ALAMET
1-MISIR TARLALARI
Varlığıyla boşluğu dolduramıyordu.
Derin bir uğultu vardı kulaklarında. Sanki rüzgar ağaçların arasından geçerken onlarla kavga ediyor “Hızımı kesmeyin” Diyordu.
Karanlık bir boşluktaydı. Düzenli ve sürekli bir şekilde kafasını bir yere çarpıyordu.
Tak, tak, tak...
Bazen üç dört saniye arayla, bazen de saniye de bir çarpıyordu. Ne önünü görüyordu ne de arkasını? Sadece boşluk.
Boşluk bıçak sırtı gibi yarılıp parlamaya başladı. Parlak ışık gözlerine çarptığında koluyla gözlerini kapatmak zorunda kaldı.
Taaak, taak, taaaaak...
Uğultulu seslere bebek sesi de eşlik etmeye başladı.
Kafasını çarpmaya devam ediyordu? Eliyle etrafını yokladığında kafasını çarpacak veya kafasına çarpacak hiçbir şey yoktu.
Tak tak tak...
Önünde karanlığı yaran ışık bir kapı şeklini aldı. Parlak ışığın dayanılmaz bir çekim gücü vardı. Bir çocuğun pamuk şekere hayır diyemediği gibi ışığa doğru adımlarını attı. Gitmesini istemeyen eller, sırtından tutmaya çalışıyordu. Sivri tırnaklı, etleri dökülen çürük kollardan uzanan parmaklar, omuzundan tutup onu karanlığa doğru çektiler. Onlarla kafasının içinde savaşıyordu. Gözleri parlak ışıkta, adımları o yöne doğru gitmek istiyor ama eller bırakmıyor. Bakmasa da elleri ve etlerinin yarısı dökülmüş kolları görebiliyor.
Korkmuyor mu?
Korkudan yüreği ağzından çıkacakmış gibi atıyor.
Yedi yaşında olmasına rağmen korkusunu yenip onlarla nasıl mücadele etmesi gerektiğini biliyor. Düşünce her şeyden daha güçlüdür. Onları alt ettiğini ve karanlığa hapsolmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Tüm gücünü bir noktaya, ışığa veriyor. Işık hızla genişlemeye başlıyor. Karanlıktan kötü kokular ve çığlık sesleri yankılanıyor. Parlak ışık karanlığı ve içindekileri hızla boğuyor ve yok ediyor.
Kara boşluk kayboldu ve boyunu geçen, kurumuş