Gustave Le Bon

Gustave Le Bon

Yazar
8.2/10
200 Kişi
·
659
Okunma
·
114
Beğeni
·
4269
Gösterim
Adı:
Gustave Le Bon
Tam adı:
Charles-Marie-Gustave Le Bon
Unvan:
Fransız Sosyolog, Antropolog ve Yazar
Doğum:
Nogent-le-Rotrou, Fransa, 7 Mayıs 1841
Ölüm:
Marnes-la-Coquette, Fransa, 13 Aralık 1931
Fransız sosyolog ve antropolog. Toplum ve kitle psikolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır.

Hayatı ve Düşüncesi

7 Mayıs 1841 tarihinde Nogent-le-Rotrou 'de dünyaya geldi. Tıp eğitimi aldığı halde sosyal bilimlere yöneldi.1895 yılına kendisine büyük ün kazandıran ve alanının öncü çalışmalarından biri olan "Kitleler Psikolojisi" adlı eserini yayınladı.

Devrimlerden ve bilhassa Fransız devriminden nefret eden Le Bon her türlü topluluk gibi temsil işlevi gören meclislerin de kitle psikolojisini yansıtan bir "kalabalık" olduğunu savunuyordu. Ona göre bireyin zekâ seviyesiyle orantılı kararlar almasını önleyen "yığın psikolojisi" sendikaların, siyasî partilerin ve bilhassa meclislerin çalışmasına egemen olarak batı uygarlığının çöküşünü hazırlıyordu. Bu süreci tersine çevirmenin tek çaresi seçkinlerin inandıkları dönüşüm programlarını bu tür temsilî yapılara karşın taviz vermeden uygulamalarıydı. Bu programları kitlelere benimsetmenin yolu ise bunları onların onayına sunmak değil, bunların kendilerinin yararına olduğunu onlara sürekli biçimde tekrarlayarak içselleştirilmelerini temin etmekti.

13 Aralık 1931'de Marnes-la-Coquette'te ölmüştür.
Halk, güçlü iradeye sahip olan adamı daima dinler. Kitle halinde bulunan bireyler bütün iradelerini kaybettiklerinden, iradeye sahip olan kimseye içgüdüsel olarak dönerler.
Gustave Le Bon
Sayfa 82 - Hayat Yayınları
Kadınlar gibi, kitleler de hemen büyük etkilenimlere giderler. Ortaya atılan bir şüphe, hemen tartışma kabul etmez bir gerçeğe çevrilir.
Kitlelerin psikolojisini anlamak, onları idare etmeyi bilmek değil, fakat hiç olmazsa tamamen onlar tarafından idare olunmamak isteyen devlet adamlarının sermayesini teşkil eder.
Bazı fikirlerin kolaylıkla kabul edilmesi, yayılması, insanların çoğunun kendi muhakemeleri üzerine kurulmuş bir fikre sahip olmak imkanından yoksun bulunmalarındandır.
Gustave Le Bon
Sayfa 65 - Tutku Yayınevi
Bir ülkede gençliğe verilen eğitimin şekli, o ülkenin kaderini önceden görmemizi sağlar.
Dersleri öğrenmek, bir grameri ezberden bilmek, onları iyi tekrar etmek, iyi taklit etmek, işte öğretmenin her türlü hatadan uzak bulunduğu hakkında bir iman itirafı olan, bizi azaltmaktan ve güçsüz bırakmaktan başka bir şeye dayanmayan gülünç bir eğitim.
Cahil bir insan ve bir bilgin, bir kere kitle içinde yer alınca olayları objektif olarak değerlendirme bakımından aynı kabiliyet seviyesine inerler.
208 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Toplum ve kitleleri harekete geçirme psikolojisinin kaynağını tüm detaylarıyla analiz eden yazar, pratikte de örnekleri ve dayanaklarıyla teorilerini desteklemiştir. Günümüz Türkiye'sine özel güncel örnekleri de çağrıştıracağınız kitapta, kitlelere hükmeden asıl şeyin zeka, bilgelik,eğitim, kültür ya da değerler sisteminin değil, hükmedenin nüfuzu, tekrar ve sirayet etme yeteneği, akla değil duygulara etkin şekilde hitap edebilme yeteneği olduğu güzel bir şekilde aktarılmıştır.Kütüphanenizde bulunması gereken önemli bir kitap olduğu kanaatindeyim...
Geçmişten günümüze gelen insan psikolojisini daha da önemlisi kitle psikolojisini Fransız ihtilali özelinde inceleyen sigmund frued a kaynaklık etmiş,günümüz dünyasına ışık tutacak bir eser şiddetle tavsiye ederim
336 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitaba başlayanlar öncelikle Fransız Devrimi ile ilgili bilgilerini ve bilgiçliğini bir kenara koymalarını tavsiye ederim. Çünkü kitap sizi hiç bakmadığınız bakış açılarıyla tarihle yüz yüze bırakıyor. Alışkanlıklarınızdan dolayı çok önemsiz gelen ‘’o’’ ufak duygularınızın(nefret,kibir,kıskançlık…), tarihin belki de en kanlı devrimlerinden hatta günümüz modern ulus devletlerin atomu sayılan Fransız Devrimi’ne etkilerini gördüğünüzde eminim beni daha iyi anlayacaksınız.
Le Bon’un Sürü Psikolojisi kitabından sonra Devrim Psikolojisi bir nevi 2. sezon niteliğindedir.Elbette Sürü Psikolojisi’ni okuyan arkadaşlar kitaptan daha çok yararlanacaktır fakat Devrim Psikolojisi’ni okumak için bir gereklilik oluşturmuyor.
Le Bon olayların oluş sırasını da güzel bir şekilde sıralamıştır. Bu kategori Fransız İhtilali’nin nedenlerini ve sonuçlarını iyi anlamanıza, günümüz modern ulus devletlerin yapısının nasıl oluştuğuna, Bonabart’ın nasıl bir anda bu kadar güçlü olup Avrupa haritasını değiştirdiğine ve Fransız Devrimi’nden sonra demokrasi evriminin günümüzdeki şeklini daha iyi fark edeceksiniz.
Tavsiyelerimden bir diğeri hatta belki en önemlisi kitabı okurken kesinlikle olayları günümüz ya da geçmişte olan benzer olaylarla karşılaştırın. Hem daha önce okuduğunuz olayın psikolojik etkilerini çözümlemiş olursunuz hem de bu kitabın etkisi daha kalıcı şekilde hafızanıza işler. Örneğin Fransız Devrimi ve Türkiye Cumhuriyeti Devrimi - Ekim Devrimi… Ki zaten Le Bon’da kısa kısa bu örnekleri önünüze sermiştir fakat Le Bon’un sürü psikolojisine olan hakimiyeti, günümüze de ışık tutuyor. Bu konuda bana ışığını açan nokta, günümüzde orta doğu da olan isyan ya da devrimlerin Türkiye’de olma olasılığının neden düşük olduğu cevabını çözümlemem oldu. Bu çözümlemeyi uzun uzadıya anlatmayacağım ama konuya hakim olan arkadaşlarım ne demek istediğimi anlayacaklardır.Tabii, karşılaştırmalı değerlendirmeler yaparken sadece devrimlerle sınırlanmamalı aklınıza gelenler. Özellikle Le Bon, insan doğasındaki kötülük ve çatışmadan bahsederken aklıma sürekli daha önce izleyip beğenmediğim’’Arınma Gecesi’’filmi geliyordu(Kitaba başlamadan önce filmin kurgusunu kısaca okuyabilirsiniz).
Kitabı okurken toplum olarak eksik bırakıldığımız ,geleneklerden olsa gerek, eleştirel düşünme yeteneğimizi kullanmanın önemine de değinmek istiyorum. Dogmatik hareket edersek Le Bon’un bir Fransız olduğunu unutup kitabı bir Fransız milliliğiyle okuyabilirsiniz. Le Bon’u elbette eleştireceğiniz çok yönü de olacaktır. Körü körüne her dediğine inanmak kendisinin de katı bir şekilde eleştirdiği dogmatizme götürür. Zaten Le Bon, Devrim’deki katliamların çoğunun inanç etkisiyle oluşan dogmatizmden kaynaklandığını belki kitabın son cümlelerine kadar haykırarak gösteriyor.(Aynı inacın İnsan Hakları Bildirgesine ve Fransız Devrimine olan etkisini de unutmamak gerekir.) Bu dogmaların bulunduğumuz toplumdaki etkilerini hissettiğinizde ‘’hoff’’lamalarımız aynı duyguları barındırıyor olacak. Kitabı okurken devrimdeki korkunç katliamlardan ve bu katliamların toplum, disiplinsiz bırakıldığında nasıl önünün tutulamayacağından bahseder sık sık.
Kitapta, Le Bon’un harika öngörülerinin beni kendisine hayran bıraktığını söyleyebilirim. Özellikle Sovyet Sosyalist Devrimi ile ilgili öngörüsü! Büyük yazar demekte sanırım bunu gerektirirdi.
Le Bon’un dile olan hakimiyetinden çıkan retoriğinin, kitabı okuyup alıntılayan herkes farkındadır.Benim aklımda kalan ise Napolyon’un bildiğim ama anlamını şimdi net olarak kavradığım sözü kaldı: ‘’Kibir devrim yarattı,özgürlük sadece bahanedir.’’ (Tabii burada Le Bon kadar kitabı çeviren yazarı da unutmamak gerekir.)
Eleştirim iki konu üzerinde olacak: ‘’Denetim ve alt sınıf psikolojisi ’’. Denetimle ilgili yine Fransız olan, ünlü yazar M.Faucoult bu konuyu modern ulus devletler bağlamında ‘’Hapishane’nin Doğuşu’’ adlı kitabında çok güzel işlemiştir. Le Bon’un disiplin anlayışı ve Faucoult’nun ‘’biyoiktidar’’ kuramını aynı masada tartışırken görmeyi çok isterdim.Bana göre disiplinin birey üzerindeki etkilerinin ne kadar korkunç olduğunu ve ‘’öz’’e ne kadar aykırı olduğunu en iyi Faucoult çözümlemiştir. Alt sınıf psikolojisi ile ilgili ise Le Bon’un kitabını yazarken kesinlikle alt sınıf psikolojisinin kökenine inmediğine ,olaya yüzeysel yaklaştığına inanıyorum. Bu yüzeysellikte alt sınıfı; cahil,hırsız,vahşi ve tüm katliamların omurgası yapmıştır. O dönemde bu sınıfın psikolojisine ayrı bir konu başlığı eklenmeliydi. Yine Faucoult o dönemde bu sınıfın yaşamış olduğu psikolojik sorunları ‘’Bir Aile Cinayeti’’kitabında derlemiştir.
Ve son olarak şu sitemimi dile getirmek istiyorum:’’Bu kitabı okuduktan sonra içinde bulunduğumuz toplum için gerekli olan en temel dersin ‘’psikoloji ve eleştrel düşünme yeteneği’’ olduğu kanaatine vardım. Eğitim hayatımız boyunca zaferler silsileleriyle dolu tarihimizin bizi en tehlikeli uyuşturucu maddelerden daha korkunç şekilde uyuşturduğunun, eleştirel düşünme yeteneklerimizden ne kadar uzaklaştığımızın, psikoloji,felsefe,bilim… derslerinin önemi gibi sorunlara bugün bile varamayan yöneticilere sitemim tekrar canlandı.’’
245 syf.
·Puan vermedi
Gustave Le Bon'un kitabını ilk defa okuyorum. Yazar; devrimi psikoloji çerçevesinde incelemiş. Ayrıca kitap sadece Fransız Devrimi'ni ele almamış, insan tarihinde yapılan devrimlere de değinilmeye çalışılmış. Ama genel olarak yazar Fransız Devrimi'nin sosyo-psikolojik temelleri üzerinde durmuş. Yazarın sosyolog ve tarihçi kimliği bunu çok iyi ortaya koymuş.... Devrim zamanındaki sürü psikolojisini çok iyi bir şekilde ele almış. O döneme ve şartlarına ışık tutan bir eser. Bu kitabı okuduktan sonra günümüzde de yaşanan güncel halk devrimlerini daha objektif bir şekilde değerlendirebiliyoruz. Toplum psikolojisi ile ilgilenen herkesin okuması gereken önemli bir kaynak niteliğinde. Herkese iyi okumalar....
168 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bir ideali takip ederek barbarlıktan medeniyete geçmek, sonra bu ideal kuvvetini kaybedince çözülmek ve ölmek. İşte bir kavmin hayatına ait çemberi bundan ibarettir.
Geçmişten günümüze kitleler üzerine müthiş bir teşhis.
245 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Uygulamanın beni gıcık eden bazı saçmalıkları oluyor ki; telefonu kıracağım sonunda diye korkuyorum. Bir sürü şey yazdım kendi kendine yeniden başlattı uygulamayı ve herşey gitti. Hepsini yeniden hayatta yazmam çünkü o kadar vaktim yok.

Özetle şöyle diyeyim; kitap isminde yer aldığı gibi evrensel bir Devrim Psikolojisi İncelemesi değil. Daha çok Fransa Devrimleri Üzerinden Devrim incelemesi yapılmış. Dolayısıyla Fransa Devrimleri Üzerinden Devrim Psikolojisi İncelemesi diyeceğiz, bu daha doğru olur.

Yazar kitap sonuna şu açıklamayı koyma ihtiyacı hissetse de;

"Bu kitapta devrimin insan haklarıyla ilgili getirdiği bazı kazançların önemini hiçbir şekilde hafife almadık. Ama diğer bir çok tarihçi gibi biz de, bu kadar büyük zararlarla ve dökülen onca kanla kazanılan bu ödülün daha sonraki bir dönemde daha az çabayla dahası medeniyetin gelişmesiyle kazanılabileceğini belirtmek zorunda kaldık."

Kitapta devrim ile ilgili olumlu hiçbir düşünce yok. Devrimler insanlara büyük zararlar vermiştir bu konuda yazara katılıyorum fakat olumsuzlukların mı çok yoksa faydaların mı fazla olduğu konusu bence tartışılmaya açıktır. Madem yazar yalnızca Fransa Devrimleri üzerinde durdu, ben de Fransa Devrimleri ile ilgili bir kaç olumlu sonuç bırakayım.

Fransız Devriminin Sonuçları (1789-1799)

1) Özgürlük ve Eşitlik Fikirlerinin Yayılması

Fransız İhtilalinin en önemli sloganı “özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”ti. İhtilal sonrasında soylulara ve din adamlarına sağlanan tüm ayrıcalıklar kaldırıldı. Tüm vatandaşların kanun önünde eşit olması ilkesi getirildi. Bireysel özgürlük anlayışı gelişti. Kölelik kaldırıldı.

2) İnsan Hakları Anlayışının Gelişmesi

Fransız İhtilalinin başlamasının hemen sonrasında İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi ilan edildi. Sonrasında yapılan anayasayla bu haklar garanti altına alındı. Dünyada insan hakları anlayışının gelişmesine önemli bir katkı yaptı.



3)Demokratik Gelişmelerin Hızlanması

İhtilal öncesinde Fransa’da Kralın mutlak iktidarına dayanan mutlakiyetçi monarşi rejimi vardı. İhtilal sırasında önce meşruti monarşi, daha sonra da Cumhuriyet kuruldu. Millet Meclisi ortaya çıktı. Demokratik seçimler yapılmaya başlandı.

