"Öğüt yok artık, herkes yarasını slogan sanıyor,
Söz çok, anlam yok; suskunluk bile daha dürüst kalıyor."
Fonlu medya, kendi içindeki çürümeyi görünmez kılmakta ustadır. Epstein skandalı bunun en çıplak örneklerinden birisidir. (Yeni Doğan çetesi, Adnan Oktar tarikatı, 6 şubat depremi sonrası kaçırılan çocuklar ve daha gündeme gelmeden alelacele üstü kapatılan olaylar zinciri) Sistemsel bir suç ağı, bilinçli olarak “tek bir sapkın adamın hikayesi”ne indirgenir. Çünkü gerçek konuşulursa, taşlar yerinden oynar.
Batı’da suç “münferit”tir; Doğu’da ise “kültürel”. Aynı eylem, fail Batılıysa istisna; Müslümansa adi sayılır. İşte ahlaki üstünlük retoriği tam burada devreye girer.
Epstein dosyası devletlere, istihbarata, malum politikacılara dokunduğu anda “komplo teorisi” damgası vurulur. Soru soranlar susturulur, itibarsızlaştırılır. Ardından sahne değişir: İslamafobi, başörtüsü krizleri, göçmen korkusu, kavmiyetçilik çatışmaları vs. vs. örnekler uzar da uzar… Halkın öfkesi yukarıya değil, yanındaki “öteki”ne yöneltilir. Bu artık sadece manşetlerle değil, algoritmalarla da yapılır. "Güçlü" olarak lanse edilen isimleri içeren içerikler görünmez olurken, İslamofobik söylemler “etkileşim alıyor” diye öne çıkarılır. Buradaki gölge yasaklar sessizdir ama etkilidir.
Zamanlama ise asla tesadüf değildir. Medya gerçeği örtmek için ‘korku’yu kullanır. Suçu yukarıdan aşağıya değil, yatayda dağıtır ki sistem sorgulanmasın, kuru kalabalık şahıslardan öc alsın, günah çıkartsın. Ve neticede kendi içimizde bizleri öğütmeleri kolay olsun. Esasen eş zamanlı sistematik uygulamaya geçilmeden bizden ne istediklerini söyleyeyim: “Gördüğüne değil, gösterilene inan. Göm kafanı kuma, rahatın bozulmasın aman ha!”
• ALİ KARAKOÇ