Haksız olduğunu anlayan mert bir insan göreceği cezaya kızmaz değil mi? Açlığa susuzluğa uğrasa, soğukta da kalsa, bunları ettiği haksızlığın yerinde bir karşılığı sayar. Ama tam tersine bir haksızlığa uğradığını görünce, o zaman kızar, karşı kor, hak bildiği bir şey için savaşır. Yılmadan türlü cefalara katlanır. Aç susuz kalır, ya kazanır, ya ölür sonunda. Yahut da aklı onu yatıştırır. Çobanın, köpeğini çağırıp, susturduğu gibi...
Değerli insan kendine yeter, tek başına yaşamanın tadına varabilir. Herkesten daha az arar başkalarını. Oğlundan, kardeşinden, varlığından yoksun edilmek onu yıkmaz. Başına böyle bir felaket geldimi, ağlayıp sızlamaz. Herkesten kolay katlanır bunlara. Demek bu ağlayıp sızlamaları ünlü kahramanlara değil, kadınlara, hem bayağı kadınlara ve aşağılık erkeklere bırakmalıyız.
Laertius, Sokratesin ölümünden sonra Atinalıların pişman olduklarını, suçlamaları yapan Anytos ve Lykon'u sürgüne gönderip Melotos 'u ölüme mahkum ettiklerini ve Sokratesin bakırdan heykelini dikdiklerini söyler.
Kaynak.
" Digones Laertius / Büyük filozofların yaşamı"...