Acil çözüm bekleyen pratik bir mesele
hakkında ruhani şeylerle ilgili bir teorisyenin
nasihat vermesi istendiğinde sonuç
gördüğünüz gibi pek verimli olmuyor....
Yani
insanoğlu savaş arzu ettiği zaman, içinde
kimi soylu, kimi basit, kimi açıkça ilan
edilmiş, kimi hiç dile getirilmemiş çok
sayıda güdü etrafında birleşerek hareket eder. Bunları saymaya hiç gerek yok.
Saldırma ve yıkma arzusu da kesinlikle
bunlardan biridir. Tarihte ve günlük
yaşamımızda yer alan sayısız zulüm onun
varlığını ve gücünü temin eder.....
Hipotezimize göre insanın
sadece iki tür içgüdüsü vardır: Koruma ve
birleşme arayışında olanlar(cinsel) ve yıkma ve öldürme arayışı içinde
olanlar. Bu ikinci türü, saldırgan ve yıkıcı
içgüdüler olarak birlikte gruplandırıyoruz....
Görüldüğü üzere, bu aslında sizin kendi
bilim dalınızda da bir rol oynayan çekme ve
itme kutuplaşması ile kökten bir ilişki içinde
olan Aşk ile Nefret arasında evrensel olarak
bilinen karşıtlığın teorik açıklamasından
başka bir şey değildir....
Böylece çıkar çatışmalarının şiddet yoluyla
çözümünün toplumun içinde bile engellenemediğini görüyoruz. Fakat
insanların birlikte yaşadıkları yerlerde
kaçınılmaz olan günlük gereksinimler ve
ortak kaygılar bu tür mücadeleleri hızlı bir
sonuca ulaştırmaya yatkındır ve bu gibi
koşullarda barışçıl bir çözüm bulunma
ihtimali giderek yükselir....