4)Milliyetçilik Fikrinin Yayılması

Millet anlayışı Fransız İhtilalinin çok öncesinde ortaya çıkmıştı. Fransız İhtilaliyle millet kavramı siyasi bir nitelik kazandı. İhtilalciler Krala ve soylulara karşı Milleti temsil ettiklerini düşünüyorlardı. Milli meclis, milli ordu, milli bayrak, milli marş gibi olgular ve semboller ortaya çıktı. Milliyetçilik siyasi bir ideoloji haline geldi.
Milliyetçiliğin Avrupa’da yayılmasıyla tüm milletlerin kendi ulus-devletine sahip olması gerektiği fikri yaygınlaştı.Bu durum çok uluslu imparatorlukların sonunu hazırladı. Fransız İhtilalinin sonuçları içerisinde Osmanlı Devletini en çok etkileyen budur.

5)Laiklik ve İnanç Özgürlüğünün Yayılması

Fransız İhtilaliyle Kiliseye ve din adamlarına verilen tüm ayrıcalıklar kaldırıldı. Kilisenin mallarına el koyuldu. Katolik Kilisesinin ekonomik, siyasi ve toplumsal gücü azaldı. Din ve devlet işleri tamamıyla ayrıldı. Katoliklik dışındaki din ve mezheplere karşı yapılan kısıtlamalar kaldırıldı. Dini serbestlik ve hoşgörü gelişti.

Yazarın fikirleri okunmaya değer ve doğru da aslında ama benim anlatmak istediğim yalnızca olumsuzluklar yok. . Keyifli okumalar dilerim . .
208 syf.
Biraz vaktiniz var mı?
Mevcudiyet kavramıyla temellendirilmesi gereken her şey gibi anlamanın onaylamaktan çok bağımsız bir fenomen olduğunu idrak ettiğim –bakın bildiğimden bahsetmiyorum, anlamak için elbette bilmek ön şartı vardır fakat evreler arasındaki geçiş, merhaleleri belirgin kılar- günler şu âna bir hayli yakın. Mevcut olan, varlığını çok çeşitli, belki birçoğu tarafından anlaşılmaz addedilen iç ve dış uyarıcılara kafa yorarken yolcu olmanın tanımını da aslında yoldan bağımsız şekillendirmediğimi fark ediyorum. Zaman zaman yoldan çıksam da yolu kaybetmediğime büyük bir sevinç duyuyorum. Zira arıyorum. Muhalifleri çürütmek, onların yanlışlarını yüzüne sinsice haykırmak yerine iyileştirmenin gücüne daha ziyade inanıyorum.

Bu kitap sarsıcıdır. Ele kalem alıp satırların altını renklendirmenin kifayet edeceği kadar istikbalden ve tatbikattan yoksun bilgiler anlatmıyor müellif. Benden, bize uzanırken farkında olmadığım, beni benden habersiz, hayatın içinde çok normal ve sıradan faaliyetlerle meşgulken ben, aklımın alamayacağı suretlerde çevreleyen, zor zapt edilir, sağlam olarak içime yerleşmiş, yönümü tayin eden bilinçaltı meselelerime değiniyor. Ben diyorum, biz olarak algılayın lütfen. Saydığım sebepler dahi sarsıcı bir üslup için lüzumlu nedenleri oluşturuyor. İkaz edildiğimi belirtmeliyim. İkaz; kendini şüpheyle aynı yerde yürütenin, şüphesizliğin insanın kendini yitirebilmesi kadar uzak neticeler doğurabileceğinin idrakinde olanlar için büyük nimetmiş, sevdim. İkaza hazırsanız Gustave Le Bon’un bu vazifeyi hakkıyla yerine getirebilecek niteliklere sahip olduğunu düşünüyorum, bazı şahsî mütalaalarına iştirak etmesem de.

