İncir sütü, dut şerbeti hepimizin elinde yüzünde aynı kocaman lekeleri bırakırdı, ama biz yine de başkaydık işte. Kabuk bağlamış yaralarımız da bizim, birlikte acırdı...
O günlerden sonra gün ışığı, uzun yılların alışkanlığıyla her gün değdiği taşlara, pencerelere bir daha hiç dokunmamacasına gitti mahalleden. Biz büyüdük. Kunduracı Bahri Amca taşındı. Bahar güneşinde oturmak için kapısının önüne bir daha hiç tabure atmadı bakkal Alibey Amca. O da küstü bir şeylere ama yine de tatlı gülümseyişi hiç düşmedi ihtiyar yüzünden. Bildim bileli ihtiyardı, bildim bileli hep o aynı tebessümle bakardı... Geçenlerde uğradım ona. Beni görür görmez gözleri doldu. Nedenini biliyordum, beni gördüğünde onu hatırlıyordu.