Şimdi bütün bunları nasıl kavrayacaklardı insanlar, zamanın ve mekanın dar kalıplarına sıkışıp kalmış akılları ve hayalleriyle? Fakat anlatmak zorundaydı, onun görevi, inandırmak değil tebliğ etmekti.
İnsanoğlunun bu kadar vahşileşmesi karşısında, bütün kainattakiler dehşete düşmüşlerdi;kainatın efendisi olmayı değil, canavarı olmayı seçiyordu insanoğlu.
Mus'ab, olanlara bir türlü inanamıyordu: insanların yaşamın farkına varmamak için direnmeleri, hayatı, yeme, içme ve eğlence olarak görmeleri, bunun ötesinde insanı insan yapan bir hayatı reddetmeleri, ebediyete giden yoldan ürkmeleri... Olacak iş miydi bu?