Mezkur eserde yer edinmez fakat mevzuyla alakalıdır: Luhay, Mekke’ye putu getiren ve puta tapmak için insanları teşvik eden ilk kişidir. Luhay, şimdilerde zihnimizin içindedir. Put nedir? Puta tapmak nedir, niçindir? İkisi, eleştirel minvalde yöneltilmesi muhtemel, kapsamı objektif bilgilerden müteşekkil soru kalıpları. Putun ne olduğu, aralarında benzerlik yahut anlam ilişkisi barındıran her şeyin içinde gizlidir. Bu kitap size bunu da ispatlar. Fakat gayrı açılardan değerlendirme yapabilmek için ilkin içinde yaşadığınız aleme kavrama, analiz gibi birçok bakımdan aşina olmanız icap eder.

Zorunlu saydığımız, sabit bir zemine iliştirdiğimiz efkâr (fikirler), kurban rolümüzü kesinleştirmekten başka hiçbir fonksiyona bu denli kuvvetle sahip çıkmaz. Tutuculuğun her türü insanı mevz-u bahis olana körleştirir. Bilinçli âmiller, farkındalığı yüksek kimseler tarafından daima bir ayrıklık meydana getirirse de kitle psikolojisinin kolunun uzanmayacağı mahal neredeyse yoktur. Bu kitap size kitleyi, kitle içinde genel benzeyişleri, önder algısını, bir kitle içinde birey olarak çok zeki ve aydın kimselerin dahi davranış olarak en sıradan insan seviyesine inebileceğini, tek tipleşmeyi en net misallerle ikna edici şekilde sunar.

Gelişimde istikrar, karanlığa davada ısrarcı olmaktır. Bu karanlık bizden bağımsız mı peki? Bizdeki karanlıklar bize rağmense o karanlıkların nasıl farkına varacağız kolayca? “Önce de söyledik, kitleler aklî değerlendirmelerden etkilenme kabiliyetinde değillerdir.” Anlayacağınız üzere hedefsel oluşum için ihtiyaç duygulardır. Duygunun fikre dönüştüğü evreyi görebilmek için kendinizle yüzleşebilecek cesaretten mahrum değilseniz, bugüne kadar put haline getirdiğiniz fikirlerinizden, eylemlerinizden uzaklaşıp özgürlüğe ulaşmayı başarmak her zamankinden daha ehemmiyetli görünecektir size. Üstelik “bilmiyorum”u seve seve sarf edenlerden, bildiğiyle yetinmeyenlerdenseniz…

Faydalı düşünceler edinmek ve bunların huya dönüşmesi için yeterli istek ve azîm çaba, bugüne dek görmezden geldiğiniz, karanlık doğuran ama farkında olmadığınız bilinçaltı oluşumlarınıza ayna olacaksa eğer bunun için hangi mevzularda kolayca tahrik edildiğinizi esasen kitle başlığında (siyasal ve toplumsal sorunlar, eğitim öğretim gibi pek çok içtimai meselelerde), bununla birlikte bu kitlenin içinde değerlendirdiğiniz vaziyetlerin olağanlığından dolayı kendinizi de duygularınızın yönünü değiştirmeniz hususunda bir fail olarak değerlendirmeniz kaçınılmaz olacak.

Bir eylem, bir insan bize neden mükemmel gibi gelir? Bu yargıyı; nüfuzu, hayallerimizdeki payı, doğruluğu, şartlar vs.ye göre ne kadar iyi tetkik ediyoruz? Doğruyu ne kadar iyi biliyoruz? Bizim dışımızdakileri? Yanılma ihtimalimizi hep dile getiriyoruz da buna dair gerçekçiliğimiz kendimizi ikna içinse?

