2-KÜÇÜK BİR HATA BÜYÜK BİR CEZA
Eskisi gibi aşkla bakmıyor.
Bir şeyler olmuş ama ne olduğunu bir türlü anlayamadım. Son bir haftadır huyu suyu davranışları değişti. Sevgiyle bakan gözlerinden nefret ateşi fışkırıyordu. Yüzüme bakarken boka bakar gibi tiksindiğini fark ediyorumdum.
Peki ama neden? Gayet güzel giden ilişkimize ne oldu? Onu kıracak, üzecek, benden tiksinmesine sebep olacak ne yapmış olabilirim ki?
Elbette bu soruları ona da sordum ama bir haftadır ağzını bıçak açmıyordu. Hediyeler aldım, aşk dolu mesajlar attım, çok sevdiği çikolatalı pastayı aldım. Hediyelerini açmadı. Mesajlarımı okumadan sildi. Pasta bozulana kadar bekledi.
Son iki gündür barışmayı ve sebebinin ne olduğunu sormayı bıraktım. İki gün önce tek taş yüzük ve büyük bir pasta aldım. Son kez denedim ama yine tek kelime etmeyince sinirlenip yüzüğü tuvalet deliğine pastayı da çöpe attım.
Ve bu akşam eve geldiğimde masada küçük bir not ile karşılaştım.
-Artık yüzünü görmeye daha fazla katlanamayacağım. Beni birazcık sevdiysen bu işi uzatmaz beni bir daha aramazsın. Boşanmak için senden bir şey talep etmiyorum. İtiraz etmeyip kabul etmem yeterli.
Öncesinde üç yıl sevgili olarak birlikte olduğum ve akabinde de iki yıldır evli olduğum canımdan çok sevdiğim karım hiçbir açıklama yapmadan benden ayrılmak istiyordu.
Onu canımdan çok seviyor saçının teline zarar gelsin istemezdim. Birlikteliğimiz süresince ne bir küfür ettim ne de kalbini kıracak bir şey yaptım. Ona zaman ayırdım, ev işlerinde yardımcı oldum. Bir yaşındaki kızımın her anında yanında oldum.
Günlerce düşündüm, kafa patlattım ama neden böyle yaptığına anlam veremedim.
İnsanın sevgisi bir anda bitebilir mi? Bir gün önce aşkla bakarken bir gün sonra tiksindirici ve nefretle bakabilir mi? Cevap, evetse önemli bir sebebi olmalı ama ne?
Defalarca aramayı düşündüm ama notta sevgimi sorgulamış ve aramamamı istemişti. İki hafta sonra kapımda bir zarf ve içinde boşanma davası için gelmiş tebligat.
Deli gibi sevdiğim karımı sevdiğim için boşamak zorundaydım. Kafayı yememek elde değildi. Teselli olmayacağını bildiğim halde içkiye başladım. En azından sarhoş olurken düşünmemek daha kolay oluyordu.
Hayatım mahvolmaya başlamıştı. Kendimi işime veremiyordum ki kısa süre sonra da kovuldum. Karım ve kızımı görememek beni çıldırtıyordu. Karımın aşk dolu bakışları gözümün önünden, kızımın cıvıltılı sesi kulağımdan bir an olsun gitmiyordu.
Bir akşam içecek bir şeyler alıp dalgın bir şekilde eve doğru yürümeye başladım. Tenha bir sokağa gerdiğimde iyi giyimli biri karşıma çıktı. Takım elbiseli, elinde bir beysbol sopası ile sinirli bir şekilde bana bakıyordu. Yanından geçmek istediğimde karşıma dikildi. Geçmesi için yana kaydım yine karşıma geçti.
“Hayatımın içine ettin. Ben de senin hayatını mahvedeceğim.”
Ben söylediklerini anlamaya çalışırken sopayı kaldırıp belime vurdu. Elimdeki torba fırladı ve içindeki şişelerin bir kısmı patladı bir kısmı da yuvarlanıp gitti. Daha ilk darbenin acısıyla kıvranmaya vakit kalmadan ikinci darbe sol omuzuma indi. Belki kendimi savunurdum. Hatta mücadele etsem kavgayı yenme şansımda vardı ama karşılık vermedim. Ruhumun acısı öyle derindiki bedenimin acısı pek önemli değildi.
Cenin pozisyonu alıp ellerimle kafamı korumaya çalıştım. Adam beysbol sopasıyla bacaklarım, kollarım dahil her yerime dakikalarca vurdu. Bir yerden sonra kendimden geçtiğim için daha ne kadar vurduğunu hatırlamıyorum.
Gözlerimi açtığımda hastane kokusuyla karşılaştım. Ağrımayan tek bir yerim bile yoktu. Her yerim sarılmıştı. Anne babamı aradı gözlerim ama yoklardı. Belki karım duyup gelmiştir diye düşündüm ama oda gelmemişti. Bir sürü sevdiğim var sanıyordum ama hastane odasında bu düşüncemin yanlış olduğunu anladım. O kadar mı kötü biriydim ki tek bir kişi bile ziyaretime gelmedi. İki hafta boyunca yapayalnız bir şekilde hastanede kaldım.
O iki hafta boyunca düşünecek çok zamanım oldu.
Neden böyle oldu? Annem babam neden gelmedi? Eşim beni niye bıraktı? O adam beni neden dövdü? Onun hayatını batıracak ne yapmış olabilirim?
Tek bir sorunun cevabını bile bulamamak beni çileden çıkarıyordu. Tüm bunların bir nedeni olmalıydı.
Taburcu olur olmaz annemin evine gitmeye karar verdim. Onlara sitem edip tüm bağımı koparacaktım. Daha doğrusu onları son kez gördükten sonra hayatla olan bağımı koparmayı düşünüyordum. Benim bu dünyada varlığımı hissetmeyenler yokluğumu da pek önemsemezlerdi. Annem ve babamdan sonra kızımı görüp her şeye son verecektim.
Kapının önüne gelince zile basmak yerine kapıyı yumrukladım. Annem kapıyı hafif aralık açarken içeriden “O iti sakın eve alma.” Diyen babamın sesiyle bir kez daha yıkıldım.
Önce eşim sonra da annem ve babam benden nefret etmeye başlamıştı. Öyle bir nefret ki hastanede ölecek duruma geldiğim halde görmeye gelmediler.
Peki ama neden?
“Anne, şimdiye kadar kalbinizi kıracak hiçbir şey yapmadım. Bir dediğinizi iki etmedim. Benden nefret etmenize sebep olacak ne yaptım?”
“Ben seni şerefli namuslu biri olarak yetiştirdiğimi sanıyordum. Sen bizim başımızı önümüze eğdin. Sütüm sana haram olsun.”
Allah’ım çıldıracağım.
“Ya benim ne namussuzluğumu gördünüz? Ben sizin başınızı önünüze eğecek ne yaptım?”
“Yediğin haltı bilmiyormuş gibi bir de beni konuşturma. Bir daha bu kapıya sakın uğrama. Artık senin anan da baban da yok.”
“Allah Rıza için söyle anne, ben ne yapmışım? Kafayı yiyeceğim.”
“Ulan namussuz, sen değil misin ki evli kadını yoldan çıkaran? Evde gül gibi karın varken elin evli kadınlarıyla günü gün eden sen değil misin?”
Duyduklarıma inanmam ve algılamam epeyce sürdü. Annemin kapıyı sertçe çarpmasıyla gerçek dünyaya geldim. Ben canımdan çok sevdiğim karımı mı aldattım? Hem de evli biriyle. Ortada büyük bir yanlış anlaşılma olmalıydı.
Tekrar kapıyı yumrukladım.
“Anne aç kapıyı. Bir yanlışlık var. Beni tanımıyor musunuz? Ben hiç öyle şey yapar mıyım?”
Kapı açılmadı ama kapının arkasından “Attığın mesajları herkes gördü. Baban polisi aradı. Git yoksa polis seni götürecek.” Dedi.
“Ne mesajı? Ben mesaj falan atmadım.”
Bir daha cevap gelmedi. Yarım saat boyunca dil döktüm ama kapı açılmadı.
Polis gelip beni evden uzaklaştırdı ve karakola götürdü. Bir çay ısmarladılar. Durumu anlattım. İnanır gibi yapıp beni uyararak saldılar.
Ortada dönen bir oyun vardı ama nasıl bir oyundu bulmam gerekiyordu. Her şey yavaş yavaş netliğe kavuşuyordu. Karımın o nefret dolu tiksindirici bakışları, hastaneye kimsenin gelmemesi, hepsi o ne olduğunu bilmediğim mesajlar yüzündendi.
İyi de ben kimseye mesaj atmadım ki.
Parkta oturmuş içerken mesajı düşünüyordum. Ne yazıyordu? Kime atılmıştı? Kim atmıştı?
Anneme bir mesaj attım. Ona yalvarıp yakararak o mesajın ne olduğunu bana göndermesini istedim.
Beş dakika sonra ss çekilmiş bir mesaj geldi.
-Seninle ateşli bir gece geçirmeyeli üç gün oldu ama ben hasretinden yanıp tutuşuyorum. Bugün buluşalım.
-Aşkım, ben de seni çok özledim. Yanıyorum. Dışarıda bekle kocamı gönderir göndermez gelirsin.
-Sabırsızlanıyorum. Bu numarayı sakın arama. Görüşürüz. Öpüyorum.
Gönderici numarası benimdi. Ama nasıl olur? Ben böyle bir mesaj atmadım ki? Atılan mesaja bakınca bir şey dikkatimi çekti. Tarih vardı. Mesajın atıldığı tarih ve saat net olarak belliydi.
O tarihi ve saati düşünmeye başladım. Çok düşünmeme gerek yoktu çünkü o tarihte eski iki arkadaşımla buluşmak için kafeye gitmiştik. Birden bire her şey açığa kavuştu.
Arkadaşım, şarjının bittiğini söyleyip telefonumu istemişti. Ben de vermiştim. On dakika kadar telefonum onun elindeyken biz diğer arkadaşımla eski günlerden konuşuyorduk. Tabi ya o on dakika içinde mesajlaşan oydu. Kadının kocası mesajları görünce haliyle benim attığımı sandı.
“Demek ölmedin.”
Gelen sesle irkildim ve kafamı kaldırdım. Beni döven adam elinde tabancayla öfkeli bir şekilde bana bakıyordu.
“Yarım kalan işimi bitirmeye geldim.”
“Dur bir saniye. Büyük bir yanlış anlaşılma var. O mesajı ben atmadım, arkadaşım benim telefondan atmış.”
“Tabi tabi kesin öyledir. Şerefsizin çocuğu. Yuvamı yıktın. Çektiğim acıyı çekmen için ben de senin yuvanı yıktım. Senin yüzünden insan içine çıkamadım. Aynısını sana da yaşattım. İçim soğur sandım ama soğumadı. Karımla geçirdiğin o dakikalar aklımdan bir türlü çıkmıyor.”
“Ben yapmadım. İnan bana ben yapma...”
Tabanca sesini duyduğumda acı hissetmedim ama birkaç saniye sonra göğsümde yanma başladı ve arkaya doğru devrildim.
“Ben B-ben yap-dım...”
Erkan Aksu
Yorumlarsanız sevinirim. İlk hikaye profilimde