Şayet bir medeniyetin çöküşünü az da olsa geciktirebilecek bir şey olsaydı, bu tam da fikirlerin aşırı hareketliliği ve kitlelerin yaygın inançlar karşısında gitgide artan kayıtsızlığı olurdu.
Eskiden siyasetin duygu işi olmadığını söylemekte beis yoktu. Siyasetin aklın değil duyguların güdümündeki hareketli kitlelerin dürtülerini kendine rehber edindiği bu devirde hâlâ aynı şeyi söyleyebilir miyiz?