Bana sorarsanız tam bir mutluluk yoktur bu hayatta. Yani nasıl desen herkesin kendine göre bir derdi vardır. Kime sorsan hep bişeyler yarım, hep bi seyler eksiktir. Hani demis ya adam, "kiminin ekmeği bayattır, kimininse parlantası ufak". Bana da sorsan yarım bir battaniye gibidir hayat. Ustünü çekersin, ayakların üşür: ayaklarını çekersin, kolların üşür. Ne tarafa çekersen çek,hep bi tarafın açıkta kalır"
Bazı şeyler hiç geçmiyor.
Bazı acılar,
Bazı yaralar,
Bazı yaşanmışlıklar.
İçinde kalıyor, bir yerlerde duruyor yer, zaman, mekan ayırt etmeden hep seninle ve canını yakıyor. Ne halden anlama, ne biraz olsun kibarlık var, biniyor da biniyor tepene adabı muaşeretten nasibini almamışlar.
Geçmesi gereken o kadar çok şey var ki! Mesela zaman, mesela geçmiş ama dönüp bakıyorsun ne zaman geçmiş ne de "geçmiş." Oysa nefes almaya ihtiyacın var; Atmosfere de taşınsan kar etmiyor, geçmesi gereken "geçmiş" bir türlü geçmiyor ve düğümleniyor boğazına nefes aldırmıyor. Mutluluk diye bir şey yok bence! Mutlu olduğuna inanmak var. Bir de ümit etmek var. Ve iyi ki var. Yoksa hiç iç açıcı değil "elimizde kalan dallar" ve onca iyi niyetimize rağmen avucumuzda ki kocaman-kocaman "sıfırlar!" Hani sıfır etkisiz elemandı? Madem öyle; hayatımıza nasıl bu denli etki edip, hayal kırıklığı yaşatıyor gözümüzde "sıfırlananlar."
"-Neyse... Üzülebiliriz, kırılabiliriz ama hiçbir zaman yenilgiyi kabul edip; sendelememizi bekleyenleri güldürmeyeceğiz.
Cam kenarı kafasındaki düşüncelerde boğulmak isteyenlerin, bitişlere ya da başlangıçlara alışamayanların, aklındaki çelişkilerden kurtulmak isteyenlerin yeridir. Herkes cam kenarı olsun diye israr etmez öyle, koridor tarafı da yeter kimilerine. Onlar dışarıyı izlemek için çabalamazlar, başka şeylerle uğraşırlar. Ama cam kenarına
oturduğunda dışarıyı