Müdafaa ettiklerinizde ne denli adil olduğunuzun yanıtları, örneklendirmelerinizdeki haklılık payı ile ilişkisiz mi? Kendinizi teslim ettiğiniz bilhassa kalıplaşmış öğretileri, adil olma ve taze düşünceler üretme maksadı, iyi niyetinizle gözden geçirmeyi uygun bulursanız o pencere biraz daha açılacak, içeriye temiz hava dolacak. O pencere hangi pencere? Gerçekten istediğiniz temiz hava mı? Yoksa siz de karambol eğilimler kuşatmasında aydınlık günleri arayan, karanlıklar içindeki hırslı savaşçılardan mısınız? İyi okumalar.
336 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Gustave le Bonn...
Yazarın Sosyolog oluşu ve aynı zamanda Tarihçi kimliği ve bunu yüzeysel psikolojiyle birleştirerek "Devrim Psikolojisi" ni yazmış olması ilgimi çekti. Yazar genel olarak Fransız İhtilâli' nin sosyo-psikolojik temelleri üzerinde durmuş. Kitabı çok beğendim. Yavaş okumak zorunda kaldığımı söylemek isterim. Çünkü yazarken düşündüren kalemi, sizin mantığınızı kullanmanıza yarar sağlıyor. Özellikle sürü psikolojisini çok iyi açıklamış. Paylaştığım alıntılarda kitap hakkında fikir verecektir sizlere. Çok şey öğreneceksiniz. Çoğu insanın bilmediği Avrupa Karanlık Çağları' na günümüz meşalesiyle ışık tutuyor.
208 syf.
·Puan vermedi
Güzel ülkemin masum insanlarının maruz kaldığı muamelelerden bunaldığım bir vakit, bir arkadaşımın tavsiyesi ile okuduğum ve kürsülerden zafer yahut mağduriyet nidaları atan zevatın aslında büyük kitleleri peşinden sürüklemeye çalıştığını öğrendiğim bu kitap, gazete manşetlerine ya da ana haber bültenlerine bakış açımı değiştirdi.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/kitleler-psikolojisi/
208 syf.
·6 günde·6/10
Gustave Le Bon kitabında, kitlelerin psikolojisi, kitlelere yön verme, kitleleri kontrol etme gibi konuları ele almış. Ele aldığı konuları daha çok Napolyon ve Fransız İhtilali üzerinden örneklemiş. Ama kitabı okurken yıl, dönem ne olursa olsun kitlelerin ve toplumların aynı özellikler, aynı tepkiler gösterstediğini göreceksiniz. Toplum psikolojisine ilginiz varsa okumanız gereke kitapların başında.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gustave Le Bon
Tam adı:
Charles-Marie-Gustave Le Bon
Unvan:
Fransız Sosyolog, Antropolog ve Yazar
Doğum:
Nogent-le-Rotrou, Fransa, 7 Mayıs 1841
Ölüm:
Marnes-la-Coquette, Fransa, 13 Aralık 1931
Fransız sosyolog ve antropolog. Toplum ve kitle psikolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır.

Hayatı ve Düşüncesi

7 Mayıs 1841 tarihinde Nogent-le-Rotrou 'de dünyaya geldi. Tıp eğitimi aldığı halde sosyal bilimlere yöneldi.1895 yılına kendisine büyük ün kazandıran ve alanının öncü çalışmalarından biri olan "Kitleler Psikolojisi" adlı eserini yayınladı.

Devrimlerden ve bilhassa Fransız devriminden nefret eden Le Bon her türlü topluluk gibi temsil işlevi gören meclislerin de kitle psikolojisini yansıtan bir "kalabalık" olduğunu savunuyordu. Ona göre bireyin zekâ seviyesiyle orantılı kararlar almasını önleyen "yığın psikolojisi" sendikaların, siyasî partilerin ve bilhassa meclislerin çalışmasına egemen olarak batı uygarlığının çöküşünü hazırlıyordu. Bu süreci tersine çevirmenin tek çaresi seçkinlerin inandıkları dönüşüm programlarını bu tür temsilî yapılara karşın taviz vermeden uygulamalarıydı. Bu programları kitlelere benimsetmenin yolu ise bunları onların onayına sunmak değil, bunların kendilerinin yararına olduğunu onlara sürekli biçimde tekrarlayarak içselleştirilmelerini temin etmekti.

13 Aralık 1931'de Marnes-la-Coquette'te ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 114 okur beğendi.
  • 659 okur okudu.
  • 45 okur okuyor.
  • 924 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları