ve harmanına yardım ederek; tarlalarında tarımsal mücadele yaparak, onları modern tarıma alıştırmaktı. Kurum çalışmalarını daha çok tahıl türleri ve hayvan ırklarının iyileştirilmesi üzerinde yoğunlaştırdı. Vs…
Diğeri…
Atatürk Orman Çiftliği üzerinde Ak Saray inşa ettirdi.
Ve Ak Saray'da; halk için, tavuk-bıldırcın, sebze-meyve üretimi yaptırmıyor. Ak Saray'da sadece kendi ve ailesi için üretim yaptırıyor!
İşte fark budur…
Biri... “Köylü öğrensin-halk yesin” diye örnek çiftlikler kuruyor.
Diğeri… “Kendim-ailem hem oturup-hem yesin” diye Atatürk Orman Çiftliği'ni ne hale getiriyor.
Erdoğanlar'ın bencil dünyalarını anlatması bakımından, kümes iyi bir simge değil midir?
Ve:
Kim ne derse desin; bunun adı, çöküş'tür.
Düzenin, siyasetin ve insanın çöküşüdür…
Soner Yalçın
Sayfa 124 - Kırmızıkedi
Düşünsenize, tarım toplumuna geçen insanoğlunun tek şeker kaynağı, bal idi. Bugün ise, zararlı olduğu biline biline 1970'lerde keşfedilen nişasta bazlı şeker / mısır şurubu her yiyeceğin içinde!
ABD' de 1935 yılında en yaygın ölüm nedeni grip ve ishal iken, günümüzde niye kalp ve kanser? Yaşlılıktan ölüm oranı azalıyor; insanlar genç yaşta kronik hastalıklardan ölmeye başladı.
Soner Yalçın
Sayfa 13 - Kırmızı Kedi Yayınları 2. basım (2017)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Saklı Seçilmişler
Alt başlık:
Siz Onları Değil, Onlar Sizi Seçti
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
504
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052981900
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi
Bir film düşün.
İlk sahne sıradan bir olayla başlar.
Film ilerledikçe gelişmelere inanamazsın.
Dehşete kapılırsın.
Film biter. Etkisinden kurtulamazsın.
Korkarsın.
Bu kitabın yazım sürecinde ben bunları yaşadım.
İlk sahne:
Altı yıl önceydi.
Medyaya her cümlesi yalan olan bir haber sızdırıldı.
Peşine düştüm..

Kitabı okuyanlar 366 okur

  • Kitap Sever
  • Filizyargan
  • Onur Gülnergiz
  • Zafer Sükyen
  • Kerim Diktaş
  • Murat İslam
  • EZGİ AKOĞLU
  • Ugur
  • Yasin Kuş
  • Ali Nusret Memiş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8.6
25-34 Yaş
%15.5
35-44 Yaş
%34.5
45-54 Yaş
%25.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%30
Erkek
%70

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50.9 (108)
9
%27.4 (58)
8
%17 (36)
7
%1.4 (3)
6
%1.4 (3)
5
%0.9 (2)
4
%0.9 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları