Bölünmüş bir dünyada, sağduyulu kalmaya çalışan ve herhangi bir takıma girmeyen adama duyulan kuşku, sonunda o insanın çarmıha gerilmesi ile sonuçlanıyordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
" Yanlışa karşı çıkıyorum ama doğruyu gereken güçte savunamıyorum"demişti.
" Ben biraz korkağım galiba! "
Karısı onu "Bütün entelektüeller korkak olur ! diye teselli etmişti.Çünkü korku, düş gücünden kaynaklanır.
İnsanın ana dilinde dertleşme ihtiyacı, bazen her şeyin üstüne çıkıyor. Ormanların kar altında kaldığı, göllerin ve caddelerin buz tuttuğu bir Kuzey gecesinde, herkesin uyuduğu hastanede, iki kişinin alçak sesle Türkçe konuşması çok garip bir durumdu.
Bu alçaklığı nasıl yapabildiğimi hiç anlayamadım. Herhalde çok yaralanmış, çok küçük düşmüştüm.İnsan küçük düştüğünü hissedip kendini korumaya girişince karşısındaki hiç aklına gelmiyor ve dünyanın en zalim yaratığı kesilebiliyor o sırada ben de incinen gururumu tamir etme derdindeydim...
Neden diğer çocuklar gibi olamıyordum bir türlü? Neden onlar gibi saldırgan, neşeli, vurdumduymaz ve oyuncu değildim. Ömrüm boyunca peşimi bırakmayacak içedönüklüğün ve diğerlerinden ayrı olduğumu duyumsamanın ilk belirtileriydi bunlar. Üzerime titreyen annem bu manzarayı görseydi ne yapardı acaba? Durmadan üşüteceğimden korkan,bir gün sokağa çıkarken gömleğimin uçlarını pantolonumun içine sıkıca sokan, sabaha karşı beşte uyandırıp zeytinyağına batırılmış bir dilim ekmek yedirdikten sonra tekrar uyutan o şişman kadın dış dünyanın yumruklarını tekmelerini bilmiyordu